Umurunda mı?

Asuman Kurt Öge 18 Ağustos 2019 Pazar, 06:06

Tükettik her şeyi...

Sevgiyi, dostluğu, kardeşliği...

Göz göze konuşmayı, elini omzuna atmayı, "Bu da geçecek" teki anlayışı hep tükettik...

Komşunun bir fincan kahvesine hasret, sokakta oynayan çocuğun neşesini, bayramlık pabuçların hevesini, Fatma teyzenin şen sesini tükettik...

Komşunun kim olduğunu bilmeden apartman dairemizde oturup, sosyal medyada tanımadığımız insanların fotoğraflarına bakarken, kim nerede, nasıl tatil yapmışın derdine düştük!

Mahallenin arka sokağında kalan teyzenin "tenceresinde kaynayan çorbası var mı" diye düşünmeyi unuttuk!

***

Kirlettik her şeyi...

Tertemiz akan derelerimiz vardı. Şimdilerde hepsi plastik atıklarla dolu...

Kıyısında mangal keyfi yaptık da çerimizi çöpümüzü o derenin kenarında bıraktık. Orada pişirdiklerimizi yedik, yanan ateşi söndürmeyi bilmedik, hep yaktık, yıktık!

Yetmedi, fabrikaların atık sularını o güzelim akarsulara akıtıp, derelerimizde balık bırakmadık...

Sonra kimsecikler görmeden o zehirli sularla bağlarımızı, bahçelerimizi suladık!

Yetiştirdiğimiz sebzeyi meyveyi utanmadan pazarda satışa çıkardık...

***

Yok, ettik her şeyi!

Ormanlarımızı maden ocaklarına kurban verirken yapılan itirazlara "artistik hareketler bunlar" diyerek geleceğin yok edilişine seyirci kaldık!

Zannettik ki kesilen ağaçların yerine yenileri çabucak dikilecek.

Ama nerdee?

Dağlar taşlar delik deşik olduğu gibi duruyor.

Geleceği çocuklarımızdan emanet aldığımızı da çabucak unutuverdik!

Zannettik ki biz aldıkça doğa yenisini verecek!

Ama o da intikamını almaya başladı bizden.

Depremler, heyelanlar, fırtınalar kapıda...

***

Görmezden geldik...

Kediye, köpeğe, kadına, çocuğa hatta vatan için gazi olmuş insanlara ciğeri beş para etmezler saldırdı, darp etti, duymadık, umursamadık!

Üç beş cılız sesin itirazında kalan böylesi olaylarda, insan olmanın değerlerini bir tarafa bıraktık.

***

Hep daha çoğunu istedik...

Benlik duygusuna yenilip, alınlar secdeye varırken nereden daha fazla rant elde edeceğimizi hesap ettik.

Unuttuk mana âleminde o secde halinin Allah'a en yakın olduğumuz ânı ifade ettiğini...

Daha çok kazanayım, daha çok mal sahibi olayım derken, başkasının hakkını gasp edip etmediğimizi hiç düşünmedik.

***

Her şeyin en iyisi bizim olsun istedik.

Çocuklarımızın her istediğini düşünmeden alıp, onlara hiç sorumluluk vermezken, geleceğe psikopatlar yetiştirdiğimizi aklımızın ucuna bile getirmedik...

***

Eğitimsizliği ve cehaleti kutsadık...

Bilimden uzaklaştık, kitapları sadece aşk romanlarından ibaret saydık.

Hayatı dizilerden öğrenirken, milli eğitimin ne olduğunu umursamadık.

Oysa biz dini terbiyeyi aileye milli terbiyeyi de devlete bırakmıştık ama!

Bu yıl üniversitelerden mezun olan gençlerimizden kaçının işe girebildiğini hiç merak etmedik...

***

Tükettik her şeyi...

"Kur arttı indi" derken, "kazanç hesabı" gözümüzü kör etti de millet olarak topyekûn kalkınma için üretimin şart olduğu gerçeğinin üzerini örtüverdik!

Hazırdan yiyip, kredi kartlarımızdan harcarken;

"Faizler düşse de aldığımız krediyi revize etsek, acaba cebimize 100 lira daha kalır mı?" şeklinde küçük mevzuların derdine düştük...

***

Sanal âlemin esiri olduk...

Artık dost sohbetlerinin espri kaynağı kahve falları bile sanaldan bakılıyor. 

Gönderiyorsun fincanın fotoğrafını, telefonuna düşüveriyor dijital falcının "uyduruk" sözleri...

Özetle Âşık Veysel'in dediği gibi "kazma ile karnını yarmamıza rağmen bize sadık yar olmaktan vaz geçmeyen" toprağımızdan koptuk!

Ayaklarımız yere basmıyor artık...

Sevgisiz kalpler, duyarsız beyinlerle tükenişe her gün bir adım daha yaklaşıyoruz...

Yani sizin anlayacağınız;

Kiminde ayna, kiminde zurna, dünya yıkılıyor ama kimsenin umurunda değil...