19 Ağustos 2017 Cumartesi

  • 3,519 TL
  • 4,138 TL
  • 145,43 TL
  • 107.202
BURSA 33°

Bursa’nın, işgalin, kurtuluşun romanı: KUVVA

Bursa’nın, işgalin, kurtuluşun romanı: KUVVA
  • 299

Bu kitap; Kuvayimilliye’nin, Dağ Müfrezesi’nin, çarıklı dağ köylülerinin, Yörüklerin, Bursa’nın romanıdır. İşgalin, kurtuluşun, var olma mücadelesinin kısa bir özeti olmasının yanında İslam’ın mapustaki yoldaşı, ustası, babası saydığı Nazım Hikmet’li yılların da tanığıdır…

01 Ağustos 2017 Salı 16:42 GÜNCEL

Bursa… Kimine göre evliyalar şehri; neredeyse her sokağında bir Allah dostunun, bir velinin yattığı, feyziyle, manevi iklimiyle korunup kollanan şehir. Kimine göre sultanlar, şehzadeler şehri. İlk payitaht.

Bursa… İşgal edildiğinde milli iradenin ilk tezahürü Büyük Millet Meclisi’nin kürsüsüne, simsiyah örtüsüyle milletin utancını örter gibi serilen şehir.

Hamamları, kozası, dağı, denizi, şeftalisi, çarşıları, hanları, mimarisiyle hem Selçuklulardan hem de Osmanlılardan izler taşıyan kubbeli, kemerli camileriyle güzeller güzeli Bursa.

Düşman çizmesi altında 8 Temmuz 1920 gündüzünden 10 Eylül 1922 gecesine değin geçen 2 yıl 2 ay 2 günlük sürede düşmana teslim olmuş, kıpırtısız görüntüsünün ardında için için kaynayan, dağlarında direnişin, evlerinde baş eğmemenin ilmek ilmek dokunduğu, efelerin; kısaca Kuvayı Milliye’nin, KUVVA’nın şehri.

KUVVA… Bir roman. Bursa’nın Yunan işgali zamanını, kurtuluş öyküsünü, Nazım Hikmetli yılları, birbirinden ilginç yaşanmış olaylarla okuyucularına sunuyor. Romanın yazarı Süleyman Işık adı okurlarımız için yabancı gelmeyecek. Yeni Dönem’de pazar günleri yazdığı iş öyküleriyle keyifle okuduğumuz bir yazarımız.

KUVVA’nın ilginç bir de yazılış öyküsü var. Bu sayımızda Bursa’nın yakın tarihini ele alan bir kesit roman özelliğini taşıyan KUVVA konusunda yazarı Süleyman Işık’la konuştuk.

-Aklınıza böyle bir roman yazma fikri nereden geldi?  

SÜLEYMAN IŞIK – Ben Bursa’nın dağ köylerindenim. Keles’in Belenören köyünden. Köyün tarihi Bursa’nın fethine kadar gidiyor. Bir gün bir yakınım, amcasının yaklaşık 90 yıl önce yazmış olduğu anılarının yazılı olduğu defteri bana vererek ‘Sen gazetecisin. Bak bakalım; bu anılardan bir şeyler çıkar mı?’ diye sordu. Anıları büyük bir heyecanla inceledim. Deftere Latin harfleriyle yazılmış anılarda köye gelen çetelerin köylülere yaptıkları zulümlerle kırık dökük bir aşk hikâyesi Ege şivesine kaçan bir ağızla anlatılmıştı.

Anılarda sık geçen kişileri bir kez daha irdelediğimde amcam İslam Işık’tan sürekli bahsedildiğini görünce şaşırdım. Bu kez amcamın izini sürmek için köyün yaşlılarına ve bilhassa babaanneme sorular sordum. Aldığım her yanıt, ulaştığım her ipucu beni hayrete düşürdü.

 

– Ne gibi örneğin…?

SÜLEYMAN IŞIK – Tam üç buçuk yıl boyunca arşivleri dolaştım, yüzlerce kitabı taradım, sayısız röportajlar yaptım. Bu süreçte dedemin, amcamın ve köyümden bir çok kişinin 10 Eylül 1922 akşamı Bursa’ya ilk giren Kuvayı Milliye müfrezesi içinde olduğunu, büyük amcamın Atina’da esir kampında yıllarca kaldığını, amcam ve dedemin istihbarat faaliyetlerinde bulunduğunu şaşkınlıkla öğrendim.

