Pencereyi mi kapıyı mı kapatalım?

Bay Diplomat 18 Şubat 2018 Pazar, 06:07

            JFK Havaalanı için uçağınız inişe geçtiği kabin anonsu ile bildirildikten sonra cam kenarı yolculardan bu kente ilk kez gidenler, altlarında akıp giden denizin ortasında görmek istedikleri şeyi ararlar bakışları ile.

           New York kentinden ziyade Birleşik Devletler'in simgesi olan Liberty adasındaki Özgürlük Anıtı'nı havadan görmek istedikleri için gözlerini camdan ayırmayacaklar ve tüm insanlığın dillerinden düşürmediği o sözcüğü bir kez daha tekrarlayacaklar.

            EYY ÖZGÜRLÜK!

            Toplumumuzda genel bir kanı vardır.

            Dünyanın en özgür ülkesi Birleşik Devletler'dir.

            Onlar için, özgürlüğün doyasıya yaşanacağı ülkedir orası.

            Dünyada adam gibi yaşanacak tek ülkedir.

            Halbuki Birleşik Devletler, kendi topraklarında yaşayan vatandaşlarının elektronik ortamdaki iletişim ağlarını kontrol eden ülke olmanın yanı sıra tüm dünyayı gözetleyen, dinleyen, süper güç tanımını arkasına alarak onları sindiren ya da yanına çekmek isteyen bir ülkedir.

            ABD'deki tüm iletişim ağları ve internet portalları Birleşik Devletler haber alma ve ulusal güvenlik örgütlerinin gözetim ve denetimi altındadır.

            Gözetim ve denetimi yeterli görmediği dönemlerde de o şirketleri satın alarak çalışmalarını yasal hale getirmektedir. (1)

            Bu izleme, gözetleme ve denetlemelerden kamuoyunun bilgisi olduğu zaman da yönetim sözcüleri "11/9 nedeni ile ülke güvenliğinin daha iyi sağlanması için yapıldığını" söylemektedirler.

            İnsan sormadan duramıyor.

            Bu mu özgürlük?

            ABD vatandaşı, Birleşik Devletler haber alma ve ulusal güvenlik birimlerince gözetim ve denetim altında olsa bile, kitap, dergi gibi basılı materyaller ile ABD yönetim kadrosunun kirli çamaşırlarını gün yüzüne çıkartmaktan geri durmuyor.

            ABD Başkanı Trump, Beyaz Saray'a yerleşeli daha senesini doldurmamıştı ki gece yarısı kitapevlerinin önünde vatandaşların sıra olmasına neden olan "Ateş ve Öfke: Trump Beyaz Sarayının İçinden"(2) adlı kitap Beyaz Saray yönetiminin baskıcı tutumu ve hukuksal engelleme girişimlerine karşın kitapevlerinin raflarında yer alması ile birlikte internet ortamında okurları ile buluştu.

            Demek ki ülke yöneticilerinin ellerindeki yönetim gücü ne kadar kuvvetli olursa olsun, kamuoyunun bilgilendirilmesi daha doğrusu aydınlanması konularında o güç yetersiz kalabilmektedir.

            Sağlıklı bir demokrasi, vatandaşın birey ya da topluluk olarak politika belirleme ve karar alma süreçlerine katılımını gerektirir.

            Bu katılım aynı zamanda devlet için bir dış denetim oluşturmaktadır.

            Vatandaşın 'Devletten Hesap Sorma Gücü' demokrasi tarihiyle evrilen ve gelişen kritik bir alandır.

            Uzay yarışının başladığı dönemlerde Birleşik Devletler, bu yarışta açık fark ile o zamanki adı ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin (günümüzdeki Rusya) önünde gittiklerini;

            "Şu anda Kremlin Meydanı'nda nöbet tutan Kızıl Ordu askerinin giydiği üniformasında kaç düğmenin eksik olduğunu görecek güçteyiz"anekdotunu dünya kamuoyu ile paylaşarak dünyanın kulağı, gözü olduğunu açıkça söylemiştir.

            Liderlik kavramı, açık sözlülük olduğu kadar yönetimi altında olanlara en iyi yaşam ve çalışma olanağını sağlayan kişidir.

            Bu; ülke yönetimi, şirket yönetimi, kamu ya da yerel yönetimi için geçerlidir.

            Hatta, öğrencilik dönemlerimizde yanımıza gelen öğrenci liderliği seçimine aday olanlar için bile geçerli olan bu tanımı, yönetim sorumluluğunu üstlenen genellikle siyasi kimlik sahibi olan kişiler bir anda unutuyorlar.

            Mabadını koltuğa yerleştirdikten sonra, bambaşka kimlik ve yönetim anlayışı içinde oluveriyorlar.

            Birleşik Devletler'i yönetenler de aynı rüzgâra kapılan ülke yöneticilerinden.

            Barack Obama öncesi uygulanan ve Birleşik Devletler vatandaşının hak ve özgürlüklerini kısıtlayıcı yöntemlerin kendisinin yönetime gelmesi ile son bulacağına, Birleşik Devletler tarihinin en şeffaf yönetimi olacağına inananlar, Obama'nın başkanlık yemininden sonra hiçbir şeyin değişmediğini aksine, 1917 Casusluk Yasası (3) gereğince ABD tarihinin önceki tüm yönetimlerinin "toplamda" dava ettiğinden daha fazla kişinin devlet casusu olarak dava edildiğini göreceklerdir.

            Katıldığım toplantı için sunum hazırlığı yaparken beni izleyen devlet katında yüksek konumdaki büyüğümün dizüstü bilgisayarımın power tuşuna dokunduğumda söylediği sözünü hiç unutmam.

            "Şu anda bütün bilgilerin okyanus ötesindeki servera ulaştı."

