AKPM Kararı ve NUTUK..

Bay Diplomat 01 Mayıs 2017 Pazartesi, 08:14

                  Saat 8.30.

            Öğretmenler odasına giren kişi kendisini davet eden öğretmenin yanına giderek kendisini tanıtır ve davet nedenini sorar.

            Öğretmen, gelen kişiye davet nedeninin velisi olduğu öğrencinin eğitimi ile ilgili olduğunu, öğrencinin eğitim yılı içindeki performansının düşük olduğunu, okul içinde diğer öğrenciler üzerinde baskıcı tutum sergilediğini, yapılan uyarıları dikkate almadığını; kendisine tanınan  not yükseltme sınavlarını bile önemsemediğini. bunlara rağmen yine de öğrenciyi kazanabilmek için bu görüşmenin yararlı olacağı düşüncesi içinde olduğunu söyler ve ardından ekler.

            Bu görüşme sonrasında söylediklerimi daha doğrusu uyarılarımı siz ve öğrencimiz dikkate alırsa öğrencimiz kurumumuzda eğitim görmeye devam edecek aksi halde kurumumuzdan ayrılması gerekecek.

            Görüşme bitmiştir.

            Görüşmeyi, akşam eve gelen öğrenciye anlatan ve bundan sonrası senin çalışmana bağlı diyen kişi, hiç ummadığı tepki ile karşılaşır.

            -Baba, ben derslerimde başarılı olmak istiyorum. Bana yöneltilen her soruyu en iyi şekilde yanıtlamak istiyorum. Ama, 4 öğretmen var ya! Ağzımla kuş tutsam fayda etmiyor. Başarısız olmam için sanki ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Yine de, bana söylediğiniz uyarıları dikkate alacağım.

            Ne var ki, öğrenci, uyarıları dikkate almak yerine kendi bildiğini okumaya devam eder.

            Uyarıları dikkate alınır görünür ise de öğrencinin performansında değişiklik olmaz.

            Sonuç, denetim altında olan öğrencinin durumu eğitim döneminin sonunda belli olacak.

 

.....................................................

 

            Öğrenci-veli diyalogunun yazılmasına Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Denetim Komisyonu'nun geçen hafta aldığı karar neden olmustur.

 

            Karara göre,Türkiye Avrupa demokrasi liginde küme düşme riskiyle karşı karşıya.

            Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Denetim Komisyonu, demokratik kurumların Avrupa standartlarında işlememesini gerekçe göstererek Türkiye'nin 2004 öncesi olduğu gibi yeniden siyasi ve hukuksal planda denetime alınmasını kararlaştırdı.

            Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin (AKPM) Türkiye'yi yeniden 'gözetim altına alma' kararı ülkemizin dünyadaki itibarını zedeleyecek ve ulusal çıkarlarımıza zarar verecek bir gelişme olmuştur.

            Türkiye, 1996 yılında da gözetim alınan ülkelerden biri olmuş, yoğun yasal düzenlemeler ve uygulamalar sonucu 2004'te bu statüden çıkabilmiş, bu sayede de Kopenhag kriterlerine uyum sağladığı kabul edilerek AB ile üyelik sürecini başlatabilmiştir.

            Türkiye şimdi, gözetim altında bulunan Rusya, Ermenistan, Gürcistan, Azerbaycan, Sırbistan, Bosna-Hersek ve Moldavya'yla aynı kategoriye girmiş bulunuyor.

            Konseyin kararının, AB'nin ülkemize karşı tutumunu ve AİHM'nin kararlarını da olumsuz biçimde etkilemesi kaçınılmazdır.

            Avrupa Konseyindeki karar, farklı siyasi partilere mensup, farklı eğilimdeki milletvekillerinin oylarıyla alınmıştır. Karara karşı bazı ülkeleri cezalandırmaya çalışmanın isabetli ve sonuç alıcı olacağını düşünmek zordur.

            Daha düne kadar, el bebek gül bebek örneği söylemler varken bu karar neden alındı?

.............................................

            Karar öncesi yaşananlara bakmak yararlı olacaktır.

            Denetim süreci, 1989'da Berlin Duvarı'nın yıkılmasının ardından Avrupa Konseyi üyesi olmaya başlayan eski Sovyet rejimlerin Batı normlarında demokrasiye geçişlerini kolaylaştırmak amacıyla 1993 yılında oluşturuldu.

            Bu sürece dahil edilen ülkelerin, demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti alanlarında Avrupa Konseyi tarafından 1949 yılından itibaren oluşturulmuş normları kendi yasal mevzuatlarına uyarlamaları ve uygulamaları denetlenmeye başlandı.

