Mahalle arkadaşımı istiyorum!

Bay Diplomat 23 Ocak 2017 Pazartesi, 06:37

"Bugün gözünüzü kapatmaya çalıştığınız mülteci sorunu eskiden de vardı; savaşlar oldukça, bu savaşlardan mağdur olan insanlar da hep olacak. Almanya'da, Yunanistan'da, Vietnam'da, Afganistan'da ya da Suriye'de..."

 

Evinizden, doğup büyüdüğünüz şehirden, ailenizden en fazla kaç gün ayrı kalabilirsiniz?

Bu ayrılığınızın geri dönüşü olmayacağını bilmeniz koşulu ile evinizi, şehrinizi, ailenizi terk edebilir misiniz?

Bu ayrılık, bilmediğiniz yabancı ülke ise kaç gün sürer?

Doğru.

Hiç kimse, kendi şehrini, ailesini bir daha görmemek pahasına gönül rahatlığı ile terk etmez.

Ulusal şairimiz Mehmet Akif ERSOY'un;

"Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda." dizesini kimse söylemek istemez.
 
Ne var ki, uluslararası o güçler var ya!
 
Onlar; insanları, vatanından da evinden de mahallesinden de koparmak için her türlü senaryoyu sevecenlikle (!) yerine getirmek, onların oynadıkları mahallenin toprağına bayraklarını dikmek için birbirleri ile yarışmaktadırlar.
 
 

Küresel dünyanın bugün yaşadığı en büyük insani kriz tartışma götürmez bir şekilde, acil çözüm bekleyen mülteci krizidir.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Zorla Yerinden Edilmeye İlişkin Küresel Eğilimler raporuna (*) göre dünya genelinde baskı, zulüm, şiddet olayları nedeniyle zorla yerinden edilmiş kişi sayısı 2014 yılında 59,5 milyonken 2015 yılında 65,3 milyona çıktı.

Son beş yıl içerisinde en az 15 çatışma patlak vermiş ya da yeniden alevlenmiştir: Afrika'da sekiz (Fildişi Sahili, Orta Afrika Cumhuriyeti, Libya, Mali, Kuzeydoğu Nijerya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Güney Sudan ve bu yıl Brundi'de); Orta Doğu'da üç (Suriye, Irak ve Yemen), Avrupa'da bir (Ukrayna) ve Asya'da üç. (Kırgızistan ile Myanmar ve Pakistan'ın birçok bölgesinde)

Sayının bu denli artmasında özellikle Irak ve Suriye'deki çatışmalar ve 'Arap Baharı' sonrasında yaşanan toplumsal gelişmelerin etkisi büyüktür.

2015 yılında en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülke sıralaması ise şöyledir:

Türkiye (2,5 milyon), Pakistan (1,6 milyon), Lübnan (1,1 milyon), İran (979 bin), Etiyopya (736 bin).

Mülteci krizi gelişmiş Avrupa ülkeleri içinde büyük tartışma, siyasal ve toplumsal çalkantılara sebep olsa da bu listede söz konusu ülkelerin hiçbiri yer almıyor. Yani dünyadaki mülteci meselesinin yükünü de gelişmekte olan ya da az gelişmiş ülkeler sırtlıyor.

65 milyon kişinin yerinden edilmesine neden olan olguların başında savaş/iç savaş gelmektedir.

Niye ülkeler, durdukları yerde savaş denilen illetin kapkara bulutunun altında kalıyorlar?

Uyguladığı Kıbrıs planlarının, Yunanistan'ın Washington Büyükelçisi Alexander Matsas tarafından eleştirilmesi üzerine Başkan Johnson'un verdiği yanıt bunun nedenini ortaya koymaktadır.

'Senin anayasandan da parlamentondan da başlarım ha!'(**)

Bunun değişik anlamı, sana mı kalmış. Güç bende.

Güç kimde ise egemen odur.

İşte, milyonlarca kişinin oradan oraya, aç sefil şekilde sürünmesinin ardındaki gerçek.

Elindeki güç sayesinde "her şeyi yaparım" düşüncesi...

Bu düşünce olduğu müddetçe;

Bir taraftan Birleşik Devletler, diğer taraftan dünün Sovyetleri bugünün Rusya'sı.

Önce güleç yüzle yaklaşım...

Ardından gelen kuvvetli tokat.

50'li yıllardan günümüze kadar uzanan zaman diliminde gelişmemiş ülkeleri kan ve barut kokan ülke konumuna getiren gücün adı 'Haber Alma (İstihbarat) Gücü'dür.

Dün Macaristan'da, Çekoslovakya'da, Afganistan'da gözüken Sovyetler Birliği'nin Devlet Güvenlik Komitesi, günümüzde ise Ukrayna'da, Kırım'da, Çeçenistan'da, boy gösteren Rusya'nın Rusya Federasyonu Federal Güvenlik Teşkilatı.

Orta Doğu'da, Uzak Doğu'da, Güney Amerika'da, Türkiye'de yönetim karşıtı hareketi ve toprak bütünlüğüne yönelik hareketi yönlendiren/yürüten ABD'nin Merkezî İstihbarat Teşkilatı.

Haber alma gücünü, yayılma politikasından çok işgal politikası ile özdeşleştirme niyetinde olan bu ülkeler, ülkelerinden yalın ayak kaçmak zorunda kalan ülke vatandaşlarının sorunları ile ilgilenmemeyi kural haline getirmişlerdir.

Çünkü, onlarla ilgilenecek ülke yöneticilerinin sırtlarını sıvazlamayı, gönüllerini almayı çok iyi bilmektedirler.

Güzel Türkçemizdeki deyim ile "Ağızlara bir parmak bal sürmesini" çok iyi biliyorlar.

Afganistan, Libya, Mısır, Lübnan, Suriye ve Türkiye, CIA'in en kalabalık kadroyla konuşlandığı ülkelerdir.

Suriye sınırında olan biten ve Türkiye'de artan kan operasyonlarının Merkezî İstihbarat Teşkilatı imzalı olduğu bir gerçektir.

DEAŞ, PYD, EL NUSRA gibi terör örgütlerini oluşturarak birer katil ordusu görünümüne sokan Birleşik Devletler'in üzerine toz kondurmadığı Merkezî İstihbarat Teşkilatı...

Ama.

Dünya genelinde 4 milyonu Suriyeli olan toplam 7 milyon kişi savaş ve açlıktan kaçıp umudu başka ülkelerde bulmak için yollara düşerken...

Birleşmiş Milletler rakamlarına göre, sadece 2016 yılında Akdeniz'in sularında boğulan veya kaybolan göçmen sayısı 4.715 iken...

Dünya genelinde her 122 kişiden birinin, ya mülteci ya ülkesi içinde yerinden edilmiş ya da iltica talebinde bulunmuş iken,

Bu güçlerin sahibi ülkeler, mültecileri/sığınmacıları kabul eden, onlara sınırlarını açan ülkelere olumlu yaklaşım göstermekten kaçınmaktadırlar.

Çok zorlandıkları anda ise, "Birkaç olumlu söz söylemek" nezaketini göstermektedirler.

Doğal olarak, kendisine bu konuda muhatap görmek istediği ülke yönetimi kuvvetli ve güçlü bir politika izlemediği izlenimini veriyor ise onların evinden, ailesinden, ülkesinden iradesi dışında ayrılan çocuğun "Mahalle arkadaşımı istiyorum" feryadını duymaları olanaksızdır.

*************

Kapan var!

Duvardaki çatlaktan bakan minik fare, çiftlik sahibi ile karısının bir paket açtıklarını görür. Bir de bakar ki fare kapanı!

"Aman Allah'ım, bunlar canımıza kastediyor" diye düşünür ve hemen bahçeye koşup alarmı verir:

"Evde kapan var! Evde kapan var!"

Tavuk gıdaklayıp kafasını kaldırır "Sayın fare, bu sizin için ciddi bir sorun olsa da beni ilgilendiren bir tarafı yok!" der.

Fare bu sefer dönüp koyuna: "Evde kapan var, evde kapan var" der.

Koyun "Vah vah! Üzgünüm sayın fare, emin ol senin için dua edeceğim" der.

Fare bu kez öküze yönelir:

"Evde kapan var! Evde kapan var!" diye bağırır.

Öküz "Sayın fare, senin için üzgünüm ama bu ilgileneceğim bir şey değil!" der.

Fare, yalnızlık ve terk edilmişlik hisleri içinde tek başına kalır.

O akşam evde bir kapan sesi duyulur. Gürültüye koşan çiftçinin karısı karanlıkta, kapana zehirli bir yılanın kuyruğunu kaptırdığını görmez ve yılan da kadını ısırır.

Çiftçi, hemen doktor çağırır. Kadın ateşli ve hasta olarak yatmaktadır.

Ee, ateşli insana ne verilir? Sıcak bir tavuk çorbası... Tavuk hemen kesilir ve pişirilir!

Ertesi günü eş, dost, akraba hasta ziyaretine gelince, çiftçi de koyunu kesip sofraya koymak zorunda kalır.

Kadın iyileşemeyip, ölür. Cenazeye yoğun bir kalabalık gelir... Çiftçi bu defa da konukları doyurmak için öküzü keser!

Fareye de olup bitenleri deliğinin ardından izlemek kalır!

 

(*)http://www.igamder.org/wp-content/uploads/2016/11/unhcr-global-trends-forced-displacement-in-2015.pdf

(**)"F...k your parliament and your constitution. America is an elephant. Cyprus is a flea. Greece is a flea. If the set wo fleas continue it ching the elephant, they may just get whacked good. We pay a lot of good American dollars to the Greeks, Mister Ambassador. If your Prime Minister gives me talk about democracy, parliament and constitution, he, his parliament and his constituti on may not last long." I Should Have Died (1977) by Philip Deane, Published by Atheneumpp. 113-114