18 Ekim 2017 Çarşamba

  • 3,679 TL
  • 4,331 TL
  • 151,37 TL
  • 107.321
BURSA 25°

Bursalı Kore gazisi Mehmet Aykalaycı’nın anıları

Bursalı Kore gazisi Mehmet Aykalaycı’nın anıları
  • 1064

Aradan 64 yıl geçmesine rağmen Kore Savaşında yaşadıklarını dün gibi hatırlıyor ve hafızasında canlı tutuyor 88 yaşındaki Kore Gazisi Mehmet Amca. Hangi ayda ve hangi günde nelerin olup bittiğini bir bir söylüyor dilinin döndüğünce. Yaşadığı çileli hayatın ve çektiği ıstırabın yanı sıra evinin küçük bir odasında anılarını daima taze tutarak yaşıyor o gazimiz.

05 Ekim 2017 Perşembe 06:03 KÜLTÜR-SANAT

Ömer Faruk Dinçel-Tarih Öğretmeni

Bu yazıda Orhaneli’nin Fadıl Mahallesinde yaşayan 1929 doğumlu Kore Gazisi Mehmet Aykalaycı’nın anılarından bahsedeceğim sizlere. Sayıları yok denecek kadar azalan bu gazilerimiz, yaşadıkları şehir ve köylerde halk arasında halen “Koreli” namıyla anılmaktadırlar. Hayatlarında o zamana kadar hiç binmedikleri bir gemiyle uzun bir deniz yolculuğunu, Güney Kore’deki Pusan ve Suwon (onların tabiriyle Sovan) şehirlerini, Çinlileri, Korelileri, Amerikalıları, kutu içindeki yiyecekleri ve o savaşın getirmiş olduğu psikolojik yaraları hiç unutmamışlar.

Zaman zaman gündeme gelip tartışılan, zaman zaman da toplum olarak unutmaya yüz tuttuğumuz, yıl dönümlerinde belki hatırladığımız belki de önemsemediğimiz Kore Savaşı’ndan ve o savaşa katılıp sayıları yok denecek kadar da azalmış olan Kore Gazilerimizden biri olan Mehmet Aykalaycı’dan dinlediklerimi aktaracağım. Biz sorduk o, dilinin döndüğünce bize cevap vermeye çalıştı. Ondan dinleyebildiğim ve kaleme dökebildiğim ölçüde bu bilgileri sizlerle paylaşıyorum.

KORE SAVAŞI

İkinci Dünya Savaşı sırasında 1945’te Sovyetler Birliği Kuzey Kore topraklarını, Amerika’da Güney Kore topraklarını işgal etti ve 38. Paralel sınır olmak şartıyla Kore, kuzey ve güney olarak ikiye ayrıldı. İki devlet arasında ihtilaflar devam etti. 1950’de ise bu durum sıcak savaşa dönüştü.

Kore Savaşı, 25 Haziran 1950 tarihinde Sovyet desteğini arkasına alan Kuzey Kore’nin 38. Paraleli geçerek Güney Kore topraklarını işgal etmesiyle başladı. 27 Temmuz 1953 yılına kadar süren savaş sonunda iki tarafın da bir kazancı olmadı.

Kuzey Kore, yaptığı saldırıda Seul’u ele geçirdi. Amerika'nın isteğiyle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi toplandı ve üye ülkelerine Güney Kore’ye karşı yapılan saldırıyı karşılama ve bölgedeki güvenliği sağlama çağrısında bulundu. Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu on altı devlet, bu çağrıya olumlu cevap verdi. ABD, İngiltere, Fransa, Türkiye, Avustralya, Belçika, Filipinler, Kanada, Lüksemburg, Habeşistan, Güney Afrika Birliği, Hollanda, Kolombiya,  Yunanistan, Yeni Zelanda, Güney Kore’ye asker, beş devlet ise para ve sağlık malzemesi gönderdi. Bu devletlerden gönderilen askerlerle BM Askeri Kuvveti oluşturuldu. Bu kuvvetlerin başına da Amerikalı General Douglas Mc Arthur tayin edildi. Çin ise bu savaşa Kuzey Kore tarafında dahil oldu.

