Cep telefonu mu? Kitap mı?

Bay Diplomat 20 Şubat 2017 Pazartesi, 06:26

 

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 1923 yılında 'Milli Kültür' ile ilgili olarak söylediği sözlerin günümüzdeki geçerliliği, O'nun ne denli ileri görüş sahibi olduğunu bizlere bir kez daha göstermektedir.

"Biz cahil dediğimiz vakit mutlaka mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, gerçeği bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okuma bilmeyenlerden de gerçeği gören hakiki alimler çıkar."

Bugün dünyanın farklı coğrafyalarında benzer şekillerde yaşanan siyasi ve ekonomik bunalımlardan çıkış yolunda, kültür-sanatın dönüştürücü ve iyileştirici gücünün farkına varılması ve yaratıcılığa yatırım yapılması önem taşıyor.

Günümüzde insanlığın yarattığı iklim değişimi, terör, ekonomik buhranlar, göç ve benzeri sorunlar gün geçtikçe derinleşiyor. Böyle bir ortamda, ölçek ya da hiyerarşi gözetmeden uluslararası ağlar, ülkeler, kurumlar, oluşumlar ve bireylere düşen sorumlulukları yeniden düşünmek ve harekete geçmek daha ümitli, dirençli ve hevesli toplulukların tohumlarını ekiyor. Genel olarak "topluma katkıda bulunmak" olarak tanımlanabilecek bir anlayış içinde, her ölçekte yapılabilecek çok şey var.

Küresel sorunların üstesinden ancak kolektif şekilde gelinebileceği fikrinden yola çıkan "İyi Ülkeler Endeksi" (*) 163 ülkeyi Birleşmiş Milletler'in yürüttükleri de dahil olmak üzere birçok uluslar arası araştırmanın verileri üzerinden çeşitli alanlardaki katkılarına göre sıralıyor. İnsanlığın dünyaya zararını telafi etme amacıyla ülkeleri sadece milli çıkarlarını düşünerek değil, küresel bir bütünün parçası oldukları bilinciyle toplumsal hayata katkıda bulunmaya davet ediyor. Endekste, Türkiye'nin durumuna bakıldığında yükünün az olduğu konulardan zararının çok olduğu alanlara uzanan şu sıralama ortaya çıkıyor:

  • Bilim ve teknolojide 51. sıra: Nobel ödülleri, patentler ve uluslararası çalışmalar vb.,
  • Kültürde 58. sıra: Basın özgürlüğü, seyahat özgürlüğü, UNCTAD verilerine göre yaratıcı hizmet ve ürün ithalatı vb.,
  • Gezegen ve iklim konularında 60. sıra: Karbon ayak izi, sera gazı salımı, çevre kirliliğini önleme vb.,
  • Uluslararası barış ve güvenlikte 72. sıra: Silah satışı, güvenli internet, Birleşmiş Milletler barış gücüne katkı ve çatışmalarda yer almama vb.,
  • Refah ve eşitlikte 103. sıra: Büyüme, dış yatırım, adil ticaret verileri vb.,
  • Dünya düzenine katkıda 126. sıra: (Her ne kadar Türkiye Mart 2016 itibarıyla yaklaşık 3,1 milyon mülteciye ev sahipliği yapıyorsa da) Yapılan uluslararası yardımlar, kabul edilen mülteciler, dışa verilen mülteci göçü, nüfus artışı ve imzalanan BM sözleşmeleri vb.

İyi Ülkeler Endeksi, ülkelerin kendi sınırları içinde yaptıklarından çok, insanlık için ne yaptıklarına odaklanıyor. Benzer bir bakış açısıyla toplumsal hayata vatandaş olarak para, zaman, destek vb. araçlarla katkıda bulunduğumuz alanlara bakıldığında, Türkiye'nin dünyanın ortak geleceğine katkı sağlamada yetersiz kaldığı görülüyor.

40 ülkeyi kapsayan 'Türkiye'de ve Dünyada Vatandaşlık Raporu 2015' verilerine göre Türkiye'de katılımcıların yüzde 70'i "toplumsal ve siyasal kuruluşlarda aktif olarak çalışmanın" önemli olduğunu söylerken; sosyal ve siyasal faaliyet için para bağışı yapan ya da bağış toplayanların oranı yüzde 6 (Türkiye tüm ülkeler arasında sonuncu); bir siyasal partiye üye olanların oranı yüzde 12; sendika üyeliği bulunanların oranı yüzde 6 (Türkiye sondan ikinci); spor kulübü, kültürel dernekler ya da boş zamanlarını değerlendirebilecekleri dernek ya da kuruluşlara üye olanların oranı da yine yüzde 6 (Türkiye yine sondan ikinci.)

