Bizim yolların çıkmazları!

Asuman Kurt Öge 16 Aralık 2018 Pazar, 06:00

"Aman gazeteci gel bizim köye bizim halları da yaz/Şehirde ojeli parmakları yazma/Bir de bizim köyde nasırlanmış elleri de/Yaz yaz gazeteci yaz/yaz yaz efendi yaz

Bankada parası olan kulları yazma/Onlara aldanıp yolundan azma/Şehirden asfalt geçen yolları yazma/Bir de bizim köyden eşşek geçmeyen yolları/Yaz yaz gazeteci yaz/yaz yaz efendi yaz."

Der ve "Şöhretten bunalmış dilleri yazma..." diyerek iki paragraf daha devam eder bu Aşık Mahzuni Şerif türküsü...

1970'lerde o günün koşullarını anlatan bu sözler  o zaman Selda Bağcan tarafından seslendirilmişti.

Şimdilerde bu şarkıda sözü geçen köylerin pek çoğunda eşeklerin değil, koca koca vasıtaların geçtiği asfalt yollar yapıldı yapılmasına ama nasırlanmış ellerin çoğu da büyük şehre göçtü.

Parmaklar ojelendi mi bilmem, lakin şehirden geçen asfalt yollar da büyüyen nüfusu kaldıramaz oldu.

Hal böyle olunca diğer büyükşehirlerde olduğu gibi  Bursa'nın yol sorunları da yaza yaza çözülemedi.

***

Yerelde akmayan trafik her vesile de konu olurken, Sayın Başkan Alinur Aktaş'ın ilk hizmetlerinden biri kavşakları rahatlatmaya yönelik oldu.

Bir nebze de olsa fayda sağlandı.

Bu konuya önem verildiğinin de farkındayım.

Ama bir iki rötuş ile normalleşecek bir mesele değil Bursa'nın trafiği.

Zaten şehrin ulaşım sorununu çözen yerel yönetici nesilden nesile hafızalardan silinmeyecek düşüncesindeyim.

Hal böyleyken "trafiğin rahatlamasına yönelik birkaç dokunuş da yol kalitesine yapılabilir mi?" diyorum.

Önce şunu söylemeliyim; Derdimiz bağcı dövmek değil, üzüm yemek...

Şehre mutluluk lazım dediğimde bazıları memnun olmamıştı!

Halbuki mutluluk koşullarından biri de üç bilinmeyenli yol problemlerinin teker teker çözümünde..

***

Öncelikle;

On beş dakikalık mesafenin kırk beş dakikada kat edilebildiği şehir içi trafiğinde, kavşaklar harici ışıklandırma yeterli mi dersiniz?

Bir okuyucu "Türkiye'nin en karanlık yollarına sahip büyükşehri Bursa'dır" demiş.

Tam olarak öyle midir bilemem ama, özellikle tek alternatifimiz olan çevre yolunu da göz önüne getirince hak verdim kendisine.

Mesela; Hamitler bölgesinden akşam saatlerinde geçerken önünüzü göremeyecek kadar karanlığa dalıveriyorsunuz.

O yol boyunca şehir içi ayrım noktaları dışında aydınlatma yok.

Ha "orası çevre yolu" diyebilirsiniz tabi ama şehir içi ana arterlerde de yol kenarında sıralı mağaza ışıklarının olmadığı pek çok yerde karanlıktasınız.

Malumunuz bir mühendislik harikası rögar - kiminin logar dediği- kapaklarımız da var bizim.

Yüzeyden 5-10 santimetrelik kot farkı ile yapılan yer altı bacaları.

Coğrafik yükselti/çukur edasıyla asfaltta boy gösteriyorlar.

Gündüz gözüyle bile manevra kabiliyeti ile üstesinden zor gelinebilen o kapaklardan geçerken, geceleri Allah'a emanetiz.

Rögar kapaklarının neden olduğu, dava konusu olmuş pek çok kaza var...

Önü arkası rögar kapağı bu.

Asfalta hizalamak ne kadar zor olabilir ki diye düşünmeden geçemiyor insan... 

Almanya kıskanıyor mudur acaba bizi?

Yok çünkü onlarda böyle aksiyonu bol yollar...

***

Bir iki gündür azalmış olsa da geçtiğimiz haftadan beri bol yağış aldı güzel şehrimiz.

Rahmettir, berekettir, şükrettik.

Hem bu yağışlar sayesinde neredeyse hemen hepimizin geçici göl manzaralı evi oldu!

Pardon, ne mi söylüyorum?

Asfaltlar diyorum neden bu kadar tümsekli, çukurlu.

Ana arterlerde asfalt ufak tefek sıkıntılarla beraber nizami bir şekilde iken, iç yollar neden patates tarlasına dönüyor?

Herkes kafasına göre iş yapıyor memlekette...

Asfalt işi bitiyor, sonrasında doğalgaz için ayrı sökülüyor o asfalt, fiber kablolama için ayrı...

Her yeni yapılan bina için iki kere daha kesiliyor aynı asfalt.

Sonra yama üstüne yama.

İyi de o işleri yapanların asfaltı düzgün hale getirme şartı neden aranmıyor acaba?

Yağan yağmur bir türlü toprakla buluşamıyor.

Mazgallara gidemeyen yağmur suları araçların geçmesiyle kaldırıma sıçrıyor.

Trafiği aksatmadan gitmeye çalışan sürücüler kaldırımda yürüyen yayaları ıslatmamak için yavaşlasa arkadan gelen ona çarpıyor, yavaşlamasa kaldırımdaki yayalar ıslanıyor.

Bir kontrol mekanizması oluşturmalı, asfalt denetimcileri olmalı mesela!

Baştan savma iş yapanlara yaptırımcı...

****

Mazgal demişken onların hali de içler acısı.

Aracın, üzerinden geçmesi ile yer yerinden oynuyor.

Çok hareketliler maşallah!

Her gün geçtiğiniz o yolda bir sabah bakıyorsunuz ki mazgal yerinde yok!

Birileri mazgal koleksiyonu yapıyor olmalı.

Benim anladığım iş değil ama asfalta sabitlenmesi çok mu zor?

Hem sürekli sürekli maliyet oluşuyor!

Yoksa "yeni icat çıkarma" mı diyorsunuz!

***

Tüm bunların üstüne: 

"Allah'tan bu şehrin bilinçli ve aldığı ehliyetin hakkını veren sürücüleri var da en sol şeritte kordon gezisi yapmıyor ya da kimse yol ortasına aracını bırakıp zaten kısıtlı olan trafiği sekteye uğratmıyor" diyebilseydim keşke!