Hadi Canım Sen de

Bay Diplomat 21 Kasım 2016 Pazartesi, 08:22

20 sene öncesi eğitim kurumlarımızda sıkça düzenlenen ve düzenlenmenin duyurulması ile yöredeki kütüphanelerine öğrencilerin giriş sırası almaları için birbirleri ile yarışmalarına neden olan o günkü deyimi ile münazara, günümüz dili ile tartışma konularında ilk sırayı 'Türkiye Avrupa Birliği'ne girsin mi girmesin mi?' alıyordu.

Belirlenen gruplardan birisi, 'Türkiye Avrupa Birliği'ne girsin' tezini savunurken, diğer grup da, 'Türkiye Avrupa Birliği'ne girmesin' tezini savunma savaşını veriyordu. Tartışmanın kazananı ise kitap ile ödüllendiriliyordu.

O münazaraların çoğunluğu günümüz televizyon programlarındaki tartışma (!) programlarından daha kaliteli ve grup sözcülerinin hitap şekli açısından da daha seviyeliydi.

20 sene sonra bugün yine aynı tartışma konusu gündeme geliyor. 20 sene önceki tartışmalardan tek farkı, artık eğitim kurumlarının salonlarında değil siyasi platformlarda yapılmasıdır. Doğal olarak siyasi platformlarda yapılan tartışmalarda konuşma ve düşünce alışverişindeki inceliğin gösterilmesi söz konusu olmuyor. Öyle bir konuma geliyor ki, nerede ise kılıçlar kınlarından çıktı çıkacak...

Taraf  ülke siyasilerini, kılıçların çekilmesine neden olacak kadar ateşli ve ihtiraslı konuşmalarına yönlendirecek Avrupa Birliği, taraflar için vazgeçilmez, olmazsa olmaz, 'ondan başkası ile yaşamımı birleştirmem' diyecek kadar güzel ve alımlı bir hatun ya da yakışıklı fit bir genç mi?

İlk evliliğini 1951 yılında yapan bugün ise sahip olduğu 28'nci çocuğu ile birlikte yaşamının her anını kimi zaman komşuları ile kimi zaman aile bireyleri ile kimi zaman da kapısının önünden geçmese bile sahip olduğu özellikler nedeni ile onlarla da kavga etmek için çeşitli nedenler üreten, Avrupa Birliği, kimilerine göre gerçekten  Yunan mitolojisindeki ismi ile aşk ve güzellik tanrıçası  Afrodit, Roma mitolojisindeki ismi ile Venüs kadar güzel,  kimilerine göre de Zeus'la Hera'nın oğlu çirkinliği ve biçimsizliğiyle ünlü Ateş Tanrısı  Hephaistos kadar nefret edilecek birisi mi?

Esasında, Avrupa Birliği, yaşam sürecinin son evrelerini tamamlama modundadır.

 

Bu modda olan ve 50 yılı aşkın süreden beri kapısının önünde dolaştığımız Avrupa Birliği ile Türkiye'nin nikah kıyması gereksizdir.

50 yılı aşkın süredir kapısının önünde dolaştığımız, o birlik, pencereye çıkışında ve bizimle göz göze geldiğinde, 'benim için istediklerimi yapman gerekiyor. Aksi halde, seninle flört etmeme büyüklerim izin vermiyor' türündeki isteklerine biz de, o'nun isteklerini, 'Aman, bu evlilik olsun. Konu komşuya rezil olmayalım' düşüncesi içinde yerine getirmeye çalıştık.

Çalıştık ama, iktisat biliminin ortaya çıkma nedeni olan 'Mevcut kaynakların sınırlı, insan ihtiyaçlarının ise sınırsız olması'nı düşünemedik.

Ve geldik bugüne...

Türk toplumuna dayattırılan adına Avrupa Birliği Kriterleri ya da Avrupa Birliği Uyum Paketi denilen kuralları,

Asya ve Avrupa'yı bağlayan ülkelerden biri olduğumuz için,

Kültürel yozlaşma olduğu için,

Donanımlı bir Avrupa vatandaşı olarak değil donanımlı bir Türk vatandaşı olabilmek için,

Kendi projelerimize uymak yerine Leonardo Da Vinci, Sokrates ve eğitim programlarına uymak zorunda kaldığımız için,

Bizi biz yapan değerleri kaybetmemek için,

Türkleri aşağılayanların yanında olmamamız için,

Gençliğin kendi çabalarıyla bir yere gelebilmesi için

kendi kurallarımızla kırmamız gerekmektedir.

Wall Street Journal'da (WSJ) yer alan bir yoruma göre, 'Avrupa'da Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkılmasındaki asıl neden, ülkenin Müslüman nüfusa sahip olması.'

Bunu, artık sağır sultan bile duyduğuna göre, neden hala Avrupa Birliği'ne girmek için uğraşıyoruz.

'Beni istemeyeni ben de istemem' sözü artık yerini bulmalıdır.

Avrupa Birliği'ne giriş başlıkları altında, yaptıkları konuşmalarda ya da yazdıkları yazılarda Türkiye Cumhuriyeti ve vatandaşları hakkında en kötü sözleri söyleyen, kendilerini diplomat olarak tanımlayan kişilere verilecek en iyi cevap;

'Hadi canım sen de' olmalıdır.

Ama, bunu kim söyleyecektir.