Dost bivefa…

Bay Diplomat 26 Aralık 2016 Pazartesi, 08:53

 

Beş gün sonra yeni bir yıl içinde olacağız.

Geçen yıl, bugünlerde söylenenler ve yazılanlar hala belleğimizden çıkmadı.

"2016 yılı, ülkemiz için çok güzel olacak göz yaşlarının dineceği, gelişmiş ülke vatandaşlarının gıpta ile bakacağı bir ülke, sosyal ve ekonomik gelişmişlik kriterlerinde önde olacağımız ülke" temennileri hem yazılı hem de görsel basında yer alıyordu.

Ve bugün? 2016 yılından 2017 yılına geçmemize sayılı günler kalmış iken bu temenniler gerçekleşti mi?

Ülkemiz, gerçekten 2016 yılında gelişmiş ülke vatandaşlarının gıpta ile baktığı ülke konumuna geldi mi?

HEYHAT!

Öyle bir heyhat, düş kırıklığı ki, ülkemizin ne konuda göründüğünü belirten bir anekdot bunun yanıtını verecek türden.

"Türkiye Cumhuriyeti'nde faaliyet gösteren basın yayın kuruluşlarının Türkiye'ye muhabir görevlendirilmesinde sıkıntı yaşandığı dönemler.

Teklif götürülen kimse, Türkiye'yi güvenli ülke olmadığı gerekçesi ile teklifi kabul etmiyorlar.

Yöneticiler öyle bir teklif sunuyorlar ki kabul etmemek imkânsız.

Bu teklifi kabul ederek ülkemizde göreve başlayan basın mensubu ülkemizden ayrılmak istemiyor. Nedenini de çalıştığı kurumun CEO'suna gönderdiği bilgi notunda açıklıyor.

"Burada her an gündem değişiyor. Çok hareketli ve ben de devamlı haberler gönderiyorum. Göreve başlayalı 15 gün oldu. Bana önerdiğiniz şekilde alacağım prim ücreti 2 aylık maaşıma yaklaştı, Burada haber bolluğu var."

Yabancı basın mensubunun bilgi notunda yazdığı gibi hareketli ve her an ülke gündeminin değiştiği günleri yaşıyoruz.

Gündemin değişmesinde ise haklı olarak siyasi kimliğe sahip kişilerin sorumluluk duygusunu düşünmeden yaptıkları açıklamalar, öne çıkmaktadır.

Gelişmiş ülkelerin hiçbirinde, Türkiye Cumhuriyeti'nde olduğu kadar siyasi kimliğe sahip kişiler, bu kadar açıklama yapmamaktadır.

Sadece iç ve dış politikada değil, günlük yaşantımızın her anında gerektiği zaman konuşmak, erdemliktir.

"Ağır ol, molla desinler."

Yaşlı bilge kişilerin, toplumun önüne çıkan kişilere bir nasihati.

Saygın ve ağır bir şahsiyet olmak için gereken şartın heyecana kapılmayıp ortalığı gerginliğe savurmayıp dakika başı polemik yapmayıp sakin sakin yaptığı işin arkasında durmak. İki de bir de yaptığın işleri toplumun başına kakmamak anlamında yorumlanabilecek güzel Türkçemizde yerini bulan ancak özellikle siyasilerimizin önemsemediği söz.

 

Korkarım ki, bu ve benzeri sözlerin anlamını ve zamanını bilmediğimiz için olacak 2017 yılına girerken de 2016 yılına girerken söylenen, yazılan sözlerin cümlelerin tekrarını dinleyeceğiz, okuyacağız.

21 Aralık, en uzun gecenin yaşandığı gecedir, gökbilimine göre.

Ne var ki aynı gece dış politikamızın yerle bir olduğu gece olarak anımsanacaktır.

İşte, aylarca süren, toplantı üstüne toplantı yapılarak ortak metin aşamasına getirilme çabası sonucunda hazırlanarak Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov tarafından açıklanan 8 maddelik Moskova Deklarasyonu, Türkiye'nin ve ABD'nin Suriye politikasının iflası anlamını taşıyor.

Öyle bir deklarasyon ki birinci maddede her şey tanımlanıyor.

Madde 1) İran, Rusya ve Türkiye, çok sayıda etnik yapı barındıran, çok dinli, mezhepçi olmayan, demokratik ve seküler bir devlet olarak Suriye Arap Cumhuriyeti'nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne saygılarını bir kez daha ifade ederler.

