“CUMHURİYET FAZİLETTİR”

Bay Diplomat 24 Ekim 2016 Pazartesi, 08:00

"Bugünkü hükümetimiz, devlet örgütümüz doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet örgütü ve hükümettir ki, onun ismi Cumhuriyettir"

1927 (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri II, s. 435)

 

Çağdaş toplum ve devlete yakışan yönetim ancak millî egemenliğe dayalı yönetim olabilir.

Atatürk'e göre; medeniyet dünyasının çağdaş yönetimi Cumhuriyet'tir.

.

29 Ekim 2016, ulusumuzun bağımsızlık savaşını kazanmasının ardından, demokratik açılımları olanaklı kılacak biçimde büyük Atatürk'ün engin ileri görüşlülüğüyle kurulan, yönetim biçimi olmasının ötesinde aydınlanmanın ve çağdaşlaşmanın simgesi olan Cumhuriyet'in ilanının 93. yıl dönümüdür.

Cumhuriyetin ilanını meclis muhabiri olarak izleyen Türk tarihçisi Enver Behnan Şahpolyo, o anı şu şekilde okurlarına yansıtmıştır.

"O günlerde bütün gazeteciler ve halk merakta idi. Bir yenilik var... Fakat bu nedir? Bir türlü belli olmuyordu. Ben o zamanlar Öğüt gazetesinde çalışıyordum. Meclisin bütün toplantılarına devam ediyordum.

Gazi Mustafa Kemal, Çankaya'da kendisine konuk olan arkadaşlarına Cumhuriyet'i ilan etmenin zamanı geldiğini bildiriyor. Bunun için anayasada değişiklik yapmak gerektiğini açıklıyordu. 28 Ekim 1923 günü konukları gittikten sonra İsmet İnönü ile birlikte anayasada ne gibi değişiklikler yapılacağını görüştüler.

1923 yılı ekim ayının yirmi dokuzuncu pazartesi sabahı idi. Güneşli bir hava. Saman Pazarı ve Karaoğlan'dan insanlar sel gibi meclise doğru akıyordu. Kalpaklı, başlıklı, fesli erkekler ve bunların arasında kadınlar, meclisin karşısında bulunan Millet Bahçesi'ndeki meydana toplanmışlardı.

Halk, Millet Meclisi'nin kararını merakla bekliyordu. Birçokları tanımadıkları milletvekillerine yaklaşıyor, haber soruyordu. Güneş battı. Karanlık bastı. Buna rağmen halk dağılmıyordu. Hepimiz sabırsızlıkla bir haber bekliyorduk. Meclisin dar kapısından bir milletvekili çıktı. Orada bulunan gazeteciler, hepimiz milletvekilinin etrafını çevirdik. Milletvekili:

-Şu dakika içerde pek mutlu ve tarihsel kararlar veriliyor, dedi. Dışarıya sızan haber bu kadardı.

Akşam saat 18.45 idi Millet Meclisi oturumu açıldı. Donuk bir ışık. Sağda dinleyicilere ayrılmış bir yer, solda gazeteciler balkonu, ortada okul sıralarında oturmuş milletvekilleri, Gazi Mustafa Kemal yok. Bütün milletvekilleri sıkışık bir durumda oturuyorlardı. Bu sessizlik içinde İsmet İnönü: "Anayasanın birinci maddesinin 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Türkiye Devleti'nin hükümet şekli cumhuriyettir' biçiminde değiştirilmesi için görüşme açılsın" dedi. Değiştirilmesi istenen başka maddeler de vardı. Değişiklik isteği üzerine birçok milletvekili söz aldı. Heyecanlı konuşmalar yapıldı. Bu sırada milli şair Mehmet Emin Yurdakul söz alarak orada bulunanları "Yaşasın Cumhuriyet" diye bağırmaya davet etti. Bütün milletvekilleri tek bir vücut gibi harekete geçti, ayağa kalktılar. Güngörmüş gaziler, generaller, kalemleriyle, kılıçlarıyla bu memlekete hizmet etmiş kahramanlar dimdik durdular. Sonra hep bir ağızdan "Yaşasın Cumhuriyet" diye bağırdılar. Anayasa değişikliği görüşmeleri tamamlandıktan sonra değişiklik isteği oya sunuldu. Bütün eller "kabul" diye kalktı. Türkiye Devleti'nin cumhuriyet olduğunu belirleyen değişiklik oy birliği ile kabul edildi. Saat sekiz buçuktu.

Bu dakikadan itibaren Türkiye Devleti'nin adı Türkiye Cumhuriyeti olmuştu.

Bu cumhuriyete bir başkan seçmek gerekiyordu. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanlığı seçimine 158 milletvekili katıldı. Ankara Milletvekili Gazi Mustafa Kemal oy birliği ile Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanlığı'na seçildi.

Bu anda Gazi Mustafa Kemal meclis salonunda göründü. Alkışlar arasında kürsüye çıktı. Herkes O'nu dinliyordu. Konuşmasını bitirdiği zaman uzun uzun alkışlandı. Gök gürültüsünü andıran alkışlar arasında Gazi Mustafa Kemal yerine oturdu.

Halk, meclisin önünde bekliyordu. Cumhuriyetin ilanını ve Gazi Mustafa Kemal'in Cumhurbaşkanı seçildiğini duyunca coştu. Bu arada 101 pare top atıldı. Top sesleri Türk ulusuna cumhuriyeti ilan ediyordu. Türk ulusu, yıllardan beri hasretini çektiği egemenliğe ve cumhuriyete kavuşmuştu."

