O, OLMASAYDI…

Bay Diplomat 07 Kasım 2016 Pazartesi, 08:18

İsveç'te 1859-1944 yılları arasında yayınlanan Nya Dagligt Allehanda gazetesinde Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK için yazılan "O, olmasaydı modern Türkiye olmazdı. O'nun sayesinde Türkler, O'nun olağanüstü eserini izleyebilecekler ve zaten dünyaca pek yüksek olan onurlarını daha fazla yükseltebileceklerdir."

Pakistanlı İslam alimi, şair, filozof ve politikacı  Muhammed İkbal'in Ulu Önder için söylediği;

"Bizim aslımız rengi uçmuş bir kıvılcım iken, O'nun bakışı ile cihanı kaplayan ve aydınlatan bir güneş haline geldik."

sözleri, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, büyük asker ve devlet adamı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ün ülkemiz dışında nasıl bir kişi olarak bilindiğinin birer göstergesidir.

Sadece bizler, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan ve her zaman "NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE" sözünü gururla söyleyen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları değil Şili'den Yeni Zelanda'ya kadar 28 ülke yöneticileri, Ulu Önderimizin adını ülkelerindeki park veya önemli caddelerine vermiş ya da O'nun heykelini yaptırmışlardır.

Ülkesinin dışında bu denli saygı gören Ulu Önderimiz, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ün aramızdan ayrılışının 78. yıl dönümü olan 10 Kasım 2016 tarihinde O'nu bir kez daha saygı ve minnet ile anacağız.

Ulusumuzun kurtarıcısı, laik, demokratik ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, eşsiz devlet adamı, büyük devrimci ve komutan Yüce Önder Atatürk'ün yurt dışında saygı görmesinin en önemli nedeni uyguladığı dış politika ilkeleridir.

Öyle ki;

Atatürk, dış politika ile ilgili dengeli ve barışsever bir çizgi takip eden büyük bir liderdir. O'nun karizmatik ve yüksek kişiliğinin bütün dünya devletlerine örnek teşkil eden dış politika anlayışı ve bu anlayışın içeriğinde yatan dış politikaya ilişkin ilkeler sadece ülke içi barışın değil aynı zamanda dünya barışı için de sağlam temeller oluşturmuştur.

 

 

O, tüm siyasi hayatı boyunca, mantık ölçüleri içerisinde asla ütopyaların peşinden koşmadan tam manasıyla gerçekçi bir dış politika anlayışı izlemiş, dış politikanın iç politika ve iç huzurdan bağımsız olamayacağı düşüncesine dayalı olarak da "yurtta barış dünyada barış" ilkesini uygulamaya koymuştur.

Atatürk, modern Batı dünyasında gelişmişliği örnek alırken, tamamen akla dayalı bir politika takip etmenin ülke menfaatlerine uygun olacağı düşüncesinin yanında, gerektiğinde başka bir devlet veya devletlerle ittifak arayışına girilebileceğini de ima etmiştir. İşte bu ilkeler sayesindedir ki o dönemlerde Türkiye'nin izlediği dış politika anlayışı bütün

dünya devletlerince takdir edilmiş ve beğeni kazanan dış politika ilkeleri, onun

  • 'Tam bağımsızlık,'
  • 'Millet egemenliği,  
  • 'Kökten çağdaşlaşma' olarak bütünleştirebileceğimiz dünya görüşü ile tam bir uyumluluk göstermektedir.

Atatürk, asla başka devletlerin içişlerine müdahale edilmesini uygun görmemiş, ülkemizin içişlerine de başka devletlerin karışmalarına izin vermemiştir.

Çünkü, başka devletlerin içişlerimize karışmalarının aynı zamanda ülkemizin yardıma muhtaç durumda görünmesinin göstergesi olacağını vurgularken, dış politikada millî menfaatlerimizin emrettiği yolun seçilmesi ile birlikte asla maceracı olunmamasını, ülkemiz üzerinde çıkar gruplarının etkisini yurttan uzak tutarak daima barıştan yana taraf olunmasının gerekliliğini ifade etmiştir. 

Atatürk'ün olayları dogmatik değil gerçekçi olarak görmesi, sabit fikirlere saplanarak hareket edilmemesinin özellikle dış politikada O'nun ne denli haklı olduğunu dönemi içinde dünyada yaşanan siyasi olaylar göstermiştir.

Atatürk'ün bu dış politika ilkeleri, Türk milletine bütün cihanda hiçbir zaferin getiremeyeceği güveni ve itibarı sağlamıştır. Lozan Antlaşması'nda bunun bariz bir örneğini görüyoruz. Atatürk bu anlaşmada en ziyade tarihin kötü mirası olan kapitülâsyonları ortadan kaldırmaya önem vermiştir. 2. Dünya Savaşı gibi bir faciadan bizi koruyan dünya görüşü de Atatürk'ten İnönü'ye geçmiş olan bu ilkelerin eseridir. Şüphe edilemez ki, 2. Dünya Savaşı'nda, İnönü yerine Atatürk hayatta olsaydı aynı yolu takip edecekti.

 

O'na göre "Ne yazık ki Türk'ün geleneksel dostu yoktur; çıkarlar ortak olunca Avrupalılar buna, hemen "geleneksel dostluk" ismini vermişlerdir."(1)

Milletlerin siyasetinde ancak çıkarları vardır; kimsenin kimseye dost olamayacağını bilelim!(2)

Günümüzde dünya milletleri tam bağımsızlıktan bahsediyorsa bu fikri ilk ortaya atan Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK olmuştur.

Atatürk'ün 'en büyük eserim' dediği lâik, demokratik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'ni, ülkesi ve ulusuyla bölünmez bir bütün olarak sonsuza kadar koruma ve yaşatma sorumluluğunun bütün vatandaşlarımızın omuzlarında olduğu inancı ile Türk ulusunun gönlünde ölümsüzleşen Büyük Önder Atatürk'ü bir kez daha saygı, minnet ve şükranla anıyoruz.

 

 

 

 

 

  1. 1933 (Samih Nafiz Tansu, Atatürk Anekdotlar - Anılar, Der: Kemal Arıburnu, s. 137)
  2. 1933 (Kılıç Ali, Atatürk'ün Hususiyetleri, 1955, s. 110)