AGİT ve dış politikamız

Bay Diplomat 24 Nisan 2017 Pazartesi, 06:22

Türkiye'nin de kurucu üye olduğu 57 devlet ile Akdenizli ve Asyalı iş birliği ortağı ülkelerin yer aldığı örgütün amacı; güvenliğin üç boyutunda (siyasi-askeri, ekonomi-çevre ve insani) ilke, norm ve standartlar geliştirmekte, yükümlülüklerin uygulanma durumlarını izlemekte, esnek müzakere ve siyasi diyalog forumu teşkil etmekte, ayrıca katılımcı devletlerin demokratikleşme, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygı alanlarındaki çabasına destek ve yardım işlevi görmektedir.

AGİT'i diğer uluslararası örgütlerden ayıran karşılaştırmalı üstünlüklerden birisi de alan misyonları oluşturmaktadır.

Halen Güneydoğu Avrupa'da Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan, Karadağ, Kosova ve Makedonya'da; Doğu Avrupa'da Moldova ve Ukrayna'da; Kafkaslar'da Azerbaycan ve Ermenistan'da; Orta Asya'da Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan'da faaliyet gösteren AGİT ofis ve misyonları, çatışmaların önlenmesi ve çözümü için siyasi süreçlerin kolaylaştırılması, sivil toplumun ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi, demokrasinin geliştirilmesi, insan ve azınlık haklarının korunması işlevlerini yerine getirmektedir.

Bu kadar yetkili(!) görev ve sorumluluk üstlenen kişi ya da kurum kim olursa olsun çalışmalarında mangalda kül bırakmaz.

Öyle bir an gelir ki, astığım astık havasına bürünürler.

Peki, AGİT ya da benzeri kuruluşların bu girişimlerini yapmalarına gerek var mı?

Dersini yapamayan, sınav yarışmasında efor sarf etmeyen öğrencinin, okul dışı yardımcı destek almasına benzer bu kuruluşların çalışmaları.

Eğer, dünya ülkeleri, kendi politikalarını hukukun üstünlüğü, demokrasiye olan bağlılıklarını kağıt üzerinde değil, uygulamalarda da gösterseler, ne AGİT ne de başka bir kuruluş, ahkâm kesmek mutluluğunu tadamaz.

Demek ki bizler onlara diyoruz ki, eğitim sistemimiz iyi gitmiyor. Öğrencimiz de bu sistem içinde başarılı olamayacak. Sizlere zahmet olacak ama gelin bir de siz yakından görün.

Öğrenci velisi gözü ile verdiğimiz örnek, aynı zamanda ülkenin iç ve dış politikasını da kapsamaktadır.

Evimizin, tanımadığınız kişilere açılması gibidir bu tür kuruluşların ülkemize/ülkelere gelmeleri.

Bunların temsilcileri(!) de kapı önünde hazırkıta beklemektedirler.

Gelin dedikten kısa bir zaman dilimi içinde, kutsal (!)görevlerini yapmaya başlarlar. Eğer, geliş nedenleri düşündükleri gibi olmazsa ellerindeki gücü devreye sokarlar.  O güç de gözlemlerini raporlamaktır.

Peki biz, TÜRKİYE CUMHURİYETİ sıfatıyla üstelik kurucu üyesi olduğumuz sözüm ona uluslararası örgütte bir de temsilciliğimiz bulunurken, bu örgütün ülkemiz için referandum sonrası yayınladığı rapor karşısında biz, daha doğrusu güzel ülkemizin en üst yöneticileri ne yaptı?

"Tanımıyoruz, kabul etmiyoruz, taraflı rapor vb." açıklamalar ile sıcak gündemi soğutmaya çalıştılar.

AGİT, dünyanın neresinde bir kargaşa, iç çekişme var hemen orada arzıendam eder.

Dış politikada lobicilik denilen bir faaliyet vardır. Bu faaliyetin parasal desteği, genellikle ülke bütçesinden ayrılan pay artı o bölgede yatırım yapan iş çevrelerince yapılan bağışlardır.

Eğer, bugün İsrail dünyaya kafa tutabiliyor ise lobi faaliyetini çok iyi kullandığı içindir.

Dış politika yan gelip yatma yerinin uygulandığı platform değildir!

Dış politika platformunda yer alan kişi ve kuruluşlar, görevlerini 7/24 esasına göre yaptıkları takdirde, görevini yerine getirme mutluluğunun verdiği zevki tadabilirler.

Aksi halde, zevk yerine avurtlarında acılık hissederler.