 

Atatürk'ün Amerikan Modeli "Başkanlık" sistemi ile ilgili görüşleri

 Cumhuriyet'in dayanağı 'Millî Egemenlik' kavramına büyük değer veren Atatürk, gerçek anlamda Cumhuriyet ile bağdaşmayan ömür boyu Cumhurbaşkanlığı önerisine karşı çıkmış, Akşam gazetesi başyazarına verdiği beyanatta Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlığın aynı kişide toplanamayacağını açıkça belirtmiş, bütün yetkilerin Cumhurbaşkanlığı'nda toplanmasını öngören Amerikan modeli "Başkanlık" sistemini hiç düşünmediğini ve bunun sistemsiz ve kanunsuz olacağını vurgulayarak, Türk Anayasa sistemine bağlılığını ise Türkiye Cumhuriyeti'nde tacidar olmadığını, diktatörün olmayacağını, devletin başında kuvvet olarak millî egemenliğin bulunduğunu ifadeleri ile belirtmiştir.

Atatürk'ün dış politikası

Atatürk, dış politikasını her zaman halka dayandırmış, halkla birlikte yürütmüştür. Milli Mücadele'yi başlatmak için, çok sevdiği askerlikten ayrılarak Anadolu'ya geçmesi, kendi deyimiyle "ferdi millet" olarak bu mücadeleyi sürdürmesi, bunun en önemli kanıtlarındandır.

 

Atatürk ve milletlerin mutluluğu

Türk ulusunu çağdaş dünyanın onurlu bir üyesi yapmaya çalışan ATATÜRK, uluslararası dostluk ve iş birliğine büyük önem vermiş ve dünyanın neresinde olursa olsun, hangi ulusu ilgilendirirse ilgilendirsin her sorunun çözümüne katkıda bulunmak hususunda duyarlılık göstermiştir. Ona göre bir ülkenin huzur ve barış içerisinde yaşayabilmesi ancak dünyada barışın sağlanmasıyla mümkündür. Dünya barışına hizmet etmek aynı zamanda kendi barışın için de çalışmaktır. Kavganın ortasındaki bir insanın huzurlu olabileceğini düşünmek nasıl ki mümkün değilse, barışın egemen olmadığı bir dünyada da bir ülkenin huzurlu olması mümkün değildir. Günümüzde ülkemizin en çok ihtiyaç duyduğu Barışa katkının önemini vurgulaması açısından ATATÜRK'ün aşağıdaki sözleri son derece önemlidir: ATATÜRK, dünya milletlerini bir bütün olarak görürdü. 17 Mart 1937'de Ankara Palas'ta Romanya Dışişleri Bakanı Antonescu ile görüşürken bunu şöyle belirtmiştir: "Şimdiye kadar açıkladığım hususlar ayrı ayrı toplumlara aittir. Fakat bugün bütün dünya milletleri aşağı yukarı akraba olmuşlardır ve olmakla meşgullerdir. Bu itibarla insan, mensup olduğu milletin varlığını ve saadetini düşündüğü kadar, bütün dünya milletlerinin huzur ve refahını düşünmeli ve kendi milletinin saadetine ne kadar değer veriyorsa bütün dünya milletlerinin saadeti için de elinden geldiği kadar çalışmalıdır. Bütün akıllı adamlar takdir ederler ki, bu alanda çalışmakla hiçbir şey kaybedilmez. Çünkü dünya milletlerinin saadetine çalışmak, diğer bir yoldan kendi huzur ve saadetini temine çalışmak demektir. Dünyada ve dünya milletleri arasında barış olmazsa, bir millet kendisi için ne yaparsa yapsın huzurdan yoksundur. Onun için ben sevdiklerime şunu öneririm: Milletleri yöneten kişiler, doğal olarak öncelikle kendi milletinin varlığını ve mutluluğunu sağlamayı isterler. Fakat aynı zamanda bütün milletler için aynı şeyi istemek lâzımdır. Bütün dünya olayları bize bunu açıkça kanıtlar. En uzakta zannettiğimiz bir olayın bizi bir gün etkilemeyeceğini bilemeyiz. Bütün insanlık âlemi bir vücut ve bir milleti de bu vücudun organı kabul etmek gerekir. Bir vücudun parmağının ucundaki acıdan diğer organlar etkilenir. "(*)

 

Yüce Atatürk'ün Cumhuriyet'le yaktığı aydınlanma ışığını söndürmeden taşımak, demokratik laik Cumhuriyetimizi sonsuza kadar korumak, her şeyin en iyisini hak eden ulusumuzu bolluk, rahatlık ve varlık içinde iyi yaşama, refah ulaştırmak için özveriyle, yılmadan çalışmak, daha güzel yarınlar için, yaşamın her alanında çatışma yerine uzlaşmayı, kavga yerine hoşgörüyle gelen barışı, karanlık yerine aydınlığı seçmek, ulusumuza, devletimize ve demokrasimize inancımızı her koşulda korumamız, mutlu yarınların kurulabilmesinin de anahtarı olacaktır.

 

CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN...

 

(*) ERENDİL, Muzaffer; İlginç Olaylar ve Anekdotlarla ATATÜRK, Genelkurmay Yayınları,  Ankara,1988