TÜRKİYE’NİN KORE SAVAŞINA ASKER GÖNDERMESİ

Türkiye, NATO’ya girebilmek ve katılım sürecini hızlandırabilmek için Kore’ye asker gönderme kararı aldı. Dönemin Diyanet İşleri Başkanlığı, Kore harekâtına katılmanın “cihad” olduğunu ve bu savaşta vefat edeceklerin şehit olacaklarını bildirdi.

Türkiye, Kore Savaşı’na ilk olarak 5.090 (veya 5.083) kişiden oluşan bir tugay ile katıldı. Kore’ye giden ilk giden Türk askerleri 12 Ekim 1950 tarihinde Kore’nin Pusan şehrine vardı. Ardından beş gün sonra Türk Tugayındaki askerlerimiz 17 Ekim günü Kore’nin Pusan limanına ulaştılar. Burada birkaç haftalık eğitimden sonra Amerikan teçhizatıyla donatılan askerler cepheye hareket ettiler. Türk askeri, 27 Kasım 1950 günü cephede düşmanla ilk muharebesine tutuştu.

Kore’ye ilk giden tugayımızın haricinde, ikinci, üçüncü ve dördüncü değiştirme tugayları gönderildi. Birinci kafile, Mc Rae Gemisiyle, ikinci kafile Haan Gemisiyle (USNS General W.G. Haan), üçüncü kafile de Private Johnson Gemisiyle Süveyş Kanalı-Kızıldeniz-Mendep Boğazı-Seylan Adası (Sri Lanka)- Colombo-Filipinler yolunu izleyerek Kore’ye gönderildi.

TÜRK ASKERİNİN KORE’DE ÜSTÜN BAŞARISI

Toplamda 13 ayrı yerde muharebeye giren Türk askeri, bunlardan Kunuri (26-30 Kasım 1950), Kumyangjang-ni (25-27 Ocak 1951), Seul Savunması (13-18 Mayıs 1951) ve Vegas muharebelerinde (28-29 Mayıs 1953) fevkalade başarı gösterdi.

Türk askerleri Kore’de Tuğgeneral Tahsin Yazıcı ve Yardımcısı Albay Celal Dora’nın komutasında kahramanca çarpışarak tüm dünyanın takdirini kazandı. Birleşmiş Milletler Kuvvetleri Başkomutanı General Douglas Mac Arthur, Kore’de savaşan Türk askerleri için;  “Türkler kahramanların kahramanıdır. Türk Tugayı için imkânsız diye bir şey yoktur.”  derken, 8.nci Ordu Komutanı General Walton H. Walker ise yine Türk askerlerini överek şöyle demiştir; “Kahraman bir ulusun kahraman askerleri, sizler 8.nci Ordu ile 9.ncu Kolorduyu kuşatmadan ve 2.nci Tümeni ise yok olmaktan kurtardınız. Bugün buraya sizlere Birleşmiş Milletler Ordusu adına teşekkür etmeye geldim.”

Kore’de savaşan Türk Tugayı’na Kuzey Yıldızı yani Kutup Yıldızı (North star) adı verildi. Bütün bunların yanı sıra cephede savaş sırasında Amerikan askerlerinin Türk askerlerine olan ihanetleri, zamansız geri çekilmeleri, cepheyi terk etmeleri, dil konusundaki anlaşmazlıklar vb. birçok hadise yaşandı. Hem Kore’ye asker göndermemiz hem de Kore’de yaşanan bu tarz hadiseler hep tartışma konusu oldu. 

KORE SAVAŞI’NIN TÜRKİYE AÇISINDAN SONUCU

27 Temmuz 1953 tarihinde Panmunjom Ateşkes Anlaşması imzalanmasıyla sona eren savaştan sonra da Türk askeri, Kore’de görev yapmaya devam etti. Toplamda 24 bin 882 askerimiz Kore’de görev yapmış oldu.

