20 Eylül 2017 Çarşamba

  • 3,488 TL
  • 4,185 TL
  • 147,44 TL
  • 104.918
BURSA 31°
Mustafa ÖZKESKİN

Mustafa ÖZKESKİN

mozkeskin@yenidonem.com.tr
14 Eylül 2017 Perşembe 09:31

Kalede yalnız 1 adam

Dikkat ettiniz mi Süper Lig’in 4. haftasında 18 takımdan 8’inin kalesinde yabancı eldivenler vardı. Kameni (Fenerbahçe), Boffin (Antalya), Esteban (Trabzon), Karcesmarkaz (Osmanlı), Carlgren (Konya) ve Riou (Alanya) gibi kalitesini kanıtlamış kalecilerin yedek kulübesinde beklediğini hesaba katarsanız kalesini yabancıya emanet eden takım sayısı 14’e çıkar… “Bize ne; alanların, oynatanların, onların gelmesine zemin hazırlayanların suçu!” diyenlerdenseniz, haksız değilsiniz. İşte bu nedenle Milli Takım’da Volkan Babacan’a alternatif olarak İspanya’da henüz forma şansı bulamayan kaleci Cenk Gönen davet ediliyor. Ya da geçen yıl Fatih Terim döneminde olduğu gibi Adanaspor’da kulübenin gediklisi Hayrettin Mert Akyüz çağrılıyor.  Bizim de derdimiz ‘Neden kaleci yetişmiyor’ sorusuna yanıt aramak değil zaten… 3 direk arasında beklemeyi kendine meslek edinmişlere farklı bir açıdan bakmak.  

 ***

 İngiliz futbol kültüründe kalecilerin hafif deli olduğuna inanılır! Bizde ise “Adamın aptalı kaleci olur,” diye bir söz var. Öyle ya, kim gönüllü yapar bu mesleği? Bir anlık bahtsızlığın ya da tümüyle çaresiz bir golün, sayısız mükemmel kurtarışla kazanılmış alkışları anında unutturuvermesini kim sineye çeker? Ama “aptal” yerine “abdal” demeliyiz galiba. Dünyadan ve benliğinden geçmiş ermiş kişilere, derviş gönüllülere dendiği gibi…

Herkes gol kaçırabilir ve bu sadece bir istatistik olarak kalır. Kaçırılan bir gol tabelayı değiştirmez. Ama yenilen bir gol tabelayı hemen değiştirir!
O nedenle kalecilik nankör, kaleci ise takım arkadaşlarının sırtını döndüğü yalnız adamdır...
Mahallede oynarken bile kimse işte bu nedenle kaleye geçmek istemez...
Fransız varoluşçu filozoflardan Albert Camus, “Hayatta ne öğrendiysem futboldan ve kalecilikten öğrendim, çünkü top hiçbir zaman beklediğim köşeden gelmedi” der...
Belki de kaleciliğin önemini anlatabilecek en güzel sözlerden birisidir bu. Kalecilik tarihinin 16. yüzyıla kadar giden bir portresi olmasına rağmen, önem kazandığı yıllar çok daha sonraya, 1950'lere dayanıyor.
Profesyonel sözleşme futbol tarihinde ilk kez bir kaleciyle yapıldı...
İşte hikâyesi...                                                                                                                                                ***  

  Yıl 1918; Avrupa'nın en ucunda 16 yaşına yeni girmiş bir delikanlı takımında parlamaya başlamıştı. ‘Josep Samitier’in adı yeni duyuluyordu ve tek hayali vardı: ‘Efsane kaleci Zamora ile aynı ligde oynamak ve resimlerinin sakızlardan çıkması...’                                                                                                                                                                 Bir gün evine İberik yarımadasındaki üç beş arabadan birine sahip olan bir grup adam geldi. Araba, varoşların yolunda toz kaldırarak ulaştı gecekondu benzeri eve. Hepsi de melon şapkalı ve frak giymişlerdi. Oğlunu Barcelona takımına almak istiyorlardı ve bunun için bir bedel ödemeye hazırlardı.  Henüz kıta Avrupa’sında ne sözleşme vardı, ne de transfer kelimesi duyuluyordu...
Baba şöyle bir arkaya yaslandı ve tarihin ilk transfer teklifini cevapladı:
“Samitier’in bugünü görmesi için çok çalıştım. Olur, ama karşılığında isteklerim var.”
“Nedir söyleyin...”
dedi patron görünümlü olanı ve ilk transfer hamlesi için ne kadar para isteyeceğini düşündü babanın.
“Yelekli bir takım elbise ve parlak çerçeveli bir Nacar kol saati!..”
Bu istek hemen orada belgelendi ve Josep Samitier tarihin ilk resmi transferini gerçekleştiren bir belgeyi imzaladı…
16 yaşında bir gencin elinde de bir kâğıt vardı artık:   “Samitier Barcelona Kulübü’nde kaleci oynamayı taahhüt etmiştir…”

Joseph Samitler

 

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR