Kilitlenen kasa ve maç sonucu

Bay Diplomat 16 Ocak 2017 Pazartesi, 06:32

42 yıldan beri devam eden ve hala bir arpa boyu yolu alınamayan Kıbrıs sorunu çözüm görüşmelerine katılacak Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti diplomatları, yanlarından ayırmadıkları briefcaselerine, görüşme konularını kapsayan dosyalarının kapaklarına, konuşma yazılarının ilk sayfasının sol üst bölümüne Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ün Antalya'da bir tatbikat esnasında söylediği sözü basılı olarak koymalıdırlar ki her an o sözün sahibinin dış politikada da  ne denli önsezili olduğunu anımsayabilsinler.

 "Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece, bu bölgenin ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs'a dikkat ediniz. Bu ada bizim için önemlidir."

Hasan Ali Yücel'in tanımı ile "Akdeniz'in medeni çevresinde her zaman sevilmiş, fakat hiç sevmemiş fettan bir kız olan" Kıbrıs adası, tarihin neredeyse hemen hemen bütün dönemlerinde ilgi odağı olmuş ve uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmiştir. Adanın her zaman dikkat çekici bir unsur olmasının temel kaynağı ise Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının tam ortasındaki stratejik konumudur. Özellikle Doğu Akdeniz'in düğüm noktasını teşkil etmesi, Türkiye ve Suriye kıyılarına olan yakınlığı, bunlara ilaveten Ege Denizi'nin giriş çıkışına etkisiyle Mısır ve Süveyş Kanalı'na olan yakınlığı göz önüne alındığında adanın stratejik önemi çok daha kolay anlaşılır.

İngiliz Tarihçi Sir George Hill, "Ada, hiçbir zaman Yunanistan'ın bir parçası olmamıştır. Kıbrıs, Bizans İmparatorluğu tarafından Yunanistan'ın ve Ege bölgesinin bir parçası olarak ele geçirilmedi. Kıbrıs kilisesi, Doğu Ortodoks kilisesinin Otosefal bir üyesiydi. Bundan dolayı dille birleşen din Kıbrıslıların Yunan kökenli olduğu fikrinin gelişmesini sağladı" demektedir (*).

Günümüzde Kıbrıs, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kıbrıs Rum Kesimi ve özerkliğini koruyan iki İngiliz üssü arasında üç parçaya bölünmüştür.

Sanayileşmiş Avrupa, petrol ihtiyacının %80'ini büyük ölçüde Akdeniz üzerinden taşınan Orta Doğu'dan karşılamaktadır. Bundan dolayı Avrupa Birliği Akdeniz ve Ege'de deniz üstünlüğü kurmak istemektedir. Malta-Girit-Kıbrıs adaları jeostratejik ekseni güneyden Avrupa'nın, kuzeyden Afrika'nın güvenliği için önemli bir stratejik bölgedir.

 

Kıbrıs sorunu çözüm görüşmelerine, bırakın Türkiye Cumhuriyeti'ni Yunanistan ya da Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nden değil Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin içinden olumsuz geri bildirimler gelmektedir. "Benim hakkımı savunmak için göreve gelen ekibin ikide bir Rum'un hakkını savunmaya çalışması, doğrusu, anlaşılır değil. Üstelik Rum tarafında öyle bir tavrın zerresi bile yok.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı'nın, adayla ilgili çözüm çabalarına destek olunması çağrısı tabii ki önemli. Ancak hangi çözüm?" (**)

Türkiye, haklı davasına uluslararası toplumdan destek bulamamış, tarihi açıdan bağı bulunmayan Yunanistan üstün diplomasisi ile konuya taraf olmuş ve zafer olarak görülen (dolaylı Enosis) Kıbrıs'ın AB üyeliği gerçekleştirilmiştir. Türkiye Kıbrıs konusunda Ermeni meselesi gibi dünya kamuoyunda kendini iyi savunamamıştır.

Kıbrıs sorunu ve Ermeni meselesi gibi Türkiye'nin, dış politikadaki statükoculuğunun uluslararası alanda  kendi haklı davasını savunamamasına neden olmaktadır. Türkiye, dış politikasını tek yönlü politikaları bir kenara bırakıp çok yönlülük üzerine kurmalı ve kendisine uluslararası sorunlarda destek verebilecek dost ülkeler bulmalıdır.

Ocak 2017'nin ilk haftası içinde İstanbul'da yapılan toplantıya katılan Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın Oscarlık bir oyuna benzettiği (***) Kıbrıs Sorunu Çözüm görüşmelerinde "The End" yazısının özellikle Türk tarafınca hiçbir taviz verilmeden yazılması kaçınılmazdır.

"İnsanlar burnunuzun dibinde İsrail ile beraber petrol arıyorsa bu çok önemli bir şeydir. Rusya, Suriye'ye yerleşiyorsa insanların uyanması gerekmektedir."(****)

"Son" yazısı kadraja girmeden önce, Türk ve Rum tarafı adaya barış ve huzur getiren bugünkü statükoyu örnek almalı ve taraflar kendi güçlü federal devleti muhafaza ederken gevşek bir konfederasyon dahilinde iş birliğine gitmelidir. Ancak, birleşme kaçınılmaz ise Türkiye kendi stratejik çıkarlarını ve Türk tarafının varlığını garanti etmeden herhangi bir çözüme onay vermemelidir.

