21 Eylül 2017 Perşembe

  • 3,514 TL
  • 4,188 TL
  • 146,24 TL
  • 105.064
BURSA 23°

Srebrenitsa Barış Yürüyüşü - 8

Srebrenitsa Barış Yürüyüşü - 8
  • 580

Yazı dizimizin sekizinci ve sonuncu yazısında; ikinci kamp alanı, Barış Yürüyüşü’nün üçüncü günü, Potoçari’ye varış, kimliği belirlenen 71 kişinin bekleyen tabutları, 11 Temmuz 2017 Srebrenitsa Soykırımını Anma Töreni konularını irdeleyeceğiz.

24 Temmuz 2017 Pazartesi 10:15 GÜNCEL

Prof. Dr. Erkan IŞIĞIÇOK U.Ü. Öğretim Üyesi ve KALBİR Başkanı

9 Temmuz akşamında yerleştiğimiz ikinci kamp alanımız, birincisine göre biraz daha düz bir zemindeydi. Dün olduğu gibi bugün de hava sıcaktı ve aşırı nem vardı. İtfaiye destekli duşumuzun üzerine, burada da etrafı kolaçan etme amaçlı olağan AR-Ge faaliyetimizi gerçekleştirdik. Yine BBB’nin lojistik destek sunan aracıyla akşam yemeğimiz de geldi ve birlikte afiyetle yedik. Diğer çadırlardaki arkadaşlarla çay içmeyi ve sohbet etmeyi de ihmal etmedik. Dün 27 km ve bugün 25 km olmak üzere, iki günde toplam 52 km yürüdüğümüzden oldukça yorgunduk ve horlama senfonisi eşliğinde uyuduk.

  BARIŞ YÜRÜYÜŞÜ’NÜN ÜÇÜNCÜ GÜNÜ

10 Temmuz sabahı 07 civarında uyandık ve kahvaltımızı yaptıktan sonra çadırlarımızı topladık ve büyük çantalarımızı yine lojistik destek sağlayan BBB minibüsüne koyduk. Yan tarafımızda yer alan komşu çadırlardaki Boşnaklar ile koyu bir sohbete koyulduk ve Türk bayrakları ile Bosna bayraklarını birlikte salladık. Daha sonra, Mravinjci köyündeki kamp alanından Srebrenitsa’nın yakınındaki Potoçari’ye ulaşmak üzere yola koyulduk. Üçüncü gün de yoğun bir kalabalık ile yürüdük ve geçtiğimiz bölgelerin çoğunluğu Sırpların yaşadığı bölgelerdi. Camiler azalmış, kiliseler görülmeye başlanmış ve bazı yerlerde de Sırplara ait, sözüm ona anıtlarla karşılaşmaya başlamıştık.

Ayrıca, evlerin çatılarında Hristiyan veya Müslüman oldukları anlaşılan bir işaret vardı. Hristiyan evlerinin çatılarının yan taraflarında üçgen biçimli bir kırılım veya eğim bulunuyordu. Bu çatıları, bahçeleri, ormanı ve insanları gözlemleyerek 25 km yürüdüğümüz üçüncü gün de hava sıcak ve nemliydi. Böylece, üç günde toplam 77 km. yürümüş olduk. Bu net olarak rotada yürüdüğümüz mesafeydi. Kuşkusuz, rota dışında ve kamp alanındaki yürüyüşlerimizi eklediğimizde toplam 100 km yürüdüğümüzü söyleyebilirim. Nitekim bazı arkadaşlarımızın cep telefonlarındaki adım sayar programlar bu rakamı gösteriyordu. 

POTOÇARİ’YE VARIŞ

Üçüncü gün de bazen ormanlık araziden ve ağırlıklı olarak açık alanda ve asfaltta yürüdükten sonra Potoçari’ye ulaştık. 3 günde toplam 77 km yürümüştük. Potoçari’de geldiğimiz yerde meşhur akü fabrikası ve onun karşısında Potoçari Anıt Mezarlığı veya Potoçari Şehitliği vardı. Yürüyüş ekipleri dışında, farklı rotalardan başlayan motor ve bisiklet maratonları da vardı. Onlar da Potoçari’ye ulaşmışlardı.

