17 Ocak 2018 Çarşamba

  • 3,816 TL
  • 4,670 TL
  • 162,61 TL
  • 114.319
BURSA 10°
Süleyman IŞIK

Süleyman IŞIK

yenidonemgazetesi@gmail.com
14 Ocak 2018 Pazar 06:00

Patrona ilk mektup

Bir yerel gazetenin insan kaynakları ekinde hayali bir yöneticinin ağzından hayali bir patrona birkaç mektup yazdım; ortalık karıştı. Mektubun yayını sonrasında bazıları ‘Bu bilgileri içeriden kim sız-dırdı?’ diye araştırmaya girişti. Bazı fabrikalara giriş-çıkışım bile yasaklandı.

Üzerine alınması gereken çoğu yönetici tebrik ederken, alınmaması gerekenler hassasiyet göstererek teessüflerini ilettiler.

Oysa mektubu yazan da değerli büyüğümüz de hayaliydi.

Ama kışlaya çevirdikleri fabrikalarda, okullarda, ticarethanelerde kısacası ast-üst ilişkisinin var olduğu her mekânda bu tipler at koşturuyordu.

İşletmeler, vizyonu, ufku olan yönetici ve liderlerle değil de mektubun yazarı kahyalarla yönetilecekse, bu mektupların devamı da eminim gelecektir. 

Şimdi, bu mektupları sizlere sunuyorum.

Değerli büyüğüm,

Selam eder, ellerinizden öperim. Beni bu mektubu yazmaya iten sebep, bir kısım ne idüğü belirsiz yöneticileriniz ve çalışanlarınızın gıyabımda ürettiği iftiralardır.

Duydum ki, arkamdan bir teneke çalmadıkları kalmış. Bazıları daha da ileri giderek şükür namazlarına başlamış. Siz neler düşündünüz bilemem ama çalışan kısmının arkamdan bu kadar sevinmesi bile size ne kadar hizmet ettiğimin göstergesidir. Onlara yıllarca nefes aldırmayan birinin arkasından rahmet okuyacak değillerdi elbet.

Bu mektubumda hakkımda söylenenlere cevap vermek istiyorum.

Saygıdeğer büyüğüm,

Güya son dönemde fazla semirmişim, paramın haddi hesabı yokmuş, arabalar, yatlar, villalar almışım da bir maaşla bunlar nasıl oluyormuş, değirmenin suyu nereden geliyormuş... Bak şu servet düşmanlarına. Neyi alıp neyi satacağımı bu dürzülere mi soracaktım? Değirmenin suyunun nereden geldiğini bilmiş olsalardı hiçbirinin açlıktan ağzı kokmazdı. ‘At binenin, kılıç kuşananın’ demiş atalarımız, bir de ‘Bal tutan...’

Efendim neymiş, ben şirketinizde çalıştığım sürece orada gelişme de olmazmış, takım çalışması da. Yahu bunlar ağızlarından düşürmedikleri takım çalışmasını bile anlamamışlar. Bizim kalite müdürü bir dergiye yazıyor ya, kalkmış takım çalışmasına örnek olarak senfoni orkestrasını vermiş. Tüm ekip tek bir çalgıcı gibi çalmalıymış. Bu yeni yetme bir şeyi hiç anlamamış; orkestrayı idare eden kim? Orkestra şefi. Peki, orkestrayı neyle idare ediyor? Elindeki sopayla. Al bakalım elindeki sopayı, orkestrayı yönetebilecek mi... Eline sopayı almadan, dişini göstermeden değil şirket, orkestra bile yönetilmez ama akıl işte...

Ya taciz itirafları? Sözüm ona önüne geleni sıradan geçiriyormuşum da, şirkette böyle şeyler olur muymuş da... Hâlbuki ben şirketin namus bekçisi olmasaydım, o şirket kârhane mi olurdu başka bir şey mi bilemiyorum. Servislere dinleme aygıtları yerleştirdiğim yetmiyor gibi diskolara giriş çıkışları bile kontrol altında tutarak namusumuzu korudum. Hatta telefonda muhasebeye yeni giren çocuğa 'Çok şekersin' dedi diye bir sekreterin saatlerce ifadesini aldım.