Üç yıl süren savaşın sonucunda resmi rakamlara göre 37 subay, 26 astsubay ve 658 erbaş ve er olmak üzere 721 şehit, 2147 yaralı, 346 hasta, 234 esir ve 175 kayıp askerimizin olduğu açıklandı. Şehitlerimiz Seul-Pusan kasabası yakınlarındaki Tanggok Mezarlığı içindeki Pusan Şehitliği’nde yatmaktadır. Kumpangjangi bölgesinde de Türk Zafer Anıtı yapıldı.

               

 

KORE GAZİSİ MEHMET AYKALAYCI’NIN ANILARI

Mehmet Amca bize kendini tanıtır mısın?

Adım Mehmet Aykalaycı. 1929 yılında Orhaneli’nin Fadıl Köyü’nde dünyaya gelmişim. Bizim sülaleye önceleri Koca Ahmetler Sülalesi derlerdi. Anamın anası, Koca Ahmet’in kızıdır. Babam kalaycı idi. Sonradan Ali Osman Ustalar denmeye başlandı. Babam 1948’in onuncu ayında rahmetlik oldu. 9 yaşımda anamdan, 18 yaşımdan da babamdan yetim kaldım. Yetimlik taa babamdan beri bizim sülaleyi kovalar.

Askerliği nerede yaptınız?

Ben, 1949 yılınım onuncu ayında Bandırma’da 50. Alayın 12. Bölüğünde askerliğe başladım. Askerde piyadeydim. Kemal Akçay adında bir üsteğmenimiz vardı. Onun maiyetinde 6-7 ay kadar kaldık. Sonra 12. Bölüğe aldılar bizi. Silahları mermileri katırlarla taşırdık. Silahların bakımını yapardık. 17 ay kaldım Bandırma’da. 1951 yılında oradan ayrıldık. Kore’ye gittik. Toplamda 27 ay askerlik yaptım.

Kore’ye asker olarak gidişiniz nasıl oldu? Anlatır mısın?

Bandırma’da 50. Alayın 12. Bölüğünde asker iken Kore Savaşı çıktı. İlk gidenler 241. Alaydı. “Askerimiz Kore’de bir boğazda kalmış, çembere alınmışlar” diye duyuyorduk. Böyle haberler geliyordu. Tahsin Yazıcı cephe kumandanı, Celal Dora ise alay kumandanıydı.

Bandırma’da 50. Alayda asker iken bir Topçu Albayı vardı. Tüm askerlere “Arkadaşlar Ramazan geldi herkes orucunu tutsun, tutmayanlara bir tayın verilecek, başka da bir şey verilmeyecek, burası Müslüman devlet herkes orucunu tutsun.” dedi. İbadetimizi yapıyorduk Allah kabul etsin. Askerdeyken çavuş kursu açtılar. Bize de sordular. “Komutanım ben kalaycıyım, çavuş kursuna gitmek istemiyorum” dedim. Bir subayımız vardı. Postasıyla beni çağırttı. “Oğlum senin atışların çok düzgün, Kore’ye gitmek ister misin? “ diye sordu. “Giderim komutanım” dedim. Biz oradan birinci ayın altısında trenle Bornova’ya geldik. Bornova’da üç gün kaldık. Bizi trene bindirdiler. Sonra İskenderun’a gittik. Ayın on altısında bir Amerikan gemisine bindik. Güverteden yukarıya doğru üç katlı bir gemiydi. Aşağıda da alt katları vardı. Yolculuk boyunca gemiyi adımlardım. Geminin 148 adım boyu, 108 adım eni vardı. Üç adam boyunda büyük bir çapa demiri vardı. Akdeniz’de yol almaya başladık. Deniz dalga yaptı. Gemi dalgalara doğru gitti. Mısır’a gittik. Gemi 6 mil üzere gidiyordu. Port Said’den Süveyş kanalına girdik. Kızıldeniz’e geçtik. Kızıldeniz üç gün sürdü. Kızıldeniz’de iken Mekke ve Medine şehirlerinin hizasına geldiğimizde hoparlörle “İsteyenler ibadetini yapsınlar” diye anonslar yapıldı. Gemide hoca arkadaşlar vardı. Abdestlerimizi aldık. Namazımızı kıldık duamızı yaptık. Gemide Türk askeri olarak 600 kişiydik. 60 adet te Yunan askeri vardı. Ardından Hint Okyanusu’na girdik. Kara görünmüyor artık. Hangi devletin kara sularına girerse gemi o ülkenin bayrağını çekiyordu. Hint Denizi ve Japon Denizine girdik. 29 günde geceli gündüzlü yol alarak Kore’ye gittik. Giderken sadece Yemen’de Aden’e uğrayıp mazot ikmali yaptı gemi. Kore’de Pusan limanına vardık.

Biz Kore’ye takviye olarak 1951 senesinde 600 kişi gittik. 9 ay kadar cephede kaldık.

Kore’ye geldiğimiz zaman gece sabaha kadar yürüdük. Sovan (Suwon) vilayetine vardık. Tahsin Yazıcı, kaçıncı bölüğe gideceksin? diye soruyordu askerlere. O gece orada dere içinde çadır kurduk bekledik.

 

Savaşa nasıl girdiniz? O savaş ortamını anlatır mısınız?

Orada bize önce Türk subaylar, Eğitim Bölüğünde 15 gün eğitim verdiler. Vapurla bizi oradan cepheye götürdüler. Sabahleyin tam teçhizat taarruza kalktık. Ellerimizde Amerikalılar tarafından verilen M1 adlı piyade tüfekleri vardı.  Otomatik atış yapardı. Bizim Kırıkkale tüfekleri gibi değildi.

Zemheri günüydü. Öyle bir an ki; ölen belli değil,  kalan belli değil. Yağmur bir yandan, makinalı tüfek sesi bir yandan, tayyareler bir yandan. Herkes ancak kendini müdafaa edebiliyordu.  Veli Kocapınar adında bir yüzbaşım vardı. Ne yapacağız komutanım dedim? O da “Alem ne yapıyorsa sen de onu yap dedi”. İstihkâm kazdık sabaha kadar bekledik. Uyku nerde… Saat üçte kalktık. Komutanlarımız “Helalleşin bakalım” dediler. Helalleştik. Takımların gideceği istikametler söylendi. Biz bir dağın tepesine çıktık. Çinliler de Tambura denilen bir silah vardı. Dakikada bin mermi atıyordu. Atılan mermilerden biri arkadaşlarımızdan birinin gırtlağından girip arkasından çıktı. Şehit düştü orada. Biz kafayı kaldıramıyorduk. O kadar ki atılan bir mermi silahın namlusunun içine girmişti.

Ekrem üsteğmen vardı. Makinalı atışının yapıldığı alana Tayyareler çok bombardıman yaptılar. Taarruz ettik. 23 günde Kuzey Kore’nin düzlüğüne vardık. Söktüremedik cepheyi. Çinliler zayiatı göstermemek için odun katarı gibi ölü askerlerini gömüyorlardı.  İki gün orada kaldık. Bir iki arkadaşımız orada şehit oldu. Esir alınanlar oldu. 9.Bölüğü düşman çevirmiş diye duyduk. Düşman içimize girdi. 23 günde alamadığımız yeri sonra 3 günde aldık. Daha sonra Sovan (Suwon) vilayetine geldik. Amerikalılar durun bakalım dediler bize. Durduk. Ne kadar zayiatınız var diye sordular. Bizim komutanlarımız söylediler. İlave asker takviyesi yaptılar. Amerika bizi orada cezalandırdı. Oradan 4-5 km ileri sürdü. 10-15 gün orada istihkâm ve boy çukuru kazdık. Cemseler akşamları mermi getiriyordu. Akşamleyin borular çaldı. İstanbul’dan bir yüzbaşı vardı. Amerikan kumandanına “Ben tayyareyi kaldıracağım” demiş. Onlar da “Geceleyin kaldıramazsın, çok tehlikeli” demişler. Halbuki gece kaldırmak yasak. Dinlememiş yanında bir arkadaşla birlikte tayyareyi kaldırmış. Tayyarede 6 ton ağırlığında bomba varmış. Düşman üzerine üç bomba attı. Çok ağır bombaydı. Sarsıntıdan olduğumuz istihkâmda topraklar dökülmeye başladı. Sabaha kadar düşman cephesi vuruldu. Oraları temizledik. Kendi mermimizle bir binbaşıyla bir yüzbaşı da şehit oldu orada.

Cephede mermi yağıyordu. Vızır vızır havada gidiyordu mermiler. Top mermisi ise fısıltı yaparak iniyordu üzerimize. Top düştüğünde kapı kadar toprağı havaya kaldırırdı. 50 metre etrafa parçaları dağılırdı. Kendi müdafaamızı anca yapardık. Birçok arkadaşımız şehit oldu. Çok yaralanan oldu.  Takımdan takıma kablo döşediler. Haberleşme bu seyyar telefonlar sayesinde sağlanırdı.

Askerin biri, kırmızı bir bez taşıyordu. Havadan uçaklar gördüğünde veya top atışlarına karşı düşman olmadığımız belli olsun diye. Pano bezini çakılın üzerine sermiş arkadaş. Onu da rüzgâr devirmiş. Bu sefer Amerikalılar top atmaya başladı bize. Üç-beş dakika kadar sürdü. Bir arkadaşım yere düşen o bezi ağacın tepesine çıkarıp asmayı başardı. Bunun üzerine top atışları kesildi. Bir seferinde de yine Amerikalılar tayyare ile üzerimize yangın bombası attılar. Üç dört askerimiz orada yanarak can verdi.   

Kore Savaşı’nda komutanlarımızdan Tahsin Yazıcı ve Celal Dora vardı. Bizim askerlerden 500 kişi şehit kalmış, 300 kişi de esir verilmiş diye duyuyorduk. Han nehri denilen bir nehir vardı. Öte tarafı Kuzey Kore topraklarıydı. Bizim askerlerden biri Amerikan Yüzbaşısını vurmuş. Kayserili İbrahim diye bir asker vardı. Kumar oynardı. Amerikalı yüzbaşı dahil bir çok kimseden para almış. O askeri Tahsin Yazıcı’ya şikayet etmişler. O askerin hem elinden paralarını aldılar hem de ona çok dayak attılar. Sonra o Amerikalı yüzbaşıyı vurmuşlar. Kimin vurduğunu bilmiyoruz ama vurulduğunu duyduk. Böyle bir hadise de yaşandı.

Savaş ortamında bulunmak nasıl bir duyguydu Mehmet Amca?

Evladım, savaş sırasında diri de ölü de arkadaşındır. Ne paran geçer ne bir şey. Kimse aklına gelmez o anda. Öyle bir durum ki; ölünü de sürükler açlığına da bakar!. Yani açlığın aklına bile gelmez. 

Yeme içmeniz nasıl olurdu? Aç kaldığınız oldu mu?

Yeme içme yönünden hiçbir sıkıntımız olmadı. Düzenli olarak her gün kutu içinde kumanyalarımız gelirdi. Kutu içinde bisküvi, 3 gram ile 6 gram çay ve şeker, bir de kesme şeker gibi bir şey onu yakardık fısır fısır yanar; yemeği, çayı ısıtırdık.

Yemekte domuz eti olunca kutunun üzerinde Forte-Fort diye yazardı. Tavuk olduğunda ise Cik cik diye yazardı. Savunmaya geçildiği sırada da bazen kazanlarla yemek yapılırdı.

Kore’de iken sizlere para veriliyor muydu?