Buradan otobüsümüzü bulmak üzere yola koyulduk. Bulunduğumuz noktayı tarif etmekte zorlanıyorum. Sağımızda Potoçari Anıt Mezarlığı veya Potoçari Şehitliği, solumuzda ise geniş bir park alanı, alanın ortasında BM gözetleme kulesi ve alanın devamında binlerce insanın işkenceye uğradığı akü fabrikası vardı.

Şehitliğin ortasında mevlit okunan ve cenaze namazı kılınan açık bir mescit alanı vardı ve bu alan 8 bin 372 kişinin adlarının yazıldığı eğimli bir alçak duvar ile çevriliydi. Bu alanın dışındaki zeminde 22 yıldır yatan ve sessiz çığlıklarını duyabileceğiniz, kimliği saptanıp defnedilen 7 binin üzerinde şehit vardı. Srebrenitsa soykırımına ilişkin sayının 8372… şeklinde ifade edilmesinin nedeni, soykırım sonucu öldürülenlerin sayısının çok daha fazla olmasıdır. Başlangıçta bağımsızlık savaşı olan ancak daha sonra dinler savaşına dönen ve 200 binden fazla insanın öldüğü Bosna Savaşı’nın, en acılı şehri olan Srebrenitsa’da 1 haftada soykırıma uğrayan 8 bin 372’den fazla insanın sessiz çığlıklarını hissetmemek mümkün değil. Tam karşıda ise BM gözetleme kulesi ile akü fabrikası utanç verici halleriyle hâla duruyor. BM askerleri savaş esnasında akü fabrikasını üs olarak kullanıyordu. Ancak daha sonra bölgeyi Sırplara terk edince bu fabrika işkence ve soykırım üssü haline geldi

KİMLİĞİ BELİRLENEN 71 KİŞİNİN BEKLEYEN TABUTLARI

Park alanında otobüsümüzü ve ekibimizi bulduktan sonra, otobüsün yanında akşam yemeğimizi tatsız bir biçimde yedik. Bir taraftan havanın sıcak olması, diğer taraftan da ortamın hüznü tadımızı kaçırmıştı. Aslında bu daha hiçbir şeydi. Asıl olanlar akü fabrikasının bir ünitesini ziyarete gitmemizle oldu. İçeri girdiğimizde pek kimse yoktu ve 8’erli dizilen 9 sıra yeşil tabutta kimliği bu yıl belirlenen 71 kişi yatıyordu. Biz dualarımızı ederken, bu kişilerin yakınlarının gelmesi ve her bir tabutun dört bir tarafında saygıyla ve hüzünle durmaları, küçük çocukların tabutların başındaki masumiyeti ve tekerlekli sandalye ile gelen gözü yaşlı bir ninenin meleğe bürünmüş yüz ifadesi gözümün önünden gitmiyor.

Bu duygu yoğunluğuna dayanmak mümkün değildi, gözlerim doldu, boğazım düğümlendi ve daha fazla dayanamadığımdan dışarı çıktım. Nefes almak üzere bir duvarın dibine oturduğumda, insanların kapı girişinde dizildiğini ve saygıyla ayakta beklediklerini gördüm. Tam biraz rahatlamıştım ki, içeriden tabutlar çıkmaya başladı. Üzeri numaralanmış ve kimlik bilgileri etiketlenmiş içleri kemik parçalarıyla dolu olan bu tabutlar o kadar hafifti ki, her birini 2 veya 3 kişi omuzlarında değil, başlarında ve neredeyse parmak uçlarıyla taşıyorlardı. Tarih 10 Temmuz 2017 idi ve bu tabutlar, 11 Temmuz’da yolun karşısındaki Şehitlik’te defnedilecekleri mezarların başına götürülüyordu. Biz de onlarla birlikte şehitliğe gittik ve orada yatanlara dua ettik, dünyanın hiçbir yerinde bir daha böyle acılar yaşanmaması için temennide bulunduk. Bütün bu yaşadıklarımız, ekipteki tüm arkadaşlarımızı o kadar etkiledi ki, oradan otobüs ile otelimize giderken nasıl gittiğimizi anlayamadık!