            Türkiye, bu sürece dahil edilen tek "eski üye" olma özelliğine sahip.

            Ankara, 1996 yılında dahil edildiği denetim sürecinden, gerçekleştirdiği reformlar sayesinde Haziran 2004'te çıkarılıp, "post-monitoring" adı verilen denetim sonrası diyalog sürecine dahil edilmişti. Türkiye'nin bu süreçten çıkarılması AB ile üyelik müzakerelerine başlayabilmesinde önemli rol oynamıştı.

            Bu karar ile Türkiye, 13 yıl sonra Avrupa Konseyine "grand payeur" en fazla para ödeyen fakat denetim sürecine düşmüş tek ülke olacak.

 

.....................................

            13 yıl öncesine dönelim.

            Türkiye'nin Avrupa'daki kaderini belirleyecek olan "denetim sürecine sokulma" kararı 2004 yılında kaldırıldığında Türkiye'de demokrasi şöleni havasında yaşanmıştı.

            Öyle ki, bu karar; gün içinde havai fişek atılarak kutlanmıştı.

            Böylesi güzel ve mutlu olay yaşanırken siyasi söylemlerin yapılmaması olası mı?

            İşte o söylemlerden bazıları;

            "Bu çok çok önemli bir adımdır, çok önemli sonuçtur. Şu ana kadar verilen emeğin, yapılan mücadelenin olumlu bir neticesidir."

            "Demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü alanlarında Avrupa normlarına tam uyumun sağlanmasına yönelik güçlü irade."

            "Türkiye insan hakları alanında sınıf atladı."

            Siyasi erkan, söylemlerde bulunurken medyamız da bayrama(!) katkısinı esirgemiyordu. Özellikle öğrenciler, 6 Ekim 2004 tarihinin ulusal gün ilan edilip tatil olmasını 4 gözle bekliyorlardı.

            Nişan olmadan düğün ortamına girildiği o günden sonra ne oldu da her şey tepe taklak oluverdi.

            Yoksa anekdotumuzdaki öğrencimizin sızlandığı 4 öğretmen; AKPM  bünyesinde mi var?

            Sakın ola ki, AKPM, yöneticilerimizi aldatmış olmasın.

            Gelin görün ki;

            Arşivler, toplantı tutanakları vb. dökümanlar çoğu zaman kişinin elini ayağını bağlar açiılandığında.

            "Tarih: 6 Ekim 2004.

            Yer: Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi - Strazburg

            6 Ekim 2004 Cuma Sabah Oturumu (*)

            Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı oturumda yaptığı konuşma sonrası üyelerin sorularını cevaplandırdı.

            Avrupa Halk Partisi Grubu Başkanı Hollandalı parlamenter Van der LINDEN'in Türkiye'deki reform sürecinin takibi, hızlandırılması ve denetlenmesi için ne öngördükleri yönündeki sorusuna cevaben Sayın Başbakan Kopenhag siyasi kriterleri çerçevesinde ortaya konmuş olan yol haritasını iktidar-muhalefet-sivil toplum el ele tamamladıklarını, uygulama çalışmalarının yoğun bir şekilde devam ettiğini, uygulama için zihniyet değişikliği gerektiğini bunu da en kısa sürede gerçekleştireceklerini, aksi takdirde tam üyeliğin söz konusu olamayacağını, ancak gerekli değişimin gerçekleşmesi için siyasi iradenin mevcut olduğunu ifade etmiştir."

            Türkiye'nin Avrupa Konseyi düzeyinde "sabıkalı demokrasiler" listesinden çıkması AB ile üyelik müzakerelerine başlamasında önemli rol oynamıştı.

            Böyle güzel diyalogun ardından Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin (AKPM), Türkiye'yi siyasi denetime alma kararı, Türkiye'yi AB üyelik sürecinde 17 Aralık 2004 öncesine geriletti.

            İçeriden dışarıya doğru efelenmenin sonucunda AKPM, çalışmamız gereken ders konularını/ev ödevimizi başlık olarak bize verdi. İşte o başlıklar;

            * OHAL'i mümkün olduğu kadar çabuk kaldır.

            * OHAL altında çok gerekli olmadıkça KHK çıkartmaya son ver; KHK'lerle toplu halde kamu görevlilerini işten çıkartmaya son ver.

            * Yargılanmayı bekleyen tutuklu tüm parlamenterleri serbest bırak.

            * Yargılanmayı bekleyen tüm gazetecileri ve aydınları serbest bırak.

            * OHAL Araştırma Komisyonu'nu kur ve KHK'lerle işinden olanlar için etkili şekilde ulusal yargıda tamir edici çalışmalarını başlat, adil yargılamayı garanti altına al.