Bireylerin katılım ve katkı pratiklerini, topluma duydukları aidiyet ve güven belirliyor.

Türkiye, araştırmaya katılanlar arasında bireylerin birbirlerine karşı en güvensiz olduğu ülke.

Türkiye'deki katılımcıların ancak yüzde 14'ü diğer insanlara güvenilebileceğini düşünüyor. Türkiye'de insanlar, kendilerine "benzeyen" (akraba, komşu, hemşehri vb.) insanlara güvenirken, dışarıdaki "sıradan" insana güvenmiyorlar.

Demokrasinin yerleşik olduğu İskandinav ülkelerinde güvenin yüksek olması da tesadüf değildir.

Güven duygusu insanları aktif vatandaş kılmakta, kişilerin başkalarına güvenmeleri durumunda sivil toplumda aktif şekilde rol almalarını sağlamaktadır.

Türkiye'de toplumsallıktan uzak ve değişikliklere pek alan tanımayan bir yaşam tarzının yaygın olduğu görülmektedir.

İPSOS'un 2016'da Türkiye'deki 34 ilden 13.799 kişiyle gerçekleştirdiği araştırmanın sonuçlarını içeren Türkiye'yi Anlama Kılavuzu'na göre;

Toplumun yüzde 49'u hiçbir zaman sinemaya gitmiyor; yüzde 39'u hiç kitap okumuyor; yüzde 66'sı konser, tiyatro ya da opera gibi herhangi bir etkinliğe katılmamış; yüzde 81'i hiçbir enstrüman çalmıyor; yüzde 57'si video, VCD, DVD ya da internet üzerinden film veya dizi izlemiyor; yüzde 47'si hiç dergi okumuyor; yüzde 86'sı hiçbir hobi kursuna gitmemiş. En sık yapılan aktivite ise yüzde 85'le televizyon izlemek. (**)

Ulusal ve yerel düzeyde kültür politikaları oluşturulurken hedefleri herkesi kapsayacak şekilde belirlemek ve kurumları, toplumun hiçbir paydaşını dışarıda bırakmayacak şekilde yeni uygulamalar geliştirmeye teşvik etmek esas olmalıdır.

"Herkes için kültür"

Avrupa'da birçok devletin "Herkes için kültür"(Culture for all) hedefiyle yola çıktığı, ancak kapsamı geniş ve ayrıntılı olan bu yolda temsiliyet gücü olan sivil girişimlerle beraber hareket ettikleri görülür.

Toplumun tüm kesimlerine kültür-sanata erişim imkânı tanıyan koşulların yaratılabilmesi ve bunların yerel düzeye etkili şekilde nüfuz edebilmesi ancak kamu, özel sektör ve sivil toplum arasında kurulacak diyalog ve iş birlikleri ile mümkün olabilir. Kültür-sanat kurumlarının bilhassa yerel yönetimlerle olan ilişkisini sürdürmesi, kendi etkinliklerine bu kurumların temsilcilerini davet etmesi, yerelleşme için de yaratılacak imkânların kapısını açabilir.

Yerelleşme, kültür-sanat kurumlarının hizmetlerini bireylerin kolayca ulaşabileceği yaygınlığa ulaştırmaları ve böylece bireylerin toplumsal hayata katılımını kolaylaştırıcı bir yol olabilir. Bu şekilde bireylerin bu etkinlikleri ve kurumu sahiplenmesi sağlanabilir. Aynı şekilde kurumlar, hizmetlerine izleyicilerin ihtiyaç ve pratikleri doğrultusunda yereldeki koşulları dikkate alacak şekilde yön verebilirler.

Ülkemizde de "halk evleri" olarak bilinen, 1932-1951 döneminde devlet, sonrasında ise sivil toplum tarafından yönetilen benzeri kurumlar ise halen işlevlerini sürdürmeye çalışıyorlar. Benzer şekilde aktif olan başka bir ağ ise belediyelerin kültür merkezleri ve merkezi yönetime bağlı kütüphaneler. Yerelleşme açısından önemli bir potansiyeli temsil eden kütüphane ağı, kültür-sanat kurumlarının faaliyetleriyle kesişen bir alanda çok daha yaygın bir şekilde faaliyet gösteriyor.