11 TEMMUZ 2017 SREBRENİTSA SOYKIRIMINI ANMA TÖRENİ

Otele ulaştıktan sonra, eminim birçok arkadaşım bu duygu yoğunluğunu hafifletmek için benim gibi dakikalarca duşta kalmıştır. İki gün üst üste çadırda kaldıktan ve üç günlük yürüyüşten sonra, uyumak bir yana adete sızmışım. 11 Temmuz sabahı dinlenmiş ve kendimize gelmiş bir biçimde uyanıp kahvaltımızı yaptıktan sonra, otobüs ile tekrar Potoçari Şehitliği’ne geldik. Şehitlikte dualarımızı yaptıktan sonra, mescit olarak kullanılan orta alanın etrafındaki eğimli kısa duvardaki şehitlerin adlarını inceledim.

Her aileden çok sayıda kişi vardı. Begoviç ve Mahmutoviç soyadlı kişileri de aradım ve hepsi için dua ettim. Diğer taraftan, bu yılki cenaze ve anma törenine Türkiye adına Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş ve TRT Genel Müdürü İbrahim Eren de katıldı. Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi’nin Boşnak Üyesi Aliya’nın oğlu İzzetbegoviç’in konuşmasının en anlamlı kısmı ise, ‘Srebrenitsa, Boşnakların en derin yarasıdır ve onlar bunu hiçbir zaman unutmayacaktır.’ şeklindeydi. Tören alanında okunan ilahiler ve binlerce kişinin kıldığı cenaze namazı ve ardından definleri günün özetiydi. Tören sonrasında, BBB Başkanı Recep Altepe ile park alanında buluştuk ve şehitliği Başkan ile birlikte tüm ekip olarak tekrar ziyaret ettik. Daha sonra, akü fabrikasının müze olarak kullanılan bir diğer ünitesini ziyaret ettik. İnsanlık suçu işlenen bu binanın görüntüsü bile insanı ürpertiyordu. Duvarlarında savaşın tüm izlerine ilişkin görüntüler, Sırpların acımasızlığını ve insanın insana zulmünü gözler önüne seriyordu. Aslında, bağımsızlık bahaneydi asıl olan dinler savaşıydı!

Bir hafta boyunca yaşadıklarımızı, sekiz gün boyunca özetlemeye çalıştım. Aslında daha çok şey yazılabilir. Ancak, bilgilendirme ve bilinçlendirme amacıyla yazdığım bu yazı dizisinin arşiv niteliğinde olmasını ve bir kitapçık olarak yayımlanmsını düşündüm. Bundan sona buraya gelecek olanlara fikir verebilecek bir eser olmasının fayda sağlayacağını düşünüyorum.

Son söz olarak, Srebrenitsa soykırımını iyi okumak ve doğru anlamak gerekir. Srebrenitsa Soykırımı’nın kabul edilmesine rağmen bu soykırımı hâlâ inkâr eden, unutturmaya çalışan ve umursamayan AB, ABD ve BM’nin hesaplarını bozmak gerekir. Her yıl düzenlenen törenlere daha fazla katılım sağlayarak, Türkiye’nin Bosna’nın yanında olduğunu Batılı güçlere gösterebiliriz. Böylece, Sırp yanlısı Hristiyan Batılı güçlerin dört maymunu oynamalarına engel olabilir ve görüyoruz, duyuyoruz, biliyoruz ve şeyimizde (umurumuzda) diyebiliriz.

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

DİĞER HABERLER

ÇOK OKUNANLAR

YAYINLARIMIZ

SONRAKİ HABER

Patates kızartması yemeyin

Patates kızartması yemeyin