            * AKPM'nin kararları ve Venedik Komisyonu'nun ve İnsan Hakları Komiseri'nin tavsiyeleri ışığında ifade özgürlüğünü iyileştirecek acil adımları at.

            * Referandumu Avrupa Konseyi standartlarında düzenle ve Venedik Komisyonu'nun teamülleri ışığında, seçme özgürlügünün oluşturulmasına katkı sağla.

            * Venedik Komisyonu'nun 18 madde ile ilgili tavsiyelerini mümkün olduğu kadar çabuk uygula.

            * Ölüm cezası Avrupa Konseyi üyeligi ile uyuşmaz; böyle bir karar üyeliği tehlikeye sokar.

            * Terörle Mücadele Yasası revize et.

            * Tutuklu belediye başkanları serbest bırak.

            * 18 maddelik anayasa degişikliği not edildi.

            * Gözlem heyetinin raporu doğrultusunda referandumun adil olmayan bir şekilde gerçekleşmesinden ve 2 taraf arasında eşitlik olmamasından üzgün olunduğu dile getirildi.

            * Referandumun meşruiyeti hakkında ciddi soru işaretleri ortaya çıkmıştır. YSK'nin bu iddiaları ciddi şekilde araştırması gerekir.

            * Anayasa'daki 18 maddeyle ilgili Venedik Komisyonu'nun tavsiyelerine uyulmalıdır.

            AKPM tarafından bu maddelerin önümüze konulmasının tek tanımı vardır.

            O'da Türkiye Cumhuriyeti'nin işlerine burunlarını sokmak arzusudur.

            Ev odevimiz icin başlıklar halinde konular verirken, yine o sevecenligini(!) göstermekten geri kalmadi AKPM.

            Dedi ki; bunları 2018 yılına kadar yapacaksın. Ben de zaman zaman gelip kontrol edeceğim. Eğer, ödevini istediğimiz gibi yaptığını görürsek 2018 yılında toplanacak olan toplantıda gözetmen öğretmeninin raporu ile birlikte durumunu gözden geçireceğiz. Sen, istenen adımları atarsan ve bu yönde olumlu eğilim gösterirsen bu süreçten çıkabilirsin.

            İstediğin kadar kötüle, bağır, çağır.

            Olmadı, odadaki eşyaları kır, camı pencereyi aşağiya indir.

            Borç harç aldığın yeni 4K televizyonunu 18nci katdan aşağıya at.

            Kimsenin umurunda değil yaptıkların.

            Otur, adam gibi ödevlerini yapmaya başla.

            Kimseye de efelenme.

            İyi de bu Avrupa Konseyi, çok mu ileriye gidiyor?

 

......................................................

            Avrupa Konseyi bizim için olmazsa olmaz mı?

            Kendi hukuksal kimliğimiz, politikamız, yargı sistemimiz, düşünce ve ifade özgürlüğümüz vd.konular için yabancı bir uzman kuruluşun(!) gözetim ve denetiminde olmamız mı gerekecek?

            Türkiye Cumhuriyeti'nin, kendi hukuksal, siyasi, ekonomik kimliğine kavuşabilmesi, ayakları üzerinde durabilmesi için walkera ihtiyaca olmamalıdır.

            Zamanında elini uzatırken kaptırdığı kolun bedelini mi ödüyor yoksa Türkiye Cumhuriyeti?

            Elin ağzı torba değil ki büzesin..

            AKPM kararindan sonra dış platformda söylenenlere bakın. Sanki, Sevr anlaşmasını yeniden masaya koymak istiyorlar.

            "Türk halkı, demokratik yolla demokrasiden vazgeçti."

            "AKP eline geçen tarihi fırsatı, İslamcılık gibi bir safsata uğruna boş yere harcadı. Birileri de kendinin  Araplara halife olacağını sandı.

            İslamın tarih ve sosyolojisini bilen biri, ancak Müslümanların % 25'ine Halife olabileceğini bilir. O da Arap olması koşuluyla!"

            Fabrika ayarlarina dönmemiz, göbek bağımızı kendimiz kesmemiz gerekiyor ise, öncelikle Türk Kurtuluş Savaşı'nı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluşunu ve inkılâpların gerçekleşmesini anlatan, ATATÜRK tarafından kaleme alınan NUTUK'un özelllikle ülkemizi yönetenlerin, ardından tüm vatandaşlarımızın okuması gereklidir.

            NUTUK, neden eğitim kurumlarımızın ders programlarında yer almaz?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(*)https://www.tbmm.gov.tr/ul_kom/akpm/rap_ekim2004.htm

(**)http://assembly.coe.int/nw/xml/News/News-View-EN.asp?newsid=6603&lang=2&cat=8