ABD BAŞKANLIK BOKS MAÇI.. Clınton veya Trump ?

Bay Diplomat 31 Ekim 2016 Pazartesi, 07:29

Yaklaşık olarak bir yıldan beri ABD de kurulan dev ringde   58. Başkanlık Maçının son raundu  8 Kasım 2016 tarihinde yapılacaktır.

Son raundun bitişini bildiren gong ile sekiz yıl süren Obama dönemi sona erecektir.

A.B.D. Senato Üyesi Daniel Webster'in  15 Mart 1837  de söylediği "Tek ülke, tek anayasa, tek yazgı "sözlerinin yer aldığı Amerikan Anayasasının 11 nci maddesi gereğince Eldiveni giyerek ringe çıkacak kişinin;

  • Amerikan vatandaşı olarak doğması,
  • En az 35 yaşında olması
  • Amerika'da en az 14 yıl yaşamış olması

Şartlarını taşıması gerekmektedir.

 

Esasında bu şartlar Beyaz Saray'ın 4 yıllığına sahibi olması ve Air Force One'ı kullanması için yeterli gözükse de ABD seçimlerinin değişmez  özelliği;

  • Yahudi Lobisi ve İsrail
  • WASP (White Anglo-Sakson Protestant) bloğu olarak bilinen ve çoğunluğu İngiliz kökenli olan güçlü beyaz Amerikalılar.
  • Silah sanayi (savaş lobisi)
  • Ermeni lobisi'nin

desteğini almaları ABD başkanlık seçiminin olmazsa olmaz kuralıdır.  Bu desteği alıp seçim kaybeden çok az sayıda Başkan adayı vardır.

 

Kasım 2016 da yapılacak seçim sadece başkanı belirlemiyor, ayrıca Senato'nun üçte biri ve Temsilciler Meclisi'nin tamamı bu seçimler sonucunda yenileniyor. Senatörler 6 yıllığına, Temsilciler Meclisi üyeleri ise 2 yıllığına göreve geliyor.

 

ABD'nin kendi koşulları ve seçim sistemi, her seçim döneminde iki başkan adayını ön plana   çıkardığından seçim yarışı ağırlıklı olarak Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasında geçiyor. 2016 seçimlerinde, Demokratik Partiden Hillary Clinton, Cumhuriyetçi Partiden Donald Trump adaylıklarını koymuşlardır.

8 Kasım'da 2020'ye kadar Amerika Birleşik Devletleri Başkanlık görevini devralacak yeni başkan Ocak 2017'de yemin edecek ve 44. ABD başkanı olarak. politik ve ekonomik anlamda dünyanın en büyük gücünün başına geçecektir.

Neden kasım ayı ve ilk salı günü?

1792 yılından bu yana Amerikan Başkanlığı seçimleri her 4 yılda 2-8 Kasım tarihleri arasındaki ilk salı günü yapılır.

ABD'de bir çok önemli seçim her yıl Kasım ayının ilk salı günü yapılır, Çünkü ABD'nin kuruluşunda oy verme, seçme ve seçilme hakkı, sadece toprak ve mal sahibi olanlara tanınan bir imtiyazdı. Doğal olarak politik takvim de çiftçi seçmenlere göre şekillenirdi. Cumartesi günleri çiftçiler ürünlerini pazara getirirlerdi. Pazar günleri ise kilisede vakit geçirirlerdi. Seçimin 1 Kasım'da olamamasının da nedeni; o günün Katoliklerin 'All Saints Day' adı verilen dini tatiliydi. Geriye Kasım ayının ilk pazartesi gününü takip eden Salı günü kalıyordu. Başkanlık seçimlerinde Kasım ayının ilk salı günü böylece geleneksel hale geldi

ABD başkanlık seçimleri TÜRKİYE-ABD ilişkilerini nasıl etkileyecek?

Kasım ayında ABD yapılacak olan Başkanlık seçimi aslında Türkiye'yi de yakından ilgilendiriyor. Türkiye'nin dış politikası, Suriye meselesi ve Türkiye- ABD siyasi ilişkiler açısından oldukça önemli.

Zira, yeni ABD Başkanı'nın özellikle Suriye ve Irak başta olmak üzere Ortadoğu politikası, Rusya ve İran gibi Türkiye'nin bölgesel rakiplerine karşı tutumu, Avrupa ile ilişkileri ve Türkiye ile ikili ilişkilere vereceği önem ülkemizin dış politikasında da önemli rol oynayacak.

Clinton ve Trump'un Dış Politika Görüşleri

Trump'ın Müslüman karşıtı söylemlerine, ABD'deki Müslüman toplumundan ve dünyanın birçok yerinden tepki gelirken bir tepki de Hillary Clinton'dan gelmişti.

Clinton'ın yazdığı "Müslümanlar bizim düşmanımız değil onlar çok barışçı ve hoşgörülü. Terörizmle işleri olmaz." mesajı binlerce  takipçisi tarafından paylaşıldı.

ABD başkanlık ringinin kırmızı köşesindeki Hillary Clinton'ın sloganı  "Birlikte Güçlüyüz". 1993-2001 yılları arasında yüksek profilli bir "first lady"lik dönemi geçirmiş, 2001-2009 yılları arasında New York Eyaleti Senatörü olarak görev yapmış, 2008 başkanlık seçimlerinde Demokrat Parti adaylığı için Obama ile rekabet etmiş ve 2008-2012 yılları arasında ABD Dışişleri Bakanlığı yapmış olan Clinton'ın iç ve dış politika konularındaki yaklaşımları, beraber çalışacağı kadroları, güçlü ve zayıf yanları büyük ölçüde biliniyor.