Gönderdiğim mesajlara gelince... Motive olsunlar diye. Sizin toplam kaliteci çığırtkanlarınız ‘Her şeyin başı motivasyon’ demiyorlar mı? Bazı kadın personele odamda kalış sürelerine göre ek zam vermem de gayet normal. Onların deyimiyle iç müşteri memnuniyetini sağlıyorum.

Size o kadar söyledim, 'Tahsilli, çokbilmişleri almayalım' diye. Kendilerini bir şey zannedip ahkâm kesiyorlar, siz de inanıyorsunuz. Sonra eğitim de istiyorlar, para da, kariyer de. Çalışmaya gelince de yok motivasyon, ergonomi (Ekonomi demek istiyorlar galiba), sistem zırvaları.

Sistem dediğin ne ki? Emir-komuta. Bantın ucundan verirsin hammaddeyi, çalışana göz açtırmazsın, bantın ucuna da bir kontrolcü koyarsın, iyileri müşteriye yollarsın, kötüleri piyasaya gazlarsın. Bunun sistemi mi olurmuş? Kaizenmiş, Kanbanmış, İPK'ymış bunlar bize gelmez. Hepsi Japon icadı, hepsi fasa fiso... Ne demişler, Japon malı, tapon malı...

Ortaokul mezunuyum diye iş bulamayacağımı sananlara selam söyleyin. Emrimdeki mühendislere çay söyletiyorum.

Yöneticilik değil kâhyalık yaptığımı söyleyenlere de bir çift sözüm var: Keyfimin kâhyası mısınız? Onu söyleyenler servis minibüsünde ayakta giderken ben cipime kurulup İbraam’ı dinleyerek geliyorum fabrikaya.

Oğlunuza da bozulmuyorum değil, okulda okurken, askerdeyken, düğününde, demeğinde her işinde emir eri gibi koşturdum, o gitti yeni yetmelerin aklına uydu, bana sırtını döndü. Adımı dinozora çıkardı. Kızınız da cesaret vermiyor değil bunlara. Bir tutturmuş insana odaklanma diye... İşe odaklansaydı belki bir şey öğrenirdi. Hadi eksik etektir, kolay kanıyor dedik gitti her tarafa öneri kutuları koydurdu. Neymiş, işçilerden iyileştirme önerileri toplayacakmış... Yahu işçilerin aklı olsa işçi olurlar mıydı? Gençlik işte...

Ya halkla ilişkiler müdürünüz? İki lafının biri reklam. Hiç reklamla satış artar mıymış? İşin gücün yoksa gazetelere para kazandır... Bunun aklına uyarsak asıl reklam biz olacağız.

Oysa ben, izinsiz diş çektiren bir pastalcının ücretini düşürmüştüm. Onu tüm organları ve dişleriyle birlikte kiralamıştık diye de sendika beni Taylorcu olmakla suçlamıştı.

Benim Elizabeth Taylor'a meftun olduğumu nereden öğrendilerse ve bu konuyla Elizabeth Taylor'un ne alakası varsa...

Paranızı bu yamyamlardan koruyacak benim gibi bir bekçiniz de yok artık. Durumunuza çok üzülüyorum değerli büyüğüm. Siz eskiden bu kadar yufka yürekli değildiniz. Ne zamanki hacca gidip geldiniz, pelte gibi oldunuz. Ama unutmayın, enselerinde boza pişirmez, dişinizi göstermezseniz işiniz Allah'a kalmış. Benden söylemesi...

Hürmetler ederim değerli büyüğüm

Kulunuz, köleniz (eski)

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

YORUMLAR

  • Toplam Yorum

Nevzat Dağlı

14 Ocak 2018 Pazar 11:41

Sevgili Süleyman Işık, gerçekler böyle ironik bir söylemle dile getirildiğinde daha etkili oluyor. Beyninize, yüreğinize sağlık.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR

YAYINLARIMIZ