21 Ağustos 2017 Pazartesi

  • 3,498 TL
  • 4,135 TL
  • 145,66 TL
  • 108.615
BURSA 25°

Atatürk’ün evlat edindiği Bursalı kız: Sabiha Gökçen

Atatürk’ün evlat edindiği Bursalı kız: Sabiha Gökçen
  • 347

“…Bursa’da bir eski zaman avlusundan kopup, İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda nasıl noktalandığını düşünüyorum. Kaç yıldır bu dünyadayım? 1913’den bu yana hesap edin. Ama bu sürenin ne kadarını yaşadığımı sorarsanız, kısadır ömrüm… Hem de çok kısadır… Döner derim ki size: ‘1925’ten 1938’e hesap edin!”- Sabiha Gökçen

01 Ağustos 2017 Salı 16:46 GÜNCEL

-Yüksel Baysal-

Öksüz bir insan düşünün… Okuyor, önemli işler başarıyor, büyük bir ülkenin, Türkiye Cumhuriyeti’nin lideri oluyor. Ömrü askerlikle, savaşla, kavgayla geçiyor. Kanla ve irfanla bir Cumhuriyet kuruyor.

Mazlum ulusların ışığı oluyor. Emperyalistleri dize getiriyor. Ama öksüzlüğünü hiç unutmuyor.

Muhtemelen hem bu nedenle, hem de eğitimli bir kuşak amaçladığı için tam 10 çocuğu evlat ediniyor.

Evet, tam 10 çocuk… Üçü cumhuriyet öncesinden… Ömer, Abdurahhim, İhsan… Cumhuriyet sonrasında özelikle kız çocuklarına sahip çıkıyor. Sabiha, Afet, Rukiye, Nebile, Ülkü ve de erkek olarak Sığırtmaç Mustafa… O büyük insan yani Mustafa Kemal Atatürk, bir yandan devlet işleriyle ilgilenirken, bir yandan da evlatları ve onların eğitimleriyle de özel olarak ilgileniyor.

Her birinin çok özel, çok anlamlı yaşam öyküleri var. Daha önce Şehrengiz dergisinde Cumhuriyet’in ilk yıllarında Bursa’da eğitim gören Afet İnan’ı kaleme almıştım. İlköğretimini Bursa’da gerçekleştiren Afet İnan’ı kızı Arı İnan’ın yazdığı yaşam öyküsünden alıntılar yapmıştım. Bu yazıda size yine aynı dönemde Bursa’da doğmuş, 12 yaşına kadar bu kentte kalmış Bursalı Sabiha Gökçen’in yaşam öyküsündeki Bursa’yı anlatacağım.

‘ATATÜRK’LE BİR ÖMÜR’

Bir süre önce, Mustafa Kemal ve Cumhuriyet’e olan kiniyle kalbi mühürlenen adını anmak istemediğim bir densiz kişi, Sabiha Gökçen’in Ermeni kökenli olduğunu, havaalanına verilen ismin kaldırılması gerektiğini söylemişti. 1981 yılında “Atatürk’le Bir Ömür” adı altında anılarını kitaplaştıran Sabiha Gökçen, bu kitapta, babasının, Abdülhamit tarafından, Edirne Vilayeti Başkatipliği’nden Bursa’ya sürgün gönderilen Hafız Mustafa İzzet’in kızı olduğunu anlatır. Annesinin adının da Hayriye olduğunu belirtir. 6 çocuklu bir ailenin son çocuğu olarak 1913 yılında Bursa’da dünyaya gelir Sabiha Gökçen… Anılarının en başında, önce babasının ve sonrasında annesinin hastalıklardan ötürü ölümü üzerine Neşet ağabeyi ile Saime ablasının kendisine baktığını söyler. Kitabında ailesinin bütün bireylerinden ve akrabalarından söz eder Sabiha Gökçen… Ailesinde Ermeni ismiyle anılan tek bir kişi yok, nereden çıkarıldı Ermeni kökenli olduğu, anlaşılır gibi değil…

Daha doğrusu nedir bu Atatürk’ün kendisine ve yakınlarına karşı aşağılık iftiralar?