Hillary Clinton'ın dış politika yönelimi mevcut Obama yönetimininkinden çok farklılık taşımayacaktır.

Her ne kadar, "Zor Seçimler" adlı kitabında Hillary Clinton, Türkiye'yi "Geleceği belirsiz, önemli ancak bir o kadar da sinir bozucu ortak" olarak nitelese de Obama dönemine benzer bir ilişki Clinton döneminde de devam edecektir.

Herhangi bir siyasi geçmişi olmayan Donald Trump ise, Hillary Clinton'ın tersine parti ve iş dünyasının önde gelenlerinin desteğiyle değil; orta ve alt orta sınıf, genelde beyaz, küreselleşme kurbanı, gelir ve hayat standartları son 20 senede iyice gerilemiş, umutlarını yitirmiş, bunu da sürekli yabancı göçmenler ve Çin'in haksız rekabetine bağlayan kitlenin desteğiyle Cumhuriyetçi Parti'nin başkan adayı olarak gerek televizyon şovları gerekse önseçim kampanyası sırasında yansıttığı eksantirik kişiliği ve marjinal görüşleri dışında aslında tam bir kapalı kutu.

Donald Trump'un bölgemiz için etki doğurabilecek dış politika söylemlerinde başkanlığı halinde birinci önceliğinin IŞİD'in imhası olacağını vurgularken, İran ile ilişkilerin yumuşaması sürecinin sona erdireceğini söylemekten de kaçınmamaktadır. Zengin ve şovmen, emlakçi aday Trump, böylece kendi yönetimindeki bir Amerika'nın Ortadoğu'da rejim değişikliği içeren politikaları uygulama noktasında çok ısrarlı olmayacak, bölgeye sadece dar boyutlu ulusal güvenlik penceresinden bakacaktır. Bu da, ABD'nin Orta Doğu sahnesinden çekilmesi anlamına gelmektedir ki ABD ve İsrail'in Büyük Orta Doğu Projesinden (BOP) vaz geçilmesi anlamını taşımaktadır. Halbuki, BOP, damat ve gelinin ( ABD ve İsrail ) imzaladıkları mal paylaşım listesinde önemli yer tutmaktadır.

Öyle ki, Trump'ın neye karşı olmadığı, iç ve dış politika tercihleri ve beraber çalışacağı kadroları henüz belli değil.

Clinton'ın seçilmesi durumunda Demokrat Parti iktidarı devam edecek olsa da Amerikan dış politikasında Türkiye'yi de ilgilendiren önemli değişiklikler bekleyebiliriz. Dışişleri Bakanlığı yapmış, Avrupa'yı yakından tanıyan ve ABD silahlı kuvvetlerine her zaman özel ilgi duymuş ve destek vermiş olan Hillary Clinton'ın başkan olması durumunda dış politikaya daha fazla ağırlık vermesi, Amerikan silahlı kuvvetlerini kullanma konusunda daha kararlı davranması ve müttefikleri ile daha angaje olması beklenebilir ki, bu durum Türkiye de dahil müttefikleri için genel olarak iyi bir haber olacaktır. Öte yandan Clinton'ın bir yandan daha angaje bir dış politika izlerken bir yandan da müttefiklerinden daha fazla katkı talep etmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Türkiye kamuoyunun yakından tanıdığı Hillary Clinton'ın dış politikası mevcut Başkan Obama'dan daha sert olacaktır.

Trump'ın başkan seçilmesi durumunda Amerika'nın kısa vadeli çıkarlar gerektirdiği zaman müdahaleden çekinmeyen ancak diğer durumlarda pragmatist davranabilecek ve her durumda Avrupa'dan daha fazla sorumluluk üstlenmesini bekleyecek bir Amerikan dış politikası beklemek mümkün. Örneğin Trump'ın Suriye ve hatta Ukrayna konusunda Rusya'ya taviz verme olasılığı Hillary Clinton'a göre çok daha yüksek olacaktır. Bu durumda Trump'ın başkanlığının Türkiye dâhil Avrupalı müttefiklerle bir dizi gerilime yol açması beklenebilir.

Başkan'ın Cumhuriyetçi kanattan seçilmesi halinde Donald Trump'ın Rusya ile  'harika ilişkiler yaşaması ve Vladimir Putin ile dostluk vaadi özellikle bu dönemde Türkiye'yi bir hayli zorlayabilecektir.

ABD Başkanlık seçiminden sonra da ABD'nin dış politika merkezinde Türkiye önemli ve belirleyici bir konumda olacaktır. Bu bağlamda önümüzdeki süreçte ABD ve Türkiye'nin bölgedeki siyasi hamleleri çok konuşulmaya başlanacağı söylense de Türkiye'nin Amerika'daki dostlarının azaldığı ve seçimi kim kazanırsa kazansın ikili ilişkilerin geleceğinin parlak olmadığı göz ardı edilmemelidir.

ABD siyasi tarihinin en düzeysiz seçim kampanyasının yaşandığı dönem olarak anımsanacak kampanyadan sonra seçilecek Beyaz Saray'ın yeni sahibini çatışma içindeki nükleer sahibi ülkelerle ilişkiler; önümüzdeki yıllarda dünyanın en büyük gücü olmaya hazırlanan Çin; Körfez ülkeleri; küresel ısınma; enerji; siber güvenlik ve terör sorunları beklerken  dünya barışına katkı koyabileceğini  söylemek çok erkendir.

Diplomasi ve genellikle politika alanında sıkça söylenen sözü burada bir kez daha tekrar etmekte yarar vardır.

Wait and See ( Bekle ve Gör )