Alıcı Adresi: T.C. Büyükelçiliği  / Doğu Kudüs- Filistin

Bay Diplomat 18 Aralık 2017 Pazartesi, 06:09

6 Aralık 2017, ABD Başkanı Trump'un ABD'nin Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak ve tanıması kararı ile birlikte Tel Aviv'de bulunan ABD Büyükelçiliğinin Kudüs'e taşınacağını dünya kamuoyuna açıkladığı tarih,

2 Kasım 1917, Lloyd George'un başbakanlığındaki İngiliz savaş kabinesinde dışişleri bakanı olan Arthur James Balfour tarafından uluslararası siyonist hareketin önderlerinden Lord Rotschild'e yazılan ve dışişleri arşivlerinde Balfour Bildirisi olarak tanımlanan fotokopisi yazımızda yer alan mektubun gönderilmesi, Filistin'de bir Yahudi devletinin kurulmasıyla sonuçlanan girişimin başlangıç tarihidir.

"Halksız bir toprağın, toprağı olmayan bir halka verilmesi" vaadi olan Balfour Bildirisinin yazılmasının 100 ncü yılında, ABD Başkanının, kendisinden önce görev yapan Birleşik Devletler Başkanlarının aksine Kudüs'ü İsrail Devletinin başkenti olarak tanıması manidar değil midir?

Dışişleri Bakanlığı,

2 Kasım 1917

Kıymetli Lord Rothschild,

Majesteleri'nin Hükümeti adına, size Kabine'ye sunulup onaylanmış olan, Yahudi Siyonist arzularına ilişkin aşağıdaki sempati deklarasyonunu iletmekten memnuniyet duymaktayım:

"Majesteleri'nin Hükümeti, Filistin'de Yahudi halkı için ulusal bir yurt kurulmasına olumlu gözle bakmaktadır ve bu amaca ulaşılmasına yardımcı olmak için elinden geldiğince çaba gösterecektir; Filistin'de halen mevcut Yahudi olmayan halkların toplumsal ve dini haklarına ya da Yahudilerin diğer ülkelerdeki hak veya politik statülerine halel getirecek hiçbir şeyin yapılmayacağı net bir şekilde anlaşılmalıdır."

Bu deklarasyon hakkında Siyonist Federasyon'u bilgilendirmenizi memnuniyetle karşılayacağım.

Saygılarımla,

Arthur James Balfour

Dünya politika sahnesinde 1590 yılından beri var olan ve mektubun muhatabı Lord Rotchild'in ailesinin en kutsal görevi, dünyada olan her siyasi ve ekonomik olan gelişmeyi İsrail devletinin çıkarlarına uygun düşecek şekilde düzenlemektir.

Balfour Bildirisinde yer alan "Filistin'de bulunan ve yahudi olmayan toplulukların vatandaşlık haklarına ve dinî özgürlüklerine halel gelebilecek hiçbir gelişmeye meydan verilmeyeceği" ifadesi ile İsrail Devleti Başbakanı Netanyahu'nun "Kudüs'te yaşayan Yahudi toplumu dışındaki halkın dini ve yaşama özgürlüklerine karışılmayacağı" ifadesindeki benzerlikler insanı şaşırtmaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılıp, Filistin'de İngiliz mandasının kurulmasından sonra, İngiliz güçler Filistin topraklarında Siyonist bir devlet yaratma planını uygulamaya başlayarak Yahudilerin Filistin'e kitlesel göçünü desteklemeleri ve Siyonistlerin Filistinlilerin sahip oldukları topraklarını talep etmeleri yönünde lobi faaliyetlerini yürütmekten çekinmiyorlardı.

Bu, Yahudi cemaatinin Filistin'de haksız toprak edinmesi için atılmaya başlanan adımların ilk sesleri idi.

Siyonist yerleşimler için Yahudilerin toprak satın almasıyla on binlerce Filistinli yerinden yurdundan edildi. Tüm bu süreç İngiliz desteğiyle yürütülüyordu.