Neyse biz dönelim Sabiha Gökçen’in öyküsüne… Çocuk yaşta öksüz ve yetim kalan Sabiha, çocuk yaşta bile Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyetin öneminin farkında olabilen bir bilince sahip. Anlatımlardan anlaşılıyor ki, babasının çok kitap okumasından ve aydın bir ailede yetişmiş bir çocuk Sabiha Gökçen… Ancak onun makus talihi, 1925 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün Bursa’ya gelmesiyle değişiyor. Çünkü Sabiha Gökçen’in kaldığı ev, Mustafa Kemal Atatürk’ün köşkünün hemen yanında bulunuyor. Sabiha Gökçen’in ağabeyi Kurtuluş Savaşı’nda askerlik yapmış, dönemin devlet bürokrasinin güvendiği bir isim. Bundan ötürü Atatürk’ün kalacağı köşkte görevlendirilmiş.

İşte bu durum Atatürk’le tanışma isteği duyan ve bunu içinde bir umut olarak taşıyan Sabiha’nın umudunu arttırıyor. Gazi’nin bahçede olduğunu gören Sabiha, çitleri atlayarak, Mustafa Kemal’le görüşmek için hamle yapıyor ancak korumalar engelliyor. Askerlerle yaptığı konuşmayı duyan ve gören Mustafa Kemal, çocuğun yanına gelmesini emrediyor. Sabiha heyecanla Gazi’nin yanına gidiyor ve elini öpüyor. Mustafa Kemal, küçük Sabiha’dan ne istediğini soruyor, o da annesinin, babasının hastalık nedeniyle yaşamını yitirdiğini söyleyerek okumak istediğini belirtiyor. Mustafa Kemal, bu küçük çocuğun isteğine şaşırıyor ve “Sahi mi? Okumak mı istiyorsun çocuğum?” diye bir kez daha soruyor. Ve sonra o önemli kararı veriyor, Sabiha Gökçen’i diğer kız çocuklarıyla birlikte manevi evlat edinerek, Ankara’ya Çankaya köşküne götürüyor.

‘1925’TEN 1938’E’

Kitabın girişinde yaşam öyküsündeki bu çizgiyi şöyle özetliyor Sabiha Hanım:

“Gün ışıdı ışıyacak, Ankara’da sabah oluyor handiyse… Günün ilk ışıkları Anıtkabir’e vuruyor. Oradan yansıyıp yayılıyor dalga dalga görkemli şehrin üzerine. İşte bu alaca aydınlıkta düşünüyorum yaşamımı… 1925’lerden bugünlere hangi dalgalardan, hangi türkülerden, hangi acılardan ve neşelerden geldiğimi… Bursa’da bir eski zaman avlusundan kopup, İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda nasıl noktalandığını düşünüyorum. Kaç yıldır bu dünyadayım? 1913’den bu yana hesap edin. Ama bu sürenin ne kadarını yaşadığımı sorarsanız, kısadır ömrüm… Hem de çok kısadır… Döner derim ki size: ‘1925’ten 1938’e hesap edin!”

SABİHA GÖKÇEN’İN ANLATTIĞI BURSA

Sabiha Gökçen’in sözlerinden doğduğu kente çok özel bağla bağlı olduğunu anlıyorsunuz…

Önce işgal altındaki Bursa’dan söz eder Sabiha Gökçen…

“Bursa, Osmanlı İmparatorluğu’nun bu ilk başkenti, daha düne kadar düşman işgali altında değil miydi? Ve ben ve tüm ailem, bütün Bursalılarla bu kör talihin zincire vurduğu kaderimizi yaşamıyor muyduk? Zaman zaman o anıtsal camilerimizden yükselen ezan seslerinde, en büyük acının, kırık dökük, hüzün dolu ezgisini duyuyorduk içimizde.”

Sonra işgal günlerinde anlatılan olayları sıralar bir bir:

“Dün gece gene evleri basmışlar!”

“Genç, ihtiyar, erkek, kadın, çoluk çocuk demeden alıp götürmüşler!”

“Artık ezana da müsaade etmeyeceklermiş!”

(Yunan işgali altında kalsak keşke diyen Fesli Kadir’e kapak olsun!)

