Birey boğuluyor!

Bay Diplomat 27 Kasım 2017 Pazartesi, 06:11

Günlük olayların görsel ve yazılı basın organları tarafından kamuoyu ile paylaşıldığı Türkiye Cumhuriyeti'nde, ne yazık ki yaşamsal konulardan ziyade siyasi ve magazin ağırlıklı olaylar gündemde yoğunluk kazanmaktadır.

Cumhurbaşkanımız A toplantısında dünyaya seslendi.

Varsa yoksa, hükümet yetkilisi bunu söyledi,

Muhalefet sözcüleri onu yanıtladı.

Türk magazin dünyasının fenomeni sabaha karşı işkembe çorbacısında görüntülendi.

Türk spor dünyasının dengesini bozacak futbolcu için kulüp sorumluları Angola'ya gittiler.

Bunlara benzer haberler............

Bir de görsel medyada yer alan söz. AZ SONRA (!)

Dünyadaki görsel ve yazılı basın organlarına bakıyorsunuz/okuyorsunuz.

İnanın, Türkiye Cumhuriyeti'ndeki kadar olayların belli bir formatta ele alındığı görülmüyor.

Ve insan sormaktan alıkoyamıyor kendini.

Niye böyle?

Demokrasi gömleğinin daha vücuda oturmamasına karşın onu üzerlerinde taşımak arzusunda olan ülke yetkilileri, bireylerinin ülke ve dünyadaki gelişimleri izlemesini istemezler!..

Onlar için, nasıl olsa bir format var.

O formatın dışına çıkmadan günün tamamlanması peşinde olma düşüncesini akıllarınca kendilerine şiar edinmişlerdir.

Anımsayın, bir yıl önce AB, Türkiye Cumhuriyeti'ne ev ödevi(!) için 12 aylık çalışma takvimi vermiş idi.

Bu takvim konusunda Türk kamuoyu bilgilendirildi mi?

Halk dili ile NE OLDU?

İleri yaz saati uygulamasının günlük yaşamı olumsuz etkilemesi konusunu yüzeysel değil derinlemesine kaç medya organı gündemine aldı?

Türkiye Cumhuriyeti'nin coğrafi konumu nedeni ile her an ülkemizi etkileyecek olan deprem konusunda kamuoyu en iyi şekilde bilgi sahibi oldu mu? Rantsal değil bireyini koruyan amaçlı politikalar üretildi mi?

Eğitim, tarım, yargı, sağlık, maliye, sosyal güvenlik vb. politikalarda; Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri başarıyı yakalayabilmek için günü kurtarmak amaçlı değil kalıcı adımlar attılar mı?

Bunları alt alta yazmaya başlarsak inanın okuduğunuz gazetenin sayfaları yetmeyecektir.

Ve biz!

Birey olarak yaşamımızı en iyi şekilde sürdürmeyi arzulayan bizler ne yapabildik?

Bir şey yapamadık.

Çünkü, bizim adımıza bizden habersiz karar alan, bireyine soru sorma hakkını vermeyenler bizlerden bu hakkı kullanmamamızı istiyorlar.

Dünyada her yıl 7 milyondan fazla kişinin ölümüne yol açan, ülkemizde de trafik canavarından 8 kat daha fazla insanın ölüm nedeni olan hava kirliliğinden bizler ne kadar bilgi sahibiyiz.

Türk Toraks Derneği'nce Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenmiş standartlar (PM10) düzeyinde Türkiye genelinde Sağlık Bakanlığı'nın limitlerine Kasım 2016-Ekim 2017 tarihleri arası esas alınarak hazırlanan ve kamuoyu ile paylaşılan hava kirliliği haritası, 53 ilimizde hava kirliliğinin mevcut olduğunu göstermektedir.

Bu bilgi kamuoyuna sunulduktan sonra, bırakın merkezdeki yöneticileri, yereldeki yöneticiler ellerini bu taşın altına koyarak gerekli çalışmalara başladılar mı?

Kış mevsimi geldi geliyor.

Kimi görsel ve yazılı basın organlarında KAMUOYU SPOTU başlığı altında birkaç uyarı (!) amaçlı duyurular yer alacak.

Aman, şunu yapmayın sağlığınız tehlikeye girer.

Aman sobanız sonunuz olmasın.

Nasrettin Hoca deyimi ile hırsızın hiç mi kabahati yok!..

Dünya Sağlık Örgütü'nün(DSÖ) 'görünmez katil' olarak tanımladığı ve dünyada her yıl 7 milyondan fazla kişinin hayatını kaybetmesine neden olan hava kirliliğinde ülkemiz ne durumda?

Sadece DSÖ'ye göre değil Türkiye aynı zamanda partiküllü hava kirliliği konusunda OECD ülkeleri arasında en kirli havaya sahip.

Bununla birlikte neredeyse diğer tüm OECD ülkelerinde son 25 yılda hava kirliliği azalırken Türkiye'de ise artış göstermiş durumda.