            Önce anlam veremediğim bu sözü, toplantı arasındaki ikili söyleşide çözdüm.

            Birleşik Devletler'deki tüm servis sağlayıcıları ve sosyal medya hesapları Birleşik Devletleri haber alma ve ulusal güvenlik örgütlerinin kontrol ve gözetimindeler.

            BBG'nin uluslararası versiyonu.

            Halbuki,

            Internet, ilk kez yaygın olarak kullanılmaya başlandığından itibaren birçok kişi tarafından olağanüstü bir potansiyele sahip olmak olarak gözükmüştür.

            Siyasi söylemi, demokratikleştirmekle milyonlarca kişiyi özgürlüğüne kavuşturabilmek, güçlü ile güçsüz arasındaki hareket serbestliği alanını eşit düzeye getirebilmek.

            Internet özgürlüğü, ağı kurumsal kısıtlamalar, sosyal ya da devlet kontrolü ve her zaman duyulan korku olmadan kullanabilmek, bu sözün yerine getirilmesi için esastır. Özellikle genç nesil için internet bağlantısı yaşamın birkaç işlevinin yürütüldüğü bağımsız, ayrı bir nüfus alanı değildir.

            Internet sadece postanemiz ve telefonumuz değildir.

            Internet, bunların aksine, dünyamızın merkezi, hemen hemen her şeyin yapıldığı yerdir.

            Internet, kendi kişiliğimizi ve benlik bilincimizi geliştirdiğimiz ve ifade ettiğimiz yerdir.

            Özgürce dolaştığımız sokaktır.

            Düşüncelerimizi korkusuzca açıklayabildiğimiz platformdur.

            Zaman kavramının unutulduğu ortamdır.

            Gücünü Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın Özel Hayatın Gizliliği ve Korunması başlıklı 20. maddesinden alan 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 7 Nisan 2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmesi ile kişisel verilerimiz bu kanun kapsamında koruma altına alındı.

            Kişisel verilerin korunması demokratik hukuk devletleri için önem arz eden bir husustur. Zira demokratik ülkelerde özel hayatın gizliliği esastır.

            Gelişen teknoloji ile birlikte vatandaşların özel hayatlarını ve bilgilerini gizli tutmaları son derece zor bir hale gelmiştir.

            Bu bilgilerin ve vatandaşların korunma hakkının güvence altına alınması hukuk devleti olmanın bir gereğidir.

            Ama şu maddiyatçılık yok mu?

            Ver parayı al karayı örneği, birkaç gün önce ulusal basında yer alan haber, kişisel verilerimizin bırakın güvence altına alınmasını, üçüncü kişilere ulaştığını duyuruyor idi.

            "Sosyal Güvenlik Kurumu, hastaların mahrem ve kişisel bilgilerini 65 bin TL karşılığında x Bilgi Yönetimi Limited Şirketi'ne sattı."(4)

            Bu işlem Sosyal Güvenlik Kurumu'na ilişkin Sayıştay Denetim Raporu ve Sosyal Güvenlik Kurumu'nun 2013 yılı faaliyet raporunda belirtilmiş, konu ile ilgili olarak başlatılan hukuki süreç de Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin Esas:2016/... ve 2018/... no'lu kararı ile kurumun hastalarına ilişkin bilgileri 3. kişilere satarak maddi menfaat sağladığı saptanarak tamamlanmış.

            Benzer olay Hindistan'da da yaşanmış.

            Hindistan'da 2 Şubat 1881 tarihinden itibaren yayın hayatını sürdüren The Tribune gazetesi editörü Rachna Khaira, The Tribune WhatsApp üzerinden kimliğini gizli tutan kişiler tarafından sunulan ve 1 milyar insanın verilerine ulaşım sağlayan bir hizmet satın alarak Hindistan'da kimlik bilgilerinin toplandığı veri tabanından sadece 10 dolara vatandaşların 1 milyar kişinin kimlik bilgilerinin çalınabileceğini açıklamış.

            Bu haberi okuduktan sonra neden sık sık, x sağlık kurumundan/ sağlık sigortasından arandığınızı ya da telefonlarınıza sağlığınız ile ilgili çözüm önerici kısa mesajların bırakıldığını anladınız mı?

            Bir tarafta,

            21 Haziran 1983 yılında Kuzey Carolina'ya bağlı Elizabeth City'de dünyaya gelen,

            10 Haziran 2013 tarihine kadar ABD menşeli Booz Allen Hamilton Kunia, Hawaii, şirketlerinde çalışan, 2 ödül sahibi (Sam Adams Ödülü, 2014 Sivil Cesaret Berlin Ödülü),

            Basın Özgürlüğü Vakfı (Freedom of thePress Foundation, FPF) Başkanı Edward Snowden gözünü karartırcasına açıkladığı belgeler(5).

            Diğer tarafta, irademiz dışında bizi izleyen, gözleyenler.

            Ne yapalım mı dememiz gerekiyor yoksa Kadı'nın hikayesini mi tekrar edelim.

            Karar sizlerin.

------------------------------------------------------------------

(1) http://www.verizon.com/about/news/verizon-acquire-yahoos-operating-business

(2)Fire and Fury: Inside theTrump White House, Michael Wolff,.336 pages, Henry HoltandCompany ,2018

https://play.google.com/books/reader?id=KlSUHwAAAEAJ&pg=GBS.PA359

(3)EspionageAct of 1917 http://www.u-s-history.com/pages/h1344.html

(4) http://www.milligazete.com.tr/haberler/1503617/sgk-hasta-bilgilerini-anapli-eski-vekilin-sirketine-65-bin-tlye-sattı

(5) NoPlacetoHide: Edward Snowden, the NSA, and the U.S. Surveillance State by Glenn Greenwald, 272 pages, Metropolitan Books, 2014