1924 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün Bursa’ya ilk gelişini de anlatır Sabiha Gökçen:

“… Gece fener alayları yapılıyor, davullar, zurnalar çalıyor, halk geç vakitlere kadar sokaklarda marşlar söylüyordu. İnsanlarımız değişmeye başlamıştı. Hemen hemen mutsuz kimseye rastlanmıyordu artık. Evlerin pencereleri açık duruyor, kapıların ardına büyük demir tutaklar vurulup kilitler döndürülmüyordu. Düşmanın ölüm kokan naralarının yerini, kendi askerlerimizin, Mehmetçiklerimizin yanık yanık söyledikleri, duygu dolu memleket havaları almıştı. Güleçti yine Bursalılar. Sevecendi gene Bursalılar.

Yaşam gerçekten de çok ama çok çabuk değişiyordu. Gazi Mustafa Kemal Paşa, bütün yurdu dolaşıyor, dinlenmek nedir bilmeden kendisini adadığı ulusunu çağdaş uygarlık düzeyine eriştirebilmek için insan üstü bir gayret sarf ediyordu. Bursa’yı çok seviyordu dediklerine göre… Tabiatın buraya bahşetmiş olduğu nimetler onu adeta büyülüyordu. Bunu, akşamları evde konuşulanlardan duyuyor, öğreniyordum.

Bilmem Bursa’yı yakından bilir misiniz?

O eski, insanı kendine çeken, görkemli ağaçlarla, görkemli yapıtlarla tarihi yapıtlarla dolu Bursa’yı kendine özgü bir kokusu olan kışı başka, yazı başka güzel olan Bursa’yı… Şayet bu Osmanlılar döneminde de, Cumhuriyet döneminde de ayrı bir yeri olan Bursa’da uzun süre kalmışsanız oradan kolay kolay kopamazsınız. Havası ile suyu ile insanları ile ipek böcekleri ile bir garip tutku olup çıkar Bursa’da yaşamak sizin için…

 

Bizim evin de böyle bir eski zaman avlusu vardı. Acılı günlerimizi, mutlu günlerimizi, işgal günlerinin uğursuz saatlerini, kurtuluş günlerinin kutsal anlarını hep bu avluda yaşamışımdır. Bir tutkudur demiştim ya Bursa’da yaşamak oraya alışmış olanlar için inanın bu doğru bir söz, doğru bir görüştür. Kopamaz insan bu yeşil yurt toprağından… Memursanız tayininiz çıkar başka yere giderken yüreğinizin bir parçasını bu şeftali diyarında, Ulu Cami’nin asırlık çınarları altında bırakırsınız. Ordu mensubuysanız oradan ayrılırken rütbenizi kaybetmiş gibi olursunuz.

GAZİ PAŞA’NIN KIZI

İşte ben de Bursa’dan koparken bu duyguların içinde bocalıyordum. Hayatım renkleniyor, geleceğim ışıl ışıl parlıyordu Gazi Paşa’nın kızı olarak… Ama yıllarımı geçirdiğim bu ev, bu bahçe, bu serin avlu artık geride kalıyordu. Aslan ağzına dudaklarımı dayayıp kana kana istediğim serin suları içemeyecektim. İpek böceklerinin kozadan çıkışını mucize yaratışlarını seyredemeyecektim.

Bu eski zaman avlusuna oturdum Bursa’dan ayrılmadan bir gece önce. Gökte yıldızlar ateş böcekleri gibi ışıl ışıldı… Bahçe bayıltıcı bir çiçek kokusuyla donanmıştı… Bana anlatılanları ya da yaşadığımı düşünüyorum son kez bu avluda. 22 Mart 1913’de Bursa’da doğmuşum…”

Sabiha Gökçen’in anılarında bundan sonra Bursa konusunda fazla bir bilgi yok.

Ancak Atatürk ve Cumhuriyet yıllarını birinci ağızdan, ayrıntılarıyla bu kitapta görebilirsiniz.

Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklarına davranışları, nasıl eğitim aldıkları, diğer kamu otoriteleriyle ilişkilerini gözlemleyebilirsiniz.

Lütfen, kitaplığınızda yoksa, alın okuyun ve Mustafa Kemal’in farkına bir kez daha tanık olun!

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

DİĞER HABERLER

ÇOK OKUNANLAR

YAYINLARIMIZ

SONRAKİ HABER

Marmara'da köpek balığı istilası

Marmara'da köpek balığı istilası