“Ağır ol molla desinler”

Bay Diplomat 27 Mart 2017 Pazartesi, 06:33

Güzel Türkçemizdeki bu sözü olanaklar el verse inanın, Türkiye Cumhuriyeti'nin karar verici en üst makamıyla birlikte Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı'nın ana girişinden başlayarak her katın asansör çıkışındaki duvara İznik çini motif teması ile çerçeveli şekilde asardım.

Asardım ki, bizleri yöneten üst yöneticilerimiz ve diplomatlarımız bu sözün anlamını yüreklerinde duyabilsinler.

Bir adım daha ileriye giderek bu anlamlı sözü ABD, Rusya, Kuzey Kore gibi ulu orta sözler söyleyerek kendilerini dünyanın hâkimi olarak görme sevdasında olan bu ülkelerin liderlerine de diplomatik kurye ile göndermek isterdim.

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı'nı internet ortamında ziyaret ettiğinizde ekranınıza gelecek olan ana sayfadaki Türk Dış Politikası başlığı altında, "Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan bu yana, Mustafa Kemal Atatürk'ün "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" ilkesi doğrultusunda barışçı, gerçekçi ve tutarlı bir dış politika izlemiştir. Türkiye, demokratik ve laik siyasal sistemi, dinamik ekonomisi ve çağdaşlığı kültürel kimliğiyle bağdaştıran geleneğiyle, kendi bölgesinde ve ötesinde güvenlik ve istikrar üreten bir dış politika yürütmektedir." bilgisi ile karşılaşacaksınız.

Dış politikanın en güzel yönü, dış politika uzmanlarının karşılaştıkları olaylar karşısında sakin tavır göstermeleri, heyecanlı olmamaları, olayların analizlerini kişisel hırs ve günü kurtarma içinde yapmamalarıdır.

Öyle ki, dış politika uzmanları için, sinirleri alınmış insan tanımlaması yapılmıştır.

Ne oldu da birdenbire önce komşumuz ülkelerle, ardından diğer dünya ülkeleriyle (Ekvator altı, Uzak Doğu, Güney Amerika dışında) diplomatik krizden öte, ülkeler arası krize dönüşen politikalarla baş başa kaldık.

Yazı girişindeki o sözün anlamı belki de Türkçemizde yer aldığı bilinmeden konuşulduğu için!..

            Dış politikamız için karar veren ve uygulayan sorumlular, acaba kendi günlük yaşantılarında da böyle agresif, ajitasyon içinde mi bulunuyorlar?

Dış politikada düşüncelerinizi sakin bir dil kullanarak muhatabınıza iletmeniz bir kuraldır.

            Muhatabınız, düşünceleriniz karşısında agresif davranış içinde bulunabilir.

Bu durumda, siz ona ilk golü atmış sayılırsınız.

Eğer ülkemizin saygınlığını dünya ülkelerine kabul ettirmek istiyorsak, dış politikamızdan sorumlu olanlara önerim; öncelikle sinirlenmeden, bağırıp çağırmadan ve de "ben yaparım, ben girerim" demeden muhataplarıyla konuşma dilini öğrenmeleridir.

9-10 Mart 2017 tarihleri dış politikamız için önemli bir tarihtir. Bu tarihler için basına yansıyan bilgilerin ortak başlığı 'Netanyahu-Erdoğan; Moskova'da lobi arayışı' idi.

Her iki isim de Putin ile yapacakları görüşmeler sonucunda ülkeleri için destek arayışları içinde idiler.

İsrail'in derdi İran İslam Cumhuriyeti.

Putin ile görüşmesinin yanı sıra İsrail, askeri, politik ve ekonomik pek çok açıdan Suriye'ye yerleşen İran'ın etkisinin azaltılması yönünde Moskova'da lobi çalışmaları yapıyor.

Orta Doğu'daki gelişmelerden muzdarip olan ve Batı dünyasında yaşadığı tecrit ile bir türlü önleyemediği Kürt gelişimi karşısında Rusya yönetiminden destek arayışına giren Türkiye Cumhuriyeti yönetiminin, aynı zamanda uçak kriziyle bozulan ilişkileri onarmaya yönelik görüşmeler yaptığı yazılı ve görsel medyaya yansıdı.

Gerek Türkiye Cumhuriyeti yöneticilerinin gerekse İsrail yöneticilerinin Rusya yolculukları sonrasında Rusya'nın izlediği politikada bir değişiklik oldu mu?

Yıllardan beri İran ile ilişkilerini oldukça şeffaf bir platformda yürüten Moskova, İsrail'in telkinlerine rağmen Büşera'daki nükleer enerji tesisi tamamlamakla kalmadı savunma sistemleri olan S-300'lerin teslimatı yönündeki yükümlülükleri de yerine getirerek bu silahların denemelerini başarılı bir biçimde İran'da yaptı.

9 Mart'ta Moskova'da toplanan Türkiye-Rusya Üst Düzey İş Birliği Toplantısı'nda Türkiye'nin en büyük beklentilerinden Rusya yönetimince uygulanan tarım ürünlerindeki engellemelerin tümden kaldırılmasıydı.

Engelleme yalnızca toplam değeri ise 20 milyon doların altında olan soğan, karnabahar ve brokolide kaldırıldı. Yüzlerce milyon dolarlık satış yaptığımız domates, elma, üzüm, nar gibi yaş sebze-meyvede ambargo devam etmekte.

Ambargonun kalkmaması üzerine Türkiye Cumhuriyeti yönetimi de bir anda kükreyerek(!) "Sen misin benim yaş sebze-meyve ürünlerimi almayan! Ben de senden 1,3 milyar dolarlık ithalat değeri olan Mısır, buğday, ham ayçiçek yağı, ayçiçeği küspesi, bezelye ve pirinç almıyorum!" silahını (') masaya koydu.

Hem Türkiye hem İsrail'in Moskova'da söyledikleri Rusya'nın bir kulağından girdi öbür kulağından çıktı.

Bunları aynı zamanda Trump yönetimi de heyecan ile izlemekte.

Birleşik Devletler ve Rusya görünürde kavgalı mahalle komşusu olsalar da masaya konulan pastanın paylaşımında ortak hareket etmektedirler.

Onları o masanın etrafına getiren ortak görüşlerden birisi de Türkiye Cumhuriyeti yönetiminin herhangi bir Kürt oluşumunun engellenmesi amacıyla her türlü tavize razı olacak görüşüdür.

Hesaplar yapılmış, ama biz hala hem iç politikada hem de dış politikada ne yapacağımızı belirleyememişiz.

İpler başkasının elinde olduğu sürece, kuklamıza asla istediğimiz hareketi yaptıramayız.