 

 

 

Kuvvetler ayrılığı

Ocak ayının ikinci haftasının ilk günlerinden itibaren, FIFA ödül törenini bile önemsetmeyen konu günlük yaşantımıza giren 18 maddelik Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Değişikliği Teklifi'nde bir madde var ki o da demokrasinin olmazsa olmaz kurallarından biri olan kuvvetler ayrılığıdır.

Nedir bu kuvvetler ayrılığı?

Kuvvetler ayrılığı devlet gücünün birbirinden ayrı organlara dağıtıldığı yönetim anlayışıdır. Günümüzdeki anlayış: Devlet niteliği kazanmış her toplumda birbirinden farklı üç görev olduğu ve bunların birbirleri karşısında bağımsız bir statüye sahip oldukları esasına dayanır. Bu ilke, kanunları yapan yasama gücünün, yapılan kanunları uygulayan yürütme gücünün ve uygulamadan doğan uyuşmazlıkların giderilmesini sağlayan yargı gücünün ayrı organlara verilmesini; bu organların birbirinden bağımsız olmasını gerektirir.

Montesquieu bu ilkeyi "özgür ulusların" temel niteliği haline getirmiştir.

Demokratik ve çağdaş bir devlet üç yetkiden oluşur. Bunlar 'YASAMA, YÜRÜTME ve YARGI'dır.  Türkiye'de de sistem bu üç güç üzerine kurulmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti gibi üçlü sistemi kabul eden ülkeler, Avustralya, Avusturya, Birleşik Devletler, Birleşik Krallık, Çekya (Çek Cumhuriyeti), Fransa, Hindistan, Hong Kong.

Kuvvetler ayrılığı yani üç güç olmayan ülkeler (Almanya, Belçika, Kosta Rika, Macaristan, Tayvan.) diğer sistemlerin uygulandığı ülkeler olarak görülmektedir.

Kuvvetler ayrılığı özelliği taşıyan sistemler, kuvvetler arasındaki ilişkinin yoğunluğuna göre birbirinden farklı özellikler taşıyabilmektedir.

Kuvvetlerin yumuşak bir şekilde birbirinden ayrıldığı yapılara parlamenter sistem; kuvvetlerin sert bir şekilde birbirinden ayrıldığı yapılara başkanlık sistemi,

kuvvetler ayrılığı mevcut olmakla birlikte devlet başkanına yürütme organı içinde ağırlık verilmişse bu tür bir yapıya da yarı başkanlık sistemi denir."

TBMM'de görüşmeleri devam eden Anayasa değişikliği ile bürokrasinin bir elde toplanması, Başbakanlık ve Bakanlar Kurulu'nun kaldırılarak, yerine yine halkın seçtiği Cumhurbaşkanında yürütme yetkisinin toplanması amaçlanmaktadır.

Temsili demokraside hedef, yürütme organının güçlendirilmesinden ziyade parlamentonun bağımsızlaştırılması, yasama ile yürütme organları arasında denge kurulmasının sağlanması olmalıdır.

Yönetimde istikrar elbette göz ardı edilemez, fakat yürütme organı karşısında güçlü ve halk adına kanunları düzenleyip yürürlüğe koymaya muktedir bağımsız bir parlamentonun varlığı da kaçınılmazdır.

Yürütme organı ile yasama organının varlık sebepleri farklıdır. Yasama organı; yasar, yani memleket ve toplum idaresi ile ilgili temel hukuk kuralları olan kanunları çıkarır. Bunların uygulanmasını yürütme organı takip eder ve çıkacak ihtilafları da yargı erki çözer.

Anayasa değişikliği görüşmelerinin gündeme girdiği anda sosyal medyada yer alan örnek, halkımızın ne denli espri yeteneğine sahip olduğunu göstermektedir.

"A, kulüp başkanı olmanın yanında Futbol Federasyonu Başkanı.

Bu iki görevinin yanında Merkez Hakem Komitesi Başkanı.

Bunların yanında FIFA temsilcisi ve bunların yanında diğer takımların teknik direktörlerini göreve getirebiliyor.

Lig başlıyor ancak, A'nın başkanı olduğu kulüp ilk 10 maçını kaybetti. O zaman Başkan A. da sezonu iptal etme, sezonu yeniden başlatma hakkını kendisinde görebilmektedir."

Peki maçın sonucu ne olur?

 

 

 

 

 

 

 

(*) Sir George Hill, A History Of Cyprus, Londra, 1952, s. 17

(**) Yusuf Kanlı, Star Kıbrıs gazetesi, 09.01.2017

(***) BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Ocak 2017 Cenevre Görüşmesi Kapanış Konuşması.

(****) Prof. Dr. İlber Ortaylı, Birlikte Türk Milletiyiz Hareketi ve Milli Düşünce Merkezince düzenlenen "Kıbrıs'ta son söz! Kim söyleyecek" Panel,The Marmara Otel, İstanbul, 5 Ocak 2017