Rehberinizi tanıyor musunuz?

Bay Diplomat 04 Aralık 2017 Pazartesi, 08:49

1980'li yılın ikinci yarısı.

SSCB siyasi analistlere göre birlik içindeki siyasi gücünü yavaş yavaş kaybediyor.

O analistler, ülkelerindeki siyasi otoriteye bilgi üstüne bilgi vermekte, toplantıların birinden diğerine koşup durmaktalar.

ABD, Birleşik Krallık, Almanya gibi ülkelerin siyasi otorite karargahları ve dış politika merkezlerinin tüm katlarında ışıklar asla kapatılmamakta.

Artık, dünyanın bir siyasi devi, anlı şanlı Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği kısa adı ile Sovyetler Birliği çöküş aşamasındadır.

Bu çöküş sonrasında bölgenin jeopolitik önemi açısından ne duruma geleceğini o uzman analistler dosyalarındaki A4 boyutlu kağıtlara yazmışlar bile.

Artık, dünya üzerinde SSCB yok, onun yerine oluşan ve dünyanın değişen jeopolitiği içinde değişimin en yoğun olarak yaşanacağı: Balkanlar, Kafkaslar-Orta Asya ve Orta Doğu almaktadır.

Bu bölgelerin kesişme noktasında bulunan Türkiye'nin jeopolitiği, değişeni dünyada yeniden tanımlanır.

Onlar için dünyanın değişen ortamı içinde, bir ülkenin Türkiye'nin değişimi ve SSCB sonrası dünya siyasetinde alacağı yeni konumu onlar için ayrı önem göstermekte.

Özellikle ABD'nin uzman analistleri ve politika belirleyicileri çalışmalarını Türkiye Cumhuriyeti üzerine odaklarlar.

Sayfalarca senaryo üretirler.

O olmaza bu olur. Onların zayıf tarafı politika açısından şudur. Bunun üzerine gidersek Türkiye Cumhuriyeti'ni yanımızda buluruz.

Bunun gibi nice senaryolar.

Peki, kendi saflarında Türkiye'yi görmeleri nasıl gerçekleşecek?

Bunun da çözümünü buluyorlar o yoğun çalışma trafiği içinde.

DAVET

Eğer, bir gün isimlerini çeşitli basın organları aracılığı ile duyduğunuz yabancı kurumdan/kişiden;

"Sizleri, ülkemizin doğal ve kültürel zenginliklerini görebilmeniz için düzenlediğimiz program kapsamında aramızda görmekten mutluluk duyacağız."

"Ülkemizin B kentinde açılacak X hizmet masasının açılış töreninde yaşayacağımız mutluluğu sizlerle paylaşmak istiyoruz"

Kapsamında bir davetiye alırsanız, bilin ki yakın bir zaman dilimi içinde, ülkenizde saygınlık duyulan makamın koltuğuna mabadınızı yerleştireceksiniz.

Bu tür etkinlikleri dünya genelinde iki kuruluş çok iyi şekilde organize etmektedir.

Size, sadece yapılan daveti kabul ettiğinizi onlara bildirmeniz yeterli olacak.

Onlar, sizleri bulunduğunuz yerden alıyor ve dönüşünüze kadar elinizi sıcak sudan soğuk suya sokmamacasına her şeyiniz ile yakından ilgileniyorlar.

Sizde, kentinize döndükten sonra dostlarınıza diyorsunuz ki;

"Adamlara bravo. Öyle bir organizasyon ki. Her şeyi en iyi şekilde düzenlemişler. Hobilerimize uygun şekilde boş zamanımızı bile değerlendirmişler."

Bu güzel değerlendirmenizi aktardığınız kişi/kişiler de size soracaklar.

"Bu denli, etkinlikte niye siz? Başkası değil. Sizlerden ne istediler? Adamların bu kadar güzel organizasyonu karşısında eğik kalmanız ayıp olmaz mı?"

Siz ise, hâlâ o güzelim organizasyonun sizde bıraktığı muhteşem izlenim altında, yanıtlayacaksınız soruyu.

Bir şey istemiyorlar. Ancak, bazı kişiler ya da topluluklarla yaptığımız görüşmelerde onların bazı isteklerini yerine getirmemiz gerekiyor. O da öyle büyük bir şey değil. O isteklerini de doğal olarak yerine getirmeliyiz."

