24 Temmuz 2017 Pazartesi

  • 3,533 TL
  • 4,127 TL
  • 142,83 TL
  • 106.843
BURSA 36°
Turgay AKBULUT

Turgay AKBULUT

takbulut@yenidonem.com.tr
24 Nisan 2017 Pazartesi 06:25

TÜRKİYE VE İSLAMCILIK

Türkiye vizyon, politika, fikir ve inanç olarak bir süredir dönüşmeye-dönüştürülmeye başladı.

Bu amaç ne yazık ki bizleri uzun yıllar sürecek soyut tartışmalara mahkûm edecek!

Aslında öncesinin de bugünden ve gelecekten farkı yok.

Bu topraklarda aşağı yukarı 200 yıldır; yönetim biçimi, inanç, ideoloji, düşmanlık, hain, kahraman gibi söylemlerle soyut meseleleri tartışıyoruz.

Bu kısır tartışmalar ülkenin enerjisini emdi ve asıl hedefleri ıskalamamıza sebep oldu.

Soyut kavramlarla birbirimizi tüketirken; ekonomiyi, sanayiyi, eğitimi, bilimi ve teknolojiyi göz ardı ettik.

Netice olarak geldiğimiz nokta ortada.

Keşke bu kavgaları bitirebilsek, cumhuriyet tarihini ‘intikamlar çağı’ olmaktan çıkarabilsek.

Her dönem bir ezilen ve ezen üretmekten kurtulabilsek.

O zaman daha güçlü, huzurlu, demokratik ve güvenli bir ülke yaratabiliriz.

***

Türkiye’nin dönüşümünde ana eksenin İslamcılık olacağı, bu yönde gayretler bulunduğu görülüyor.

Özellikle hükümete yakın gazeteci, akademisyenler arasında ‘kimin daha fazla İslamcı olduğu’ tartışmasının başlaması, öyle fikri bir meseleden ibaret olamaz.

Bu kimseler işaretini aldıkları ‘yeni düzende’ yer kapma arzusuyla İslamcılığı daha fazla savunmaya gayret gösteriyorlar.

***

İslamcı siyasetin Türkiye’ye ne kazandırıp ne kaybettireceği bir kenara dursun, hükümet kurumunun böyle bir karar alması önümüzdeki süreçte devlet ve millet ekseninin birbirinden uzaklaşmasına neden olabilir.

İslamcı siyasete, toplumun en az yarısının karşı duracağı çok açık değil mi?

Bu karşı oranın her geçen yıl artacağını görmek için âlim olmaya gerek var mı?

Zira bugün yüzde 50-50 diye adlandırılan iki farklı eğilim arasındaki dengenin, eğitim seviyesi ve genç seçmen oranının artmasıyla her yıl laik-cumhuriyetçiler lehine bozulduğunu göreceksiniz.

Yani kervanı yolda düzebilirsiniz ancak bir süre gittikten sonra düzdüğünüz kervanın sizden başka bir yola sapması gibi bir ihtimal var.

Netice olarak, devlet başka millet başka yola saparsa bunun sonucu ne olur?

Benzeri örnekleri İngiliz dizaynlı Orta Doğu’da görmüyor muyuz?

Şii halka Sünni lider, Sünni halka Şii lider bırakıp gidenlerin ektiği kaos tohumu coğrafyayı kan gölüne çevirdi.

***

Osmanlı’nın uzun yıllar yürüttüğü İslamcılık siyasetinin başarılı olmamasının altında yatan nedenler bugün için ortadan kalktı mı sizce?

Ben, kaybolmak yerine bu başarısızlığı kat kat artıracak nedenler görüyorum.

İslamcılık siyasetiyle Mısır’da, İran’da, Irak’ta, Suriye’de, Yemen’de varlık gösterebilmemiz mümkün mü?

İslamcılık mezhepsel ayrılıkları kabul etmez.

Buradan yola çıkarak İran, Irak, Suudi Arabistan ve Katar arasında nasıl bir siyaset izlenebilir?

***

Orta Doğu’daki İslam ülkelerinin ilginç bir özelliği var; Hristiyanlar kapılarını çalar misafir ederler, Budistler çalar misafir ederler, ateistler çalar misafir ederler… Ancak kapılarını bir Müslüman çaldı mı mezhebini sorarlar!

ABD’ye, İngiltere’ye, Almanya’ya sorgusuz sualsiz kucak açarlar ancak başka bir İslam ülkesine şüpheyle yaklaşırlar!

***

Yusuf Akçura’nın, rotasını arayan Osmanlı ve dönemin aydınları için 1904’te kaleme aldığı Üç Tarz-ı Siyaset eseri bugün dahi önemini korumaktadır.

Bu hacim olarak küçük ama manası çok geniş eseri okumak ve anlamak gerekli.

Zira fikir ve siyaset hayatımız, eserin yazıldığı dönemle çok büyük benzerlikler göstermektedir.

Anadolu Türkleri olarak; tarih, coğrafya, kültür ve siyaset dünyamız hâlâ Osmanlı eksenlidir.

Romantik söylem ve amaçlardan uzaklaşmalı ve realist politikalarla kendi yolumuza yönelmeliyiz.

Kültürel ve tarihi bağların siyaseti esir alması büyük facialara kapı aralayabilir.

‘Milli çıkar’ kavramının ne olup ne olmadığı üstüne düşünmek gerekli.

Enerjimizi, ekonomimizi, gücümüzü hayaller ve romantizm peşinde tüketmemeliyiz.

 

***

Sovyetler Birliği’nin neden yıkıldığı üstüne çok şey konuşulur, yazılır.

Sovyetler Birliği gerçekten yıkılmış mıydı yoksa kendini mi dönüştürmüştü? 

Gorbaçov ve onun ‘Yeniden Yapılanma’ politikasına bakılırsa, Sovyetler yüklerinden kurtulmuştur.

Hatta Sovyetler Birliği’nden ayrılmak istemeyen Kazakistan Meclisi’ne silah zoruyla bağımsızlık ilan ettirilmiştir.

Yönetilemeyecek bir coğrafya ve karmaşanın kimseye fayda getirmediğini anlamak gerekli.

 

***

Güncel siyasetten, bağımsız vizyon çizmeye çalışmanın kimseye faydası olmaz.

15 Temmuz’un ardından hâlâ dengesini bulamamış bir Türkiye var.

Darbenin siyasi ayağı ortaya çıkarılmayı bekliyor.

Ekonomik olarak durumumuzun ne olduğunu 3-5 kişi dışında hiç kimse bilmiyor.

Bıçak sırtı sandıktan çıkan ancak değişimin terse aktığı bir anayasa değişikliğimiz var.

Şehit haberlerinin ardı arkası kesilmiyor.

Sınırımızda yeni terör devletlerinin temelleri atılıyor.

Ne yapacağımızı bilmediğimiz 4 milyon Suriyeli misafirimiz var. Bu mesele ekonomik, kültürel ve sosyal bir yük olarak üstümüzde duruyor.

Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz koptu kopacak.

Reza Zarrab ve Halk Bankası Müdür Yardımcısı ABD’nin elinde. Bu mesele ciddi sorunumuzdur bana göre. Konuyla ilgili korkunç iddialar var. Belki de sadece bu mesele uzun süre tüm iç ve dış siyasetimizi şekillendirebilir.

İşin özü derdimiz boyumuzu aşmışken; soyut tartışmaları toplumun önüne koymamalıyız. Asıl ve acil problemlerimizin çözümünü bir kenara bırakıp heveslerin hayallerin peşinden gitmemeliyiz.

Zamanı değil!..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR