Hayır Efendim!

Bay Diplomat 27 Şubat 2017 Pazartesi, 06:28

 

"Ey Müslümanlar,

Milletler, topla, tüfekle, zırhlıyla, ordularla, tayyarelerle yıkılmaz. Milletler ancak aralarındaki bağlar çözülerek, herkes kendi başının derdine, kendi havasına, kendi menfaatini temin etmek kaygısına düştüğü zaman yıkılır... (Mehmet Akif ERSOY- Kastamonu-Nasrullah Camii Cuma Vaazı 19 Kasım 1920"

 

Sakın ola ki, siyasi tercih olarak yazı başlığı kullandığımı düşünmeyin!

Seçme hakkına sahip yurttaşlar, kendisine sunulan tabaktaki yemek için özgür iradesi ile onu yemek ya da yememek için kararını verecektir.

 

Gelişmemiş ya da gelişmekte olan yönetimlerin çalışmalarındaki görevliler, çoğunlukla yukarıdan gelen emirlere uygun hareket ederler.

Görevlerini bu uygunluk(!) içinde yerine getirmenin mutluluğu içinde günlerini tamamlarlar.

Onlar, görev(!) emirlerini aldıktan sonra sadece topuk selamını vererek "Evet Efendim (Yes. Sir)!" derler.

Aralarından biri "Hayır Efendim (No. Sir)!" diyemez.

Kamu yönetiminde sıkça kullanılan KRAL ÇIPLAK diyebilme cesaretini göstermek o ülkelerdeki görevlilerin harcı değildir.

Öyle ki, "Çiller tak diye söyler, ben şak diye yaparım" sözlerinden ötürü de Tak Şak Paşa olarak ünlenen, dönemin Türk Ordusunun en üst makamında bulunan kişiyi kim unutabilir ki?

Ama;

Birleşik Devletler Ordusunda görev yaptığı yerlerde gördüğü yanlış uygulamalar, verilen yanlış emirler sonrasında, makamları ne olursa olsun o makamların sahiplerine "Hayır Efendim (No. Sir)" diyen  bir asker geçen günlerde Birleşik Devletler Başkanı tarafından Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak görevlendirildi.

Öyle bir asker ki, "Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar." deyişini yalanlarcasına görev yapmış.

1997 yılında yayınlanan Dereliction of Duty (Görev ihmali) (*) kitabının yazarı.

Dönemin Başkanı'na Vietnam'daki savaş stratejisinin işe yaramadığını söyleyen General.

On yıl sonra, Irak'taki 5.000 asker alayı komutanı olarak, ABD Ordusunun ülkeyi istikrara kavuşturmaya yönelik planını görmezden gelen ve başarısız olduğu sonucuna vardığını söylemesi ile ünlenen.

Bildiğini, gördüğünü, rahatlıkla söyleyebilen asker.

'Dilin kemiği yok' deyişini doğrulayan askeri stratejist.

Time dergisinin 2014 yılında dünyanın en etkili 100 kişisi listesinde yer verdiği, Birleşik Devletler askeri yönetiminde "Geleceğin ordusunun mimarı" olarak bilinen üç yıldızlı general.

Irak ve Afganistan'da görev yaptığı dönemlerde bu hükümetlerin yolsuzlukla mücadelesi üzerine çalışmalar yürüten H.T.Korgeneral H. R. McMaster, göreve gelmeden önce Rusya'nın ABD Büyükelçisi ile konuştuğu konular hakkında ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence'e doğru bilgi vermediği iddiaları gerekçesiyle istifa eden, görevde yalnızca üç hafta üç gün kalan Flynn'ın yerine Trump'ın A takımında 'Ulusal Güvenlik Danışmanı' olarak görev yapacak.

Atama haberini okuduktan sonra, Birleşik Devletler Başkanı'nın yeni danışman gibi, bizde de gerekli durumlarda hiyerarşik olarak bağlı olduğu makamlardaki kişilere, verilen emrin ya da yapılan uygulamanın yanlış olduğunu söyleyebilen görevli var mıdır?

1 Mart Tezkeresi sonrası, liderlerinin görüşüne uygun oy kullanmadıkları için;

Uygulanmakta olan ekonomik politikadaki yanlışları açıkladıkları için siyasi yaşamları sona eren siyasetçiler.

Batılı düşünceye sahip toplum görünümünde olsak bile, Şark zihniyetinden, 'En iyisini o bilir' düşüncesinden kurtulmuş değiliz.

Tamamlanmamış projeler için tamamlanmış gibi gösteren yöneticiye (!) neden, "Bu proje tamamlanmadı. Yapılacak çok işler var. Bunu hizmete vermemiz mümkün değil." diyebilecek kişi/kişiler yoktur?

Ya da "Çok isabetli söylediniz. Bu, en güzel iş olacak." sözü ile yöneticisinin önünde takla (!) atan, yöneticinin yanından ayrıldıktan sonra "Böyle kötü iş olmaz. Ne akla hizmet ediyor?" sözlerini söyleyen kişiler var oldukça o toplumun bilinçli hareket etmesini beklemek olası değildir.

Bürokrat/teknokrat bildiği/gördüğü yanlışa korku/endişe kaygısı ile hayır diyemiyor.

Peki vatandaşlar, halk niye susuyor?

Yoksa halk, itelenmekten, kendisini kandırılmış görmekten hoşnut mu?

 

STK'lar Niye Seslerini Duyuramazlar?

 

Bireylerin yanı sıra kente sahip çıkma görüşünü öne çıkartarak kurulan STK'lar bile sus pus olmuşlardır.

Neden mi?

Korku ve endişe.

Bildiğini çekinmeden söylemenin kendisine vereceği zarar düşüncesini de bunlara eklemek gerekiyor.

İlk adımlarını gördükten, ilk seslerini duyduktan sonra "Bunlar, bizim sesimiz olacaklar. Yalnız değiliz" diye yanlarında bulunmak istediğimiz STK'lardan sorumluluk içinde hareket edenlerin sayısı gün geçtikçe azalmaktadır.

"Kentin sivil demokratik güçlerinin bir araya geleceği, bin çiçeğin açacağı, bin fikrin havada uçuşacağı, katılımın esas alınacağı bir yapı olarak kurulan kentin ortak aklını oluşturması gereken Bursa Kent Konseyi, Büyükşehir Belediyesi'nin emrinde sıradan bir daireye dönüştü.

Bursa Kent Konseyi Başkanı da Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin sıradan bir memuru olmaktan öteye gidemedi." (**)

Dönemin Başkanı merhum Semih Pala, "BKK olarak bizlerin görüşü olmaz. Görüşümüz, bu ortamda ortaya çıkan fikirleri derlediğimizdir. Toplantıda çıkan görüşleri Bursa Kent Konseyi olarak ilgili yerlere ileteceğiz" (***) sözleri ile BKK'nin görev sınırını belirliyordu.

Açıkçası;

"Bir araya geliriz, konuşuruz, fikirlerinizi, görüşlerinizi ilgili yerlere iletiriz.

Masaya yumruk atamayız.

Zaten, bizleri de bu saatten sonra kimse dikkate almıyor."

80'li yıllarda izlediğimiz Şahin Tepesi (Falcon Cres) TV dizisinin belediye meclisindeki bağ yerinin kamulaştırması oturumunda, meclis üyesinin karşı sözleri toplumsal dayanışmanın simgesi olmuştu.

 

Dış Politikada Görünüm Nasıl?

Türkiye Cumhuriyeti'nin yurt dışındaki zayıf yönü, tanıtım faaliyetlerinde bulunacak, düşüncelerini paylaştıracak kurum/kuruluşların az olmasıdır.

Var olanlar ise küresel güçlerin güdümünde hareket etmek, onların görüşleri dahilinde fikir üretmek zorundadırlar.

Daha önce ASALA örgütü ve ondan önce de Ermeni Diasporası'nın, dünyaya Ermeni Kırımı'nın soykırım olarak tanınması ile ilgili olarak egemen güçlerin dayatmasıyla hazırlatılan sözde yasa, aralarında  BM Ayrımcılığın Önlenmesi ve Azınlıkların Korunması Alt Komisyonu, Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu 'nun bulunduğu 7 uluslararası kuruluş, Rusya, Brezilya, Fransa, Almanya, İtalya ve Kanada dahil olmak üzere 29 ülke ve Birleşik Devletler'in 50 eyaletinden 41'i tarafından kabul edilirken, Türkiye Cumhuriyeti bu sözüm ona yasaya karşı sadece bir vatandaşın hukuksal mücadelesi ile tepki göstermiştir.

Böyle mi olması gerekiyordu?

Doğal olarak, hayır.

Türkiye Cumhuriyeti, bu konuda da sınıfta kalmıştır.

Dış politika, rezidanslarda oturup, görev süresini sessiz sedasız tamamlamak, görev yerindeki kokteyl, yeme-içme gibi önemli (!) görevlerde Türkiye Cumhuriyeti'ni en iyi şekilde temsil etmek değildir.

Ankara'nın belirlediği dış politikanın yanlış olduğunu söyleyebilecek, oradan gelen yanlış emir karşısında dik durarak, "Hayır Efendim" diyecek ekselanslarımıza, yurt dışı görevinde bulunan ataşelerimize Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ün, Mussolini'nin temsilcisine verdiği cevabı (****) bir kez daha anımsatmak gerekiyor.

Tabii ki o cevaptan kendisine, ülkesinin menfaati için ders çıkartabilecek misyon temsilcimiz var ise!

Sözün özü, bu ülke bizim. Gelecek nesillere Cumhuriyet'in erdemlerini, güzelliklerini gösterebilmenin tek yolu haksızlıklara, yanlışlıklara karşı dik durmak ve...

 

 

 

 

 

(*) Dereliction of Duty: Johnson, McNamara, the Joint Chiefs of Staff, and the Lies That Led to Vietnam, H. R. McMaster, HarperCollins, 1998

(**) Yüksel Baysal, Kent Konseyi, Büyükşehir'in dairesi oldu! Yeni Dönem gazetesi, 18 Şubat 2017

(***) Bursa Kent Konseyi 'BURSA KONUŞUYOR-Şehir Logosu' Toplantısı 14 Ekim 2014

(****) Mussolini'nin Akdeniz illerimize göz diktiği sıralardaydı. İtalyan elçisi, ATATÜRK'e Mussolini'nin bazı isteklerini söylemişti. ATATÜRK bu sözleri bir süre dinledikten sonra: "Birkaç dakika sonra konuşalım" diyerek başka odaya geçti. Döndüğü zaman asker elbisesi üzerindeydi.

"Şimdi istediğiniz gibi konuşabiliriz sayın elçi" dedi.

http://www.ata.tsk.tr/content/media/01/ANEKDOTLARLA_ATATURK.pdf