 

– Bir anlamda roman sayesinde ailenizi tanıdınız…

SÜLEYMAN IŞIK – Kesinlikle öyle. Hatta komik şeyler de oldu. Bir olayı aydınlatmak için tam 3 ay Abdürrezzak Efe’nin izini sürdüm. Elimdeki tek bilgi, Piremir tarafında bir zamanlar oturmuş olduğuydu. Sonrasında öğrendim ki, Abdürrezzak Efe’nin son evlendiği hanımı bizim köydenmiş ve uzaktan akrabaymışız.

 

– KUVVA, okurlarına ne vaat ediyor? Okumak için ne gibi nedenleri var?

SÜLEYMAN IŞIK – Bir defa baş döndüren bir olaylar zinciri söz konusu. Kolay adapte olacakları dağ şivesiyle karşılanacaklar. KUVVA’da, direnenleri, teslim olanları, işbirliği yapanları, savaş koşullarında yaşanan aşkları, zulümleri, ihaneti, zulmü, çaresizlikle harmanlanmış yiğitliği bulacaklar. Dağın önüyle arkasıyla yaşananlar, bir film izliyormuşçasına okurların zihinlerinde yer edecek.

 

– Film dediniz de; Vatanım Sensin’den sonra sanki insanlar 1920’lere, Kurtuluş Savaşı’na  odaklanıp dikkat kesilmişken KUVVA senaryolaştırılıp çekilebilir mi?

SÜLEYMAN IŞIK – Neden olmasın? Geçmişini sürekli aşağılayan baştakilere inat Türk toplumu, kendi var olma savaşını, kurtarıcılarını merak ediyor. Özellikle gençlerde bu ilgi oldukça yoğun. Şöyle düşünün; kendisi için bir hezimet olan Vietnam Savaşı’na dair yüzlerce film çeken Holywood’a karşılık Yeşilçam’da bu ülkenin tarihindeki en önemli olay olan Kurtuluş Savaşı’na dair çekilen film sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Diğer taraftan, benim tespitlerime göre KUVVA, Kurtuluş Savaşı’nı konu alan 11. Roman. Gerisini siz düşünün.

KUVVA’da bir filme çok gelecek olaylar dizisi, kişiler, mekanlar mevcut. Anlatılanların gerçek olması, işin bir başka cazip yönü. Eğer film olarak çekilirse, Bursa’nın yakın tarihine de anlamlı bir not düşülmüş olur.

– Roman bu hafta okurlarıyla buluşacak. Yayın öncesi okuması için kimseye verdiniz mi? İzlenimler nasıl?

SÜLEYMAN IŞIK – KUVVA’yı yayın öncesi kültürüne güvendiğim çok sayıda dostuma okuttum. Ortak izlenim şu: Çok akıcı. Bunun nedeni, konuşur gibi yazma alışkanlığım. Köşe yazılarını bile konuşur gibi yazmaya çalışıyorum.

Okuyanların aktardığı bir başka husus da romanda çok sayıda kişi, olay, mekân olmasına karşın birbirine karışmaması.

Şundan eminim; KUVVA, ilk bölümünden itibaren okuyucusunu saracak ve peşinden 1920’lere, işgal yıllarına, kurtuluşa, Nazım’lı, Demirkıratlı yıllara peşinden sürükleyecek.

 

– Nazım Hikmet, KUVVA’da ne şekilde yer alıyor?

SÜLEYMAN IŞIK – Romanın kahramanlarından İslam, Nazım Hikmet’le Bursa Cezaevi’nde yıllarca aynı koğuşta kalıyor. Nazım, ona resim yapmayı öğretiyor. Birlikte mahpusların resimlerini yapıp satıyorlar. Aşağıdaki resim, bir fotoğraf değil. Nazım Hikmet tarafından kara kalem ve kopya kalemiyle yapılmış bir portredir.

– Resimdeki kim? Ne kadar canlı?

SÜLEYMAN IŞIK – İslam. Yani KUVVA. Bursa Cezaevi’nde yapılmış. 12 Eylül döneminde Nazım Hikmet’in imzası sıkıntı yaratır diye resimden traşlanmıştı.

Nazım Hikmet, İslam’a özel ilgi göstermiş ve Kuvayı Milliye milisi olduğundan ona ‘Hep Kuvvacı kal’ temennisiyle Kuvva lakabını takmış. Sonradan lakap değişmiş ve koğuşta  Keşiş Dağlı diye anılmış.

