Gündem bu mu olmalı?

Bay Diplomat 12 Aralık 2016 Pazartesi, 09:47

"Bazıları, bazı şeylerin bazı yerlerde yayınlanmasını istemez. İşte o şeylere haber diyoruz."

John KEANE, Siyaset Bilimi Profesörü

Uluslararası kuruluşlarca yapılan sosyal ve ekonomik boyuttaki değerlendirme raporları, ülkelerin dünya arenasındaki konumu için bir yol göstericilik özelliği kazanmaktadır.

Bu nedenle ülkelerin yurt dışındaki görevlileri, bu raporlardaki değerlerin en doğru şekilde yer alması için özel gayret gösterirler.

Bir adım daha öne çıkarak raporlara olumlu ya da olumsuz şekilde konu edilen değerlendirmeleri, ülkelerine gönderdikleri periyodik yazışmalarda belirtmek zorundadırlar.

Bu değerlendirmeler, o kuruluşların görüşlerini yansıtırken, görüşlerinde ölçüt olarak kullandıkları veriler ise değerlendirmeye konu edilen ülkenin veri sağlayıcı kuruluşlarından alınmaktadır.

Eğer ülkeler, sosyal ve ekonomik yönden dünya sıralamasında iyi bir konuma gelmek istiyorlar ise bu değerlendirme raporlarını dikkate almak zorundadırlar. Bürokratlarına ve teknokratlarına verecekleri direktif bu yönde olmalı, günlük iş planlarında öncelikli işler bölümünde yer almalıdır.

Halbuki;

Coğrafi açıdan 'Avrupa ile Asya arasındaki köprü' olarak tanımlanan 80 milyon nüfuslu Türkiye Cumhuriyeti ile ilgili o değerlendirme raporlarında yazılanlar bir yana bırakılıyor ve ülke gündemi;

  1. Başkanlık / Cumhurbaşkanlığı, Anayasa Değişikliği, parlamenter sistem değişikliği tartışması.
  2. Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye Cumhuriyeti için aldığı kararın ne denli ülkeyi bağlayıp / bağlamaması,
  3. Yalnızlık korkusunu yenmek için vatandaşların döviz bürolarına koşuşturması

öne çıkmaktadır.

Halbuki, Türkiye Cumhuriyeti'nin gündemi bunlar olmamalıdır.

Türkiye;

OECD eğitim endeksine göre 35. sırada,

PISA 2015 sonuçlarına göre, Türk öğrenciler gelişmiş ülkelerdeki akranlarından 3 öğretim yılı geride iken,

Okuryazarlık düzeyi sıralamasında 61 ülke arasında 50'nci sırada,

Okur-yazarlık oranında ise 67'nci sırada,

Kız öğrencilerin eğitime katılımında OECD sıralamasının sonlarında yer alırken...

Toplam kamu harcamalarından eğitime en fazla pay ayıran ülkeler sıralamasında ilk 10'a girememişken,

Eğitim açısından en düşük orana sahip ülke konumunda iken,

'En sağlıklı ülke' araştırmasında 145 ülke arasında 44'üncü sırada iken,

Dünyada en fazla gelir adaletsizliğinin olduğu 57'nci ülke iken,

OECD ülkeleri arasında işsizliğin en fazla olduğu beşinci ülke iken,

Gelir eşitsizliğinde dünyada en kötü üç ülkeden biri iken,

'İyi Yaşam Endeksi'nde OECD ülkeleri arasında sonuncu iken,

Basın özgürlüğü bakımından dünyada 154'üncü sırada iken,

Ekonomik özgürlük bakımından dünyada 64'üncü sırada iken,

Küresel yolsuzluk karşıtı Transparency International şirketince her yıl yayınlanan "Yolsuzluk Algı Endeksi" anketinin sonuçlarına göre, Avrupa'da yolsuzluk oranı en yüksek ülke konumunda iken...

Ve daha üzüntü verici olanı; Türkiye Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek ve OECD Genel Sekreteri Angel Gurria'nın katılımıyla 2016 Temmuz ayında Gaziantep'te düzenlenen toplantıda OECD'nin, akıl verme yöntemini "Verimlilik Darboğazlarını Gidermek" başlıklı 'İnceleme Raporu'nda açıklamış olmasıdır. OECD, o raporu ile ülkemizin sosyal refaha ulaşımı için kılavuzluk görevini yapmaktadır.

Eğer;

784 bin km² alana sahip ülkemizin, sosyal ekonomik olarak bugünden çok daha iyi konumda olması, eğitimde OECD ülkeleri içinde ilk 3 arasına girmesi, Avrupa'da yolsuzluk oranı en düşük ülke olması, okuryazarlık düzeyi sıralamasında ilk 5 ülkeden birisi olması için ülke gündeminin öncelikli olarak başkanlık / cumhurbaşkanlığı sistemini tartışmak, anayasa değişikliğini yedek milletvekillerini de kapsayacak şekilde geniş tutarak yapmak, mevcut parlamenter sistemini değiştirmek mi olmalıdır.

Eğitim sistemimiz, vatandaşlarımızın sosyal refah içinde yaşamaları, hukukun üstünlüğü, yargının bağımsızlığı ve yolsuzlukla mücadelenin güçlendirilmesi gibi değerlerin bugüne kadar gerçekleşmemesi mevcut parlamenter sisteminden mi kaynaklanıyor?

 

Biliyoruz ki, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği için bir ümit olan 'Yenikapı Ruhu'ndan bugün eser kalmamıştır.

 

Uzak Asya'dan Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim.

 

Türkiye Cumhuriyeti'ni yurt dışında temsil eden görevlilerimiz, görev yerlerinden ülkemize gönderecekleri periyodik yazışmalarda "Ülkemiz için en iyisi nedir?" temalı araştırma sonuçlarına öncelik vermelidirler.

 

Sakın ola ki Orhan Veli'nin

".....

Bir elinde cımbız,

Bir elinde ayna,

Umurunda mı dünya" dizelerini söylemesinler.

 

Yine de "Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği sistem değişikliğine bağlıdır. Mevcut sistem ile bir şeyler yapılamıyor" düşüncesinde iseniz;

"Şimdi soruyorum!

Daha önceleri neredeydiniz?"