Cephede iken 5 dolar para verdiler bize. Türkiye’ye geldiğimizde İzmir Sarıkışla’da da (Konak Meydanında) 150 Türk Lirası verdiler. Orada 5 dolarları bozdurduk. Esnaf asker arasında gezip “dolar var mı, dolar bozdurulur” diye soruyorlardı.    

Asker arkadaşlarınızdan kimler vardı? Ailenizle nasıl haberleşiyordunuz?

Mehmet Aydın, Hüseyin Altın, Orhaneli’den Emin vardı. Harmancık’tan Mehmet Duyan, Kuşlar köyünden Halil adında biri vardı. Kore’ye giderken Keles’ten Yaşar Çakır adında bir arkadaşımla mektup yazdık. Türkiye’ye gönderdik. İkimiz de o zaman nişanlıydık. Gönderdiğim mektup köye gelmiş. Köyden ise bana üç mektup geldi. Mektubun birini büyük biraderim göndermişti. 

Kore’den Türkiye’ye dönüşünüz nasıl oldu?

Dönüşte bin kişiyi oturttular. Orada hoparlörle “Amerikan şayak ve pantolonlarınızı, gocuklarınızı arkadaşlarınıza verin, götürmeyin” dendi. Yoklama yaptılar. Askerlerin üstleri başları arandı. Ceplerinden paraları alındı. Yoklama sırasında Amerikan subayı geldi. Açılan bir bavuldan silah ve iki kutu mermi çıktı.  Bavul kimin? dedi. Sahibini çağırdılar. Sahibi Ekrem Üsteğmen geldi. Amerikan subayı, bizim üsteğmene “Rütben ne senin.  Sen, bunları nereye götürüyorsun?”  diye sordu. O da “Üsteğmen” dedi. Mahcup bir şekilde başka da bir şey demedi. Ne desin. Yanı başındaki inzibatlar onu tutuklayıp götürdüler.

Bin kişi tel çevrilmiş limanda gemiye bindik. 26 günde Türkiye’ye geldik. İzmir Sarıkışla’ya çıktık. Trenlere binmek için bize bilet verdiler. İzmir’den trene binip Gökçedağ İstasyonuna geldik. Beş arkadaştık. Benim yanımda Harmancık’ın Dedebali, Keles’in Delice, Orhaneli’nin Baloğlu, Büyükorhan’ın Kuşlar Köylerinden arkadaşlar vardı. Hep beraber Gökçedağ tren istasyonunda indik. Dedebalili ve Adırnazlı arkadaşlar bizden ayrıldılar. İstasyondan bir el lambası aldık. Gece karanlıkta biz üç arkadaş, Harmancık’ın Alutça Köyü’ne geldik. Bir gece o köyde yattık. Ertesi gün bir merkep kiraladık. Merkebin sahibi eşyalarımızla birlikte bizi Adırnaz’a getirdi. Baloğlu’ndan olan arkadaşın evinde kaldık. Oradan köye telefon çektim. Köyden büyük birader beygir yolladı. Eşyaları beygire sardık. Yaya olarak 1 Ocak 1952 Tarihinde köye geldim. Bizim geldiğimizi haber alan köylüler Danışman tepesine kadar gelmişler, bizi orada büyük sevinçle karşıladılar.

Size madalya verdiler mi?

Kore’de iken Amerikalı kumandan Mac Arthur geldi. Fedakârlık yaptınız diyerek Tahsin Yazıcı’dan ere kadar madalya verdiler. 9 ay cephede mermi çektik. Yaralı gidenler gelmedi. Çok şehit verdik. Çoğu arkadaşımız da orada kaldı.

Mehmet Amca, verdiğin bilgilerden dolayı teşekkür ederiz. Allah (cc) sana sağlık ve sıhhat versin.

Sağol evladım. Sizlere de inşallah. Selametle.

 

 

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

DİĞER HABERLER

ÇOK OKUNANLAR

YAYINLARIMIZ

SONRAKİ HABER

Bursa trafiğine yeni yatırım

Bursa trafiğine yeni yatırım