Güzel ülkemiz hava kirliliği konusunda bu görüntüye sahip iken yaşadığımız, nefes aldığımız, acı tatlı anlarımıza ev sahipliği yapan ilimizde durum nasıl?

 

Peki Yeşil Bursa'mızın(!)karnesi nasıl?

Metreküp başına 84 miligram partikül madde düşen Bursa'nın havası çok kirli.(*)

Önceden 'Yeşil Bursa' denilirdi, şimdi ise ismi 'Kirli Bursa!' oldu.

Çünkü her tarafı santrallerle dolu.

Güzel ilimizin güzide ve mümtaz yöneticileri bu bilgiye sahip olduktan sonra ne yaptılar acaba?..

Göstermelik toplantılar düzenleyerek görsel ve yazılı basın karşısında arz-ı endam için değil, bireyine onun sahip olduğu en temel haklarından biri olan sağlıklı yaşam hakkını korumak için hangi açıklamaları yaptılar!

Bursa şehri boğuluyor!

Birey ölüyor!

Daha da acısı, Türkiye'den ilk Dünya Sağlık Örgütü Sağlıklı Şehirler Projesi üye kenti olarak Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin, Türkiye'de Sağlıklı Kentler Birliği kurulması ve geliştirilmesi için öncülük ettiği kentte hava kirliliği var.

Yaşanabilir ve sağlıklı şehirler için tüm kentsel ve çevresel konularda eşitsizlikleri azaltmak ve yoksulluk ile mücadele etmek amacıyla üye kentler arasında iş birliğini sağlamak, deneyimlerini paylaşmak ve güç birliği oluşturmayı misyon olarak kabul eden kent hava kirliliğinde sınıfta kalmış.

Santrallerin yol açtığı kirlilikler havadan düşmüyor.

Birileri daha fazla para kazansın diye santrallerle havamızı kirletiyorlar.

Merkezde ve yerelde görev yapan yöneticilerimiz şunu unutmasınlar!

Bir ulusun hava kalitesinin iyileştirilmesi konusundaki başarısı, yerel ve ulusal hava kirliliği problemleri ve kirlilik azaltmadaki gelişmeler konusunda doğru ve iyi bilgilendirilmiş vatandaşların desteğine bağlıdır.

Yanardağ faaliyetleri, orman yangınları, çöl tozları, açık arazideki hayvan türlerinin ve bitki örtüsünün bozulması gibi bazı doğal olaylar sonucu havayı kirleten maddeler ortaya çıkabilmekte ise de bunların neden olduğu kirleticiler atmosferde kaybolurlarken meteorolojik faktörler, konum ve topoğrafik yapı, plansız kentleşme ve yeşil alanların yeterli miktarda bulunmaması ve kullanılan yakıtların kalitesi gibi yapay kaynaklardan oluşan kirliliği etkileyen faktörler atmosferde çok daha uzun süreli kalıcı durumdadırlar.

Meralarımızı imara açtık!

Tarım politikamızı ithal mal politikasına dönüştürdük!

Singapur'dan büyükbaş, ABD'den ceviz, Şili'den badem ithal ederek tarım politikamızı(!) aksaksız şekilde başarı ile uyguluyoruz.

Ama, rant uğruna yok ettiğimiz yeşil alanlarımız için ithal olanağı yok!..

Yine de belli olmaz.

Bakarsınız yeşil alan da ithalat cetveline eklenir.

Bu nedenle yeşil alanı yurt dışından kentimize getirmeyi (!) düşünen yöneticiler için bilgi sunmak görevimizdir.

En azından dağarcıklarında bulunsun.

DSÖ, kentte kişi başına düşen yeşil alanın en az 9 metrekare olması gerektiğini, 10 ila 15 metrekarenin ise ideal olduğunu belirtiyor.

Gelişmiş ülkelerde kişi başına düşen yeşil alan ortalama 20 metrekare civarında seyrederken Türkiye'de 1-9 metrekare arasında değişmektedir.

Viyana'da kişi başına düşen yeşil alan 60, Amsterdam'da 45, New York'ta 27 metrekare iken kentimizin yerel yönetim sorumlusu, 2016 yılında kişi başına düşen yeşil alan miktarını 10 metrekarenin üzerine çıkartmayı hedeflediklerini övünçle söylemişti!..

Birey olarak temiz havada yaşamak,

Vicdan yerine cüzdanların tercih edilmesine neden olan ve peşkeş çekilerek yok olan yeşil alanlarımızı,

Ucube beton yapıtların gölgesini değil ağaçların gölgesini,

Çimenlerin üzerinde uzanmayı istiyoruz...

 

(*) Dünya Sağlık Örgütü PM10'da 20'nin üzerindeki değerler kirli olarak kabul görürken T.C. Sağlık Bakanlığı PM10'a göre, 48 üzerindeki değerler kirli olarak kabul ediliyor.

PM10, yani çapı 10 mikrometreden küçük parçacıklar.