Filistin'i 1920'den beri idare eden İngiltere, İngilizlere ve Araplara karşı Siyonist saldırılar arttıkça, İngilizler Filistin sorununu yeni kurulan Birleşmiş Milletlere devretmeye karar verdi.

 

29 Kasım 1947'de BM Genel Kurulu'nda 33 ülkenin onayladığı. 13 ülkenin karşı oy verdiği, 10 ülkenin de çekimser kaldığı ancak Yahudiler ve Filistinliler tarafından uygulanmayan paylaşım planına göre, Filistin'in yüzde 56,47'si Yahudi devletine, yüzde 43,53'ü de Arap devletine bırakılıyordu. Kudüs ise uluslararası bir idare altında olacaktı.

 

 

Filistin'de İngiliz mandasının etkili olduğu 1948 yılı başlarında Siyonist güçler onlarca köy ve şehri ele geçirmişler, organize soykırımlar gerçekleştirmişlerdir.

Siyonistlerin mesajı çok açıktı:

Filistinliler ya topraklarını terk edeceklerdi ya da öleceklerdi.

 

İngiliz güçlerinin ülkeden resmen ayrıldığı gün Siyonistlerin o dönemki lideri David Ben Gurion İsrail Devleti'nin kuruluşunu ilan etti.

 

Filistinliler bir gecede devletsiz kaldı.

Dünyanın iki büyük gücü ABD ve SSCB (Rusya) İsrail Devleti'ni dakikalar içinde tanıdı.

            Filistin Devleti kuruluna kadar topraklarını, evlerini kaybeden Filistin halkı, Siyonist güçler ve onların destekçileri ülkeler tarafından en ağır şartlar altında yaşamaya mahkum edilmişlerdir.

Birleşik Devletlerin Başkanı, başkanlık seçiminde kendisini destekleyen Yahudi cemaatine olan borcunu Kudüs'ü İsrail Devletinin Başkenti olarak gördüğünü dünya kamuoyu önünde açıklayarak ödemiştir.

Her ne kadar, Avrupa ve diğer dünya ülkeleri, Başkan Trump'ın aldığı karar karşısında sessiz kalmayı bugün için tercih etseler bile kısa bir zaman dilimi içinde onlar da Trump'ın aldığı kararına benzer kararlar alacaktır.

Yahudi cemaatinin etkin olmadığı (İslam ülkeleri dışında) dünya ülkesi yoktur.

Filistin Halkının yaşadığı toprakları ellerinden alan, Filistin Halkına yaşam hakkı tanımayan İsrail Devletinin arkasında dün olduğu gibi sömürgeci güçler yani ABD, Rusya vardır.

Milyonlarca Filistinlinin işgal altında ya da mülteci konumunda yaşamasına neden olan süreç belki çok daha önce başlamıştı ancak bu belge 1948'de İsrail devletinin kurulmasına giden sürecin mihenk taşı olarak kabul edilen bu belge yayınlandığı günden bu yana Ortadoğu hiçbir zaman huzur bulmadı.

 

İİT Dönem Başkanlığı sıfatı ile Türkiye Cumhuriyeti'nin başkanlığında yapılan İİT İstanbul Zirvesinde alınan kararların Trump'ın kararına karşı çıkan her ülke tarafından kabul edilmesi için İİT üye ülkelerin yönetimleri tarafından talk face to face (yüz yüze konuşma)'in ve ülkeler arasında sıkı ve kalıcı politikaların uygulanması kaçınılmazdır.

 

Suriye bataklığı üzerinde anlaşma aşamasında olan süper güçler ve uluslararası silah tacirleri, bu kez İsrail ve Filistin ülkeleri üzerinde boy göstermeye hazırlanmaktadırlar.

 

Filistin Halkının haklı mücadelesinde yaşamlarını kaybeden tüm Filistin savaşçılarının ve liderleri Muhammed Abdurrahman Abdurrauf Arafat el-Kudva el-Hüseyni (محمد عبد الرحمن عبد الرؤوف عرفات القدوة الحسيني) nin ruhları şad olsun.