 

– Sanki buradan bir öykü çıkacak gibi… Yanılıyor muyum?

SÜLEYMAN IŞIK – Yok yanılmıyorsunuz. Dilerseniz öyküyü KUVVA’daki bir bölümden okuyayım…

Koğuşun hatırlı kişisi Kasım Ağa, portesini yapsın diye Nazım Baba’nın karşısına oturalı neredeyse bir saat olmuştu. İslam, iş üstünde Nazım’ın mimiklerini, resim yaptığı kişiye hangi açıdan, nasıl baktığını, fırçayı tutuşunu, zaman zaman gözlerinde parlayıp sönen ışık pırıltılarını; hâsılı hiçbir ayrıntıyı kaçırmaksızın izliyor, beynine nakşediyordu.

Nazım, resim yaparken adeta başka bir dünyaya gömülüyordu. Şiir yazarken ki gibi değildi. Yarım saattir İslam’ın onu seyrettiğinin farkına varmış mıydı acaba?

Nazım, bir önündeki resme, bir Kasım Ağa’ya baktıktan sonra ‘Yarın devam edelim mi?’ diye sorunca karşısındaki kır saçlı, yün paltolu, göbekli adam toparlandı. Eliyle eyvallah edip yürüdü.

Nazım boyaları toparlarken yanına İslam yanaştı.

‘Baba’ dedi.

-Hani şu senin Keşiş Dağı’ynan alagalı şiirin va ya. Geçen gün okuduydun.

-Evet.

-Keşiş Dağı’nın iresmini yapsana.

-Nerden çıktı bu İslam?

-Benim dediğim gibi yapacan amma.

-Nasıl bir resim olacak anlat madem.

-Bilirsin Usda, ben dağın öte tarafındanım. Çocukluğumdan beri Keşiş Dağı’nı ineğe benzetirim. Hele garlar eriyince dağ, bildiğin alacalı ineğe döner.

-Tuhaf.

-Öle bi inek ki, başı hep bizim tarafda. Ne vesek doymuyo. Memeleriyse ova tarafında. Biz besleyoz, ovalıla sağıyo.

Nazım ağız dolusu güldü.

-Senin bu inek tam kapitalistmiş İslam…

-Ne diyon Usda? Yapacan mı iresmi?

-Bence fikir seninse resim de senin olmalı. Yardım istersen o başka. İlahi İslam, penceremden Keşiş Dağı’na değil de bir ineğe bakacağım bundan sonra desene.

Nazım gülmeye devam ediyordu. Yanlarına gelen Raşit Kemali’yi (Orhan Kemal) fark edince ona yatağın kenarını gösterip İslam’ı işaret etti.

-Bu adamı hafife alma Raşit. Bu var ya, hasırın altından Mısır’ı seyredenlerden.

Raşit Kemali, meseleyi tam anlamasa da kahkahada Nazım’a eşlik etti.

Daha önce koğuşta Kuvva diye anılan İslam’ın Nazım Baba nezdindeki lakabı o günden sonra Keşiş Dağlı oldu.

 

– Anlaşılan KUVVA’yı keyifle okuyacağız. Kaleminize sağlık.

Not: Her satırını merak ve heyecanla okuduğumuz bu kitap dergimiz yayına hazırlanırken kitapçı raflarındaki yerini aldı bile.

-Ne diyon Usda? Yapacan mı iresmi?

-Bence fikir seninse resim de senin olmalı. Yardım istersen o başka. İlahi İslam, penceremden Keşiş Dağı’na değil de bir ineğe bakacağım bundan sonra desene.

Nazım gülmeye devam ediyordu. Yanlarına gelen Raşit Kemali’yi (Orhan Kemal) fark edince ona yatağın kenarını gösterip İslam’ı işaret etti.

-Bu adamı hafife alma Raşit. Bu var ya, hasırın altından Mısır’ı seyredenlerden.

Raşit Kemali, meseleyi tam anlamasa da kahkahada Nazım’a eşlik etti.

Daha önce koğuşta Kuvva diye anılan İslam’ın Nazım Baba nezdindeki lakabı o günden sonra Keşiş Dağlı oldu.

 

 

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

DİĞER HABERLER

ÇOK OKUNANLAR

YAYINLARIMIZ

SONRAKİ HABER

Atatürk’ün evlat edindiği Bursalı kız: Sabiha Gökçen

Atatürk’ün evlat edindiği Bursalı kız: Sabiha Gökçen