Türkiye'de kütüphanelerin genel durumu değerlendirildiğinde; Türkiye'deki, mevcut halk kütüphanelerinin geniş bir kütüphane ağını temsil ettiği görülüyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü'nce yürütülen "Türkiye Okuma Kültürü Haritası Projesi" kapsamında Adana, Ağrı, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bursa, Erzurum, Gaziantep, Hatay, İstanbul, İzmir, Kastamonu, Kayseri, Kırıkkale, Kocaeli, Konya, Malatya, Manisa, Mardin, Samsun, Şanlıurfa, Tekirdağ, Trabzon, Van ve Zonguldak illerinden 6212 kişi ile gerçekleştirilen araştırma sonuçlarına göre, nüfusun %77'si halk kütüphanelerinin varlığını bilmekle birlikte, kullanmıyor.

Türkiye'nin okuma haritasına göre, boş zamanlarını kitap, gazete ya da dergi okuyarak geçirenler Doğu Karadeniz Bölgesi'nden Ankara'ya uzanan şeridi kapsıyor. İstanbul hariç, Marmara ve Trakya bölgesi de boş vaktini okuyarak değerlendiriyor. İstanbul ve Ankara boş zamanında televizyon izlerken, Ege Bölgesi aile ile zaman geçiriyor. Boş zamanının çoğunu müzik dinleyerek geçiren tek bölge ise Doğu Karadeniz.

 

Kitap okumuyoruz!

DESAM tarafından hazırlanan Ar-Ge raporuna göre, Türk halkı günde 6 saatini televizyona, 3 saatini ise internete ayırırken, kitap okumaya yılda ancak 6 saat vakit ayırıyor.

Türkiye'de okuma alışkanlığı yok denecek kadar az. AB ülkelerinde yüzde 21 olan kitap okuma oranı, Türkiye'de sadece yüzde 0,01.

 

1 milyon kütüphane abonesine karşın 71 milyon cep telefonu abonesi

Türkiye'de çoğu AB standardını taşımamakla birlikte kütüphaneye çoğu ders çalışmaya giden öğrenciler olmak üzere yılda 18 milyon kişi giriş yaparken, 16 bin kütüphanesi bulunan ABD'de kütüphanelere yılda 1 milyar 400 milyon giriş yapılıyor. Bin 118 kütüphaneye karşın Türkiye'de 600 bini aşkın kahvehane bulunuyor.

Türkiye'de 1 milyon 25 bin kütüphane üye sayısı bulunuyorken 71 milyonun üzerinde cep telefonu abonesi var.

UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu) dünyadaki okuma alışkanlıkları raporuna göre Türkiye, kitap okuma oranında dünya ülkeleri arasında 86'ncı sırada; Gambiya, Fildişi Cumhuriyeti gibi Afrika ülkeleriyle birlikte yer alıyor.

Türkiye'de kitap okuyan on binde bir kişinin okuduğu kitaplara baktığımızda yani en çok okunan kitaplar ise genelde: Fıkra kitapları, namaz hocası ve dua kitapları ile aşk kitapları.

Kişi başına bin 399 sigaraya karşın 7 kitap düşüyor

 

Yapılan bir araştırmada gençler en önemli ihtiyaçlarının akıllı cep telefonu olduğunu dile getirirken, BM İnsani gelişmişlik raporuna göre Türkiye'de kitap 235. sırada yer alan bir ihtiyaç malzemesi.

Türkiye'de yılda kişi başına sigara tüketimi bin 399 iken kişi başına 7 kitap düşüyor.

 

Yaşamımız için nefes alıp vermek ne denli önemli ise kültür, sanat, bilim de bizler için o denli vaz geçilmez olmalıdır.

 

Soru:

ABD + PYD = Büyük Orta Doğu Projesi

Rusya + Esad Rejimi = Suriye'de Rus Egemenliği

Türkiye Cumhuriyeti + ÖSO = ??

Öğrenci bu soruyu yanıtlamak için ayağa kalktığı anda ZİL çaldı.

Peki yanıt?..

 

(*) "Good Country Index." TheGood Country, www.goodcountry.org/index/overall-rankings.

(**)Türkiye'yi Anlama Kılavuzu. İpsos KMG, 2016