YA DA DAVET YERİNE ZİYARET

Olur da sizleri etkinliklere davet etmezler ise yine de üzülmeyin.

Bu kez, onlar sizleri ziyaret edecekler, güzel hediyelerini takdim edecekler, gerekirse, kimi ekonomik sorunlarınızın çözümünde yardımcı olacaklardır.

SONRA?

"Karaman'ın koyunu, sonra çıkar oyunu" veya "Bayram değil, seyran değil......" deyimlerinin anlamları bu aşamada belleğinizi aydınlatacaktır.

Çünkü onlar, asla ve asla ve de asla çıkarlarını yerine getirmeyen kişi ve kuruluşlara ne davet yazısı gönderirler ne de onları ziyaret ederler.

Onların akıllarında tek düşünce vardır.

O da kendi görüşlerini, politikalarını karşı tarafa kabul ettirmek. Kendilerine biat edilmesini görmek.

Öyle ki, matadorun boğaya yaptığı son ölümcül darbe gibi, "artık bizimlesiniz." sözünü görüşmenizin bitişini belirleyecek şekilde söylerler ve sizi mütebessim şekilde uğurlarlar.

Dün de bugün de Türkiye Cumhuriyeti üzerinde oynanan oyunların arkasında benzeri olaylar vardır.

 

RAND ve ADL sözcükleri size neyi anımsatıyor?

Olsa olsa 4X4 araç ya da süper hız internet sağlayıcısı ya da hava yolu şirketi diyeceksiniz.

Yanıldınız.

Her ikisi de dünya politikasına yön veren, ABD'de yerleşik iki kuruluş.

Bunların el atmadığı iş, sırtını sıvazlamadığı kişi yok gibi.

El attıkları iş, sırtlarını sıvazladıkları kişi birdenbire ihya olurken, işlerine el atmalarına izin verilmeyen ya da sırtını sıvazlatmak istemeyenler ise yok olup gitmektedirler.

Tıpkı, "Bitaraf olmayan bertaraf olur" sözünü doğrularcasına.

RAND Corporation

ABD yerleşimli, kâr amacı gütmeyen dünya çapında siyasi strateji ve düşünce kuruluşu.

Öyle ki, ABD merkezi haberalma örgütünün can damarlarından birisi olarak da kabul edilmektedir.

50 farklı ülkeden yaklaşık olarak 1700 kişinin bu kuruluşta çalıştıkları gözükse de o ülkelerdeki vatansever(!)RAND CORP. gönüllüleri ile çalışanlara ilişkin bu veri çok daha fazladır.

Kuruluş, ABD hükümetine, milli güvenlikle ilgili stratejiler üretme çalışmalarının yanı sıra eğitim, sağlık, hukuk ve bilim alanlarında da araştırmalar yapmaktadır.

Kısacası, mutfaklarında her dünya müşterisine hizmet verebilecek ekipman ve donanıma sahip.

SSCB dağıldıktan sonra bu kuruluş, bölgede ne yapılması gerektiğini enine boyuna masaya yatırdı.

Nedeni de bölgedeki olası siyasi ve jeopolitik boşluğun doldurulması, SSCB'nin çöküş sonrası bölgeyi başıboş bırakmamak.

Bugün, İslam ülkelerinde oluk gibi kanın akması, aralarında huzursuzluk çıkartılması, Müslümanın Müslümana kırdırılmasının mucidi(!), müsebbibi işte bu kuruluştur.

Bu kuruluşun en popüler(!) projesi, en önemli çalışması, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Müslüman ülkeleri içten çökertmek için Müslüman ülkelere yönelik "Ilımlı İslam (CivilDemocraticIslam)" projesidir.

Projenin yaşama geçirilebilmesi için Modernist Müslüman Ağlarını Oluşturmanın (Building Moderate Muslım Networks) gerekliliğini vurgulayan kuruluş Modernist Müslüman Ağ'ın oluşturulması için desteklenmesi gereken grupları bile belirlemiş.

Onlara göre, Liberal ve laik Müslüman Entelektüeller, Genç ve Ilımlı Din Bilginleri, Ilımlı Toplumsal Liderler, Cinsiyet Eşitliğini Savunan Kadın Grupları, Ilımlı Gazeteci ve Yazarlar Grupları.

Bununla da kalmıyor.

Ilımlı İslam'ın gerçekleşebilmesi için öneri bile üretmiş.

Öncelikle modernistleri destekle, çalışmalarını yayımla, dağıