21 Kasım 2017 Salı

  • 3,957 TL
  • 4,646 TL
  • 162,77 TL
  • 104.331
BURSA

Tahsin Bulut’tan özel açıklamalar

Tahsin Bulut’tan özel açıklamalar
  • 2037

Bursa kamuoyunun siyasi kimliğinden ötürü yakından tanıdığı Tahsin Bulut’la AK Parti’den ayrılışı, Akşener Hareketi ve sözcülüğünü yaptığı ‘Farklıyız, Birlikteyiz, Biz Türkiye’yiz’ girişimi hakkında özel bir röportaj gerçekleştirdik.

20 Ağustos 2017 Pazar 12:04 GÜNCEL

-N. Nuri Yavuz-

 Tahsin Bulut Kimdir?

Profesyonel mesleğim diş hekimliği, 32 yıldır bu mesleği icra ediyorum. Mesleğim dışında şehircilik ve mahalli idareler konusunda yüksek lisans sahibiyim. Dolayısıyla kamusal alanla ilgili olarak siyasal ve toplumsal sorunlara duyarlı birisiyim. 23 yıl aktif politikanın içinde yer aldım. Anavatan Partisi döneminde 10 yıl il meclis üyeliği yaptım. AK Parti’de belediye başkan adaylığı, il başkan yardımcılığı yaptım. Sonra Yerel Gündem 21 programını yönettim beş yıl boyunca. Şu anda Kamu Politikaları Enstitüsü adlı bir sivil toplum kuruluşunun başkanlığını yapıyorum.

  • Bursa kamuoyu sizi, öncelikle bir siyasi aktör olarak tanıyor. Bu noktada AK Parti’den istifa etme nedenleriniz de merak ediliyor. Nasıl ve neden üye oldunuz? Neden istifa ettiniz?

AK Parti, 2001 yılında kurulurken, benim partiye davet edilmem söz konusuydu. Adımız çeşitli görevler için geçti. Fakat o zaman Anavatan Partisi İl Genel Meclisi üyesi ve Grup Başkanvekili idim. 90’lı yıllar, siyasette kulvar değişikliklerinin, siyasetin kurumsal kimliğine çok zarar verdiği bir dönemdi. O dönemde adeta milletvekilliğinin borsası oluşmuştu. Bir çırpıda suyun bir tarafından öbür tarafına geçebiliyorlardı. Kurumsal kimliğe vereceği zararı düşünerek benim bir parti değişikliği yapmamın doğru olmayacağını, bir dostum aracılığıyla beni telefonla arayan Sayın Abdullah Gül’e söylemiştim. O tarihte Gül’ün ricasıyla Bursa’ya gelen kurucu iki milletvekiliyle görüşmüş ve onlara Türkiye’nin siyasal yönüyle ve kurulacak yeni partinin üstlenmesi gereken rolle ilgili görüşlerimi aktarmıştım. Benimle ilgili olan bölümde ise Anavatan Partisi’nin bitmesi halinde yeni bir siyasal tercih yapabileceğimi söylemiştim. Nitekim öyle oldu. Daha sonra AK Parti’ye davet edildim. Sayın Faruk Çelik, beni davet etti.

  • AK Parti’de siyaset yapmaya nasıl ikna oldunuz?

Tabii parti programını okudum. Partinin taahhütlerini gördüm. Hakikaten AK Parti, bir bakıma ANAP’ın yeni versiyonu gibi kurulmuştu. Yani toplumun tümünü kucaklama, kuşatıcı ve kapsayıcı siyaset yapma iddiasıyla ki programında hâlâ var bunlar, kuruldu. Muhafazakâr ayağı belki biraz daha ağır basan bir parti hüviyetindeydi. Bu da bizi rahatsız edecek bir şey değildi zaten. Nitekim başlangıçta hakikaten güzle işler yapıldı Türkiye’de. Kemal Derviş döneminde son koalisyonun aldığı önemli kararlar vardı. O kararları AK Parti çok samimi bir biçimde korudu. Özellikle ekonomideki istikrarı, mali disiplini hassasiyetle korudu. Ve Türkiye yavaş yavaş başarılı sonuçlar almaya başladı. 2006’da Yerel Gündem 21 programının Genel Sekreteri iken AK Parti, teşkilatlarda bir eğitim programı başlattı. Benim de eğitimci olmamı o zamanki İl Başkanımız Hayrettin Çakmak istedi. Biz dört arkadaş eğitim konusunda Ankara’ya gittik. ‘Siyasal Kimlik ve Dış Politika’ benim konumdu. Genel Merkez’de bir hafta kadar akademisyenlerin ve konusunda donanımlı milletvekillerinin katıldığı eğitimde yer aldık. Sonra biz, üç ay süreyle 17 ilçe teşkilatını eğittik. O eğitim döneminde benim AK Parti’nin lider kadrosu ve perspektifiyle ilgili şüphelerim vardı. ‘Acaba gerçekten bir fırsat bulduklarında bir gizli ajanda tutulacak mı, Türkiye’yi yönetme konusundaki bu kuşatıcı siyasette samimiler mi?’ diye şüphelerim vardı. 2006’da biz teşkilatlara şunu anlatıyorduk: ‘AK Parti’nin devlet-din ilişkilerine bakışı şudur; devletin dini olmaz. Devlet, bütün dinlere, bütün inançlara, bütün ideolojilere eşit mesafededir ve onlara özgürlük alanı açar. AK Parti, Başörtüsü gibi konularda devletin dayatma yapmaya hakkı yoktur.’ O jakoben anlayışı AK Parti reddediyor, aynı zamanda din üzerinden bir toplumsal dönüşüm projesi olmadığını söylüyor. Siyasal İslam ya da İslamcılık tezinin AK Parti’nin programı olmadığını söylüyor.” Ben, eğitimci olarak bu süreci yaşayınca AK Parti’nin bu dönüşümünün, Türkiye’yi yönetme iradesindeki bu yeni yaklaşımın gerçekten samimi olduğuna inandım. Ama ne yazık ki peyderpey bu inancımız zedelenmeye başladı.

  • Nasıl? Biraz açabilir misiniz?

Özellikle 2009’dan itibaren. Hem cumhurbaşkanlığı hem de diğer anayasal kurumları bir bakıma AK Parti’nin egemenliğine geçtikten sonra parti bütün eski reflekslerini nüksettirdi. Liseli yıllardan kalma, gençlik dönemine ait birtakım takıntılar ve sloganları devlet hayatına geçirmeye başladılar. Türkiye’de onlar ve biz üzerinden çok ayrıştırıcı, çok kutuplaştırıcı bir siyaset izlendi. Tabii burada toplumsal muhalefetin ve devletteki eski jakoben anlayışın da sorumluluğu var. AK Parti’nin meşruiyetini kabul etmeyen devletteki bir grup örgütlenmenin partiyi kapatmaya kalktığı yıllar AK Parti’nin en doğru icraatı yaptığı yıllardı. Belki onlar da partinin bu yanlış kulvara sürüklenmesinde rol sahibidir. Ama ben yine de AK Parti yönetimini eleştiriyorum. Niye çünkü siz devletin her yerine hâkimsiniz. Devletin bütçesi ve idaresi elinizde. Siz devleti idare ediyorsanız her şeye göğüs gereceksiniz. Toplumun ayrışması, bölünmesi, kutuplaşması gibi çatışmacı bir sürece sürüklenmesini bertaraf edeceksiniz. Ama bunu yapmadı AK Parti.

  • Eleştirmenizin başka nedenleri de var mı? İstifaya nasıl karar verdiniz?

Özellikle de liyakat esaslı bir kamu idaresi ve siyaset dönüşümünü yapmadı. Bunu beni milletvekili yapmadı diye demiyorum. Belediye başkan adayı yaptılar ki o konuda minnettarım. Ama aynı AK Parti’nin yerel dinamiklerinin hatta üst düzey siyaset yapanlarının bir bölümü, benim seçimi kaybetmem için çok ciddi mücadele verdiler ve bana seçimi kaybettirdiler. Bunu birçok kişi biliyor. Bu duruma karşı gereği yapılmadı. Sonraki dönemlerde il yönetiminde tekrar görev aldım teşkilat başkanı olarak. Birçok şeyin yanlış gittiğini söylüyordum aslında. Nitekim televizyon programlarına çıktığımda başka şeyler söylüyordum ki bazıları ‘Bu bize benzemeyen şeyler söylüyor’ diyordu. Mesela 2011’de biz bir temayül yoklaması yaptık. Orada ben beşinci olarak çıktım. Teşkilat başkanlığının teklifiyle yedi olarak yazıldı. Yanlış anlaşılır, Ankara’da kendinize torpil yaptığınızı zannederler diye. Ama listeye konulmadık mesela. Kişisel anlamda bir hırsım yok ama hizmet etmek istiyorsunuz, bir müktesebat oluşturmuşsunuz ve maddi manevi bir emek sarf etmişsiniz kaldı ki liyakat ölçeğinde de bu işe vakıfsınız ama size diyorlar ki ‘hayır, biz bilen adam istemiyoruz.’ Sadece el kaldırıp indirecek siyasal bir yapı istendi. Ben 2011’den beri bu hale muhtelif zeminlerde itiraz ediyorum. Aslında bu halden geriye dönüş olmayacağını biliyordum. O günden itibaren de AK Parti’nin hiçbir etkinliğine katılmadım. 2011’den itibaren partiyle olan bütün gönül bağım ve düşünce dünyam koptu. Uzun zamandır istifa etmeyi düşünüyordum. 2014 yılından itibaren çoktan istifa etmem gerekiyordu ama üyeliğimin bulunmasını çok da önemsemedim. Fakat son günlerde orada üyeliğimizin olmasını mahsurlu gördüm. Çünkü bir taraftan eleştiriyorum bir taraftan üyeyim, bu bir tenakuz anlamına geliyordu. Onu bertaraf etmek için istifa ettim.

  • Tabii zamanlaması itibarıyla da bu istifayı ele almak gerekiyor. Yeni parti beklentilerinin arttığı ve Akşener hareketinin partileşme bağlamında belirginleştiği bir döneme denk gelmesi acaba o yöne doğru bir hazırlık mı diye de düşündürüyor. Siz bu düşünceyi nasıl cevaplarsınız?

‘Benim Akşener Hareketi’yle şu ana kadar herhangi bir organik bağım yok. Herhangi bir teklif de yok. Ama açık söylemeliyim ki Akşener Hareketi’ni önemsiyorum ve orada aktif politika yapar mıyım bilmiyorum ama bu harekete bir seçmen olarak destek vereceğimi beyan edebilirim. Çünkü ben bu hareketin büyük bir hata yapmazlarsa Türkiye için bir muhalif çare olacağını düşünüyorum.

  • Harekete yönelik yapılan FETÖ’cü eleştirilerine ne diyorsunuz?

FETÖ’yle ilişkisi olmadığına inanıyorum. Zaten beyanlarında FETÖ ve PKK dışında herkese kapılarının açık olduğunu söylüyorlar. İyi bir kadro, iyi bir program ve kuşatıcı bir siyasetle yola çıkarlarsa gönüllü bir nefer olarak onlara destek veririm. Çünkü Türkiye’nin yeni bir siyasal harekete ihtiyacı var. İktidar yorgunluğu yaşanıyor. 15 yıllık iktidar gerçekten yıpratıyor. AK Parti bir güç zehirlenmesi ve yorgunluğu yaşıyor. Bu yorgunluk sadece taşra teşkilatlarında değil tepeden tırnağa tüm iktidarın yorgunluğudur. Bir iktidar yıpranması ve yozlaşmasıdır. Dolayısıyla Türkiye’nin yeni bir siyasal hareketi ikame etmesi gerekiyor. Ben, Akşener Hareketi’nin böyle bir hareket olduğunu düşünüyorum.

  • Bu noktada sizin de içinde bulunduğunuz “Farklıyız, Birlikteyiz, Biz Türkiye’yiz” girişimine geçmek istiyorum. Bu girişim fikrini biraz açıklayabilir misiniz?

Bu girişimden benim sonradan haberim oldu. Beni dördüncü toplantıya çağırdılar. Sonra beşinci toplantımızı yaptık. Altıncı toplantıyı da basın açıklamasıyla gerçekleştirdik. Hatta ben biraz daha beklenip fikir biraz daha olgunlaştıktan sonra basınla paylaşalım demiştim ama arkadaşlar Türkiye’nin bu alandaki acil ihtiyacının, bir an önce birlik ve beraberlik mesajının verilmesi gerektiğini belirttiler. Sonra basın bildirisini okuma sorumluluğunu bana yüklediler.

  • Bazı kesimlerce okuduğunuz bildiri, kaynağı siyaset olan sorunlara dokunması nedeniyle de fazla politik bulundu. Özellikle muhalif bir dil kullandığı ve iktidarı eleştirdiği konuşuluyor. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Bu basın bildirisi katiyen iktidara ya da AK Parti’ye karşı bir bildiri değildir. Biz bu ayrışmanın sorumlusunun AK Parti iktidarı olduğunu söylemiyoruz. Bu aslında Türkiye’nin siyasal kültüründen, ikliminden ve tarihsel köklere dayanan bir süreçten bahsediyor. Ama AK Parti döneminde de siyasal kutuplaştırıcı dilin çok yaygın ve fazla kullanıldığını, toplumda da yarışma hatlarını çok fazla belirginleştirdiğini söylemek mümkündür. Bu tümüyle AK Parti döneminin ürünü değildir. Bu girişimde AK Parti’ye karşı eylem asla değildir. Çünkü öyle olursa biz bu eylemimizle murat ettiğimiz şeye varamayız. Biz bu girişim içinde bütün siyasal partilerin temsilcilerini görmek istiyoruz. Çünkü bu girişim bir parti girişimi değil. Salt bir siyasal görüşün girişimi de değil. Başka partilerde mücadele eden başka siyasal görüşe sahip insanların kavgasız birlikte yaşama becerisini ortaya koyabilme amacına dönük bir eylemdir.

  • Toplumsal kutuplaşma, ayrışma iddianızı nasıl somutlaştırıyorsunuz?

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü, OECD’nin dünya genelinde yaptığı ve 2011’lerde yayınladığı bir rapor var. Sosyal Uyum Endeksi başlıklı çalışmada Türkiye, hem siyasal kutuplaşma hem sosyal uyum hem de farklı kimliklerin entegrasyonu bakımından maalesef dünya sıralamasında 120’nci olarak belirleniyor. Bu listede Suriye 125’inci sırada yer alıyor. Türkiye’nin nerede olduğunu Suriye’nin sırasından anlayabiliriz. Yine OECD araştırmasına göre toplumun birbirine güveni yüzde 10’lar seviyesinde bulunuyor. Bu rakamlar Türkiye’nin bu alanlarda âdete bir bölünme, ayrışma tehdidi ile karşı karşıya geldiğinin göstergesidir. Bunun sorumlusunun salt AK Parti olduğunu söylemiyoruz. Bunda tabii ki 15 yıllık iktidarın önemli bir sorumluluğu var ama geçmiş siyasal kültürün de bunda ciddi sorumlulukları var. Tabii bu uyumsuzlukta hızlı kentleşmenin de etkisi var. ‘Biz uyumsuzluğu nasıl bertaraf ederiz, nasıl bir barış projesi hayata geçirebiliriz’ diye düşünüyoruz.

  • Türkiye’de başka benzer hareketler de oldu. Bu girişimin onlardan farkı ne?

Bu girişimi tamamen Türkiye’nin ayrışmış halinden endişe edip kaygılandığımız için, ülke sevgisiyle yola çıktığımız için destekliyorum. Geçmişte de bu tarz barış projeleri olmuştur. Ama ya sadece bir sol grup bunu kullanmıştır ya da PKK terör örgütü barışı istismar eden toplantılar yapmıştır. Bu girişim bir istismar amacı gütmemektedir. Ne bir siyasal harekettir ne de bir siyasal ideolojinin sürüklediği bir eylemdir. Bu tamamen bu ülkeyi seven sağdan soldan ne kadar ülkücü, milliyetçi, devrimci, sosyalist, liberal, muhafazakâr insan varsa hepsinin altına imza atabileceği bir girişimdir.

  • Hürriyet gazetesi Yazarı Ahmet Hakan, cuma günkü yazısında ‘Farklıyız, Birlikteyiz, Biz Türkiye’yiz’ girişiminden bahsederken “Yeni bir siyasi hareket çıkacaksa... İşte böyle bir şey olacak” dedi. Her ne kadar oluşumunuz siyasal bir angajman içinde olmayacağız dese de 16 Nisan referandumuyla ortaya çıkan yeni siyasal sistemin toplumsal uzlaşıyı zorunlu kılan bir yapıda olması siyasetin çok sesli çok renkli ve farklı bu girişimi örneklemesini sizce de zorunlu kılmıyor mu?

Analizinize katılıyorum. Ahmet Hakan, ‘Türkiye’de yeni bir siyasal hareket toplumu kucaklamalı’ diyor. Ben buna katılıyorum. Ama bizim girişimimizin anatomisi böyle değil. Çünkü bizde sosyalist arkadaşlarımız var. Mesela bunların hiçbiri gidip Akşener Hareketi’nin içinde siyaset yapmazlar. Yani biz ideolojik duruşu tamamen kendi dünyasına ait olan insanlarla bir araya geldik. Bazı arkadaşlar girişimimizi bir siyasal hareketlenme olarak değerlendirdiler ama öyle değil. Mesela Bursa Barosu eski Başkanı Ekrem Demiröz grubumuzun içinde ve kendisi hiçbir zaman bir sağ partide siyaset yapmaz. Ama biz Ekrem Bey’le böyle bir platformda araya geldik. Dolayısıyla Sayın Ahmet Hakan’ın yazısındaki beyanı, iyi niyetli talebi Türkiye’de yeni siyasal hareketin toplumun farklı kesimlerini kuşatıcı olması yönündedir.

  • Özellikle basına ve sosyal medyaya yansıyan tepkileri takip ettiğimizde siyasetten münhasır olduğu ve olacağı ifade edilse de hemen herkesin bu girişime bir siyasal yakıştırmayla yaklaştığını görüyoruz. Toplumda yeni bir siyasi hareket beklentisinin arttığını söyleyebilir miyiz?

Toplumda şu anda bir iktidar yorgunluğu var. Seçmende bir yeni beklenti var. Toplumun özü de bu ayrıştırıcı dili istemiyor. Büyük çoğunluğumuz bu kutuplaştırıcı siyaset dilinden rahatsız. Dolayısıyla bu beklentisi böyle bir hareketi görünce “acaba mı?” demesi bunun sebebidir. Bir başka sebebi de siyasal kültürümüzden kaynaklanıyor. Bizde böyle bir hareket görüldüğünde hemen bir siyasal odağa bağlama geleneğimiz var. Biz Türkiye’yiz girişimi, ülkenin tamamının ortak paydada buluşmasını hedefleyen, kavgasız ve çatışmasız bir Türkiye mirası bırakmak için her türlü zıt görüşün bir araya gelmesinden oluşur.

  • Peki, bu girişimi ne gibi eylemlerde göreceğiz? Bir eylem planı var mı?

Şu anda eylem planı hazırlamayı düşünüyoruz. Bu planı biraz da toplumdaki karşılığımıza göre şekillendireceğiz. Tabii temel iddiamız olan bir arada yaşamayı güçlendirecek türden eylemler olabilir.

  • Biraz uç ve spesifik bir örnek gibi görünebilir ama bugün basına yansıyan birçok haberde ve hatta köşe yazılarında Ana muhalefet Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun tutuklanabileceği konuşuluyor. Mesela böyle bir durumda sizin de içinde yer aldığınız girişimin tepkisi ve eylemi ne olur?

Tabii Kılıçdaroğlu örneği, çok ekstrem ve sivri, hatta infial yaratacak bir örnek. Böyle bir şeyin gerçekleşmesini istemem. Çünkü Türkiye’nin siyasal kutuplaşması daha da polarize olur. Ben buna değil de şöyle örnek vereyim, bir grup insan haksız yere derdest ediliyor ve yargısız infaza tabi tutuluyorsa ve büyük bir adaletsizlik varsa buna tabii ki hayır diyeceğimiz bir eylem içinde olacağız. Ama bu eylemin türü ne olur şimdilik bilemiyorum.

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

DİĞER HABERLER

ÇOK OKUNANLAR

YAYINLARIMIZ

SONRAKİ HABER

Dzan Delarge, “Benim için harika bir deneyimdi

Dzan Delarge, “Benim için harika bir deneyimdi"