Arap efendinin,  birlikte yaptığı deve yolculuğundan sonra kölesine söylediği "...o halde biz ... ...niye  yedik"

Masada bu kez, Rusya Federasyonu, İran İslam Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti dışişleri bakanları oturmaktadır.  ABD'nin o masada olmamasını yadırgamamak gerekiyor. Nedeni de ABD'nin, o masada fiziki olarak değil ama ruhen var olmasıdır.

 İmzaladıkları belge ise aylar öncesinden başlatılan toplantılar sonucu hazırlanan metindir.

Özellikle dış politikada uluslararası değerdeki belgelerin imzalanma aşaması öncesi metindeki her sözcük, cümle teker teker irdelenir, anlamı tartışılır ve anlaşma sağlanılan sözcük ya da cümle o belgede yerini alır.

Kısacası, Moskova Deklarasyonu'nda yazılı her sözcüğün, cümlenin varlığından Türkiye Cumhuriyeti yöneticileri önceden bilgi sahibi idiler.

ABD'li Senatör Joe Manchin'in sözleri ve dönemin ABD Genel Kurmay Başkanı'nın verdiği yanıt, Moskova Deklarasyonu'nun habercisi idi.

"İngilizlerin yüzyıl önce belirlediği çizgileri biz neden savunmaya devam ediyoruz? Anladığım kadarıyla kendi ülkeleri olduğuna inanmayanları bu topraklar için savaşmak üzere eğitiyoruz." diye Genelkurmay Başkanı'na soru yönelttiğini görüyoruz. Genelkurmay Başkanı Dempsey de "Dile getirdiğiniz görüşe katılıyorum, Orta Doğu asla aynı Orta Doğu olmayacak. Amerika Birleşik Devletleri ordusu Irak-Suriye sınır bölgesinde Suriye Kürtlerine ait PYD de dâhil ortaklar ağı oluşturmaya çalışıyor." (*)

II. Dünya Savaşı'nın bitiminden bu yana, dünya genelinde yarısından fazlası etnik ve inanç kökenli olmak üzere 180 dolayında iç savaş yaşanmış veya yaşatılmıştır.

 "Krizler Hilali, Hint Okyanusu sahillerinden başlayıp uzanan sosyal ve politik açıdan kırılgan bir yapıda olan ve bizim için yaşamsal olan bir bölgede parçalanma tehdidi mevcuttur. Böyle bir gelişmeyi izleyecek politik karmaşanın yaratacağı boşluk bize sempati duymayan ve bizim değerlerimizi düşmanca bulan düşmanlarımız tarafından doldurulabilir. (**)

Batı, başta Irak ve Suriye olmak üzere Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da sahneye konulmuş ve uygulanmakta olan devletleri bölüp parçalama senaryosunun sahnelerini oynuyor.

 

Türkiye Cumhuriyeti'nin dış politikası ne yazık ki Bağdatlı büyük Türk şairi Fuzuli'nin beyitini doğrulamaktadır.

 

"Dost bivefa, felek birahm, devran bisükûn

 Dert çok, hem dert yok, düşman kavi, tali zebun"

"Dost vefasız, dünya acımasız, dönem huzursuz,

Dert çok, dert paylaşan yok, düşman güçlü, talih esir/ güçsüz"

 

Bunu hala Türkiye Cumhuriyeti yöneticilerinin görmesi, kararlı ve ilkeli dış politika uygulaması için ne bekleniyor?

Yoksa!

Yeni bir yıl, yeni bir başlangıç, yeni bir umut demektir. Her yeni yıl, canlanan umutların, özlemlerin, beklentilerin, mutlu yarınların habercisidir.

Yalnızca güçlülerin söz hakkının bulunduğu, temel insan haklarının çiğnendiği, çevre değerlerinin ve doğal kaynakların bilinçli/bilinçsiz davranışlarla yok edildiği, ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine ve sınırlarına saygı gösterilmediği günümüz dünyasının yerine, özlemini duyulan güzellikleri içinde yeni bir dünyaya merhaba diyebilmek umudu ile yeni yılınızı kutluyorum.

 

 

(*)Batı Virginia Senatörü Joe Manchin, ABD Senatosu'nun Silahlı Kuvvetler Komisyonu'nda yaptığı konuşma (Senate Armed Services Committee) 2015 Temmuz,

(**) Zbigniew Brzezinski, Cresent Of Crisis Time, January 15, 1979

"Krizler Hilali", Sovyetler Birliği'nin güneyinde kalan, Hint Okyanusu'ndan başlayıp Türkiye'ye uzanan ve Güney'de Arap yarımadasında geçip Afrika Boynuzu'na uzanan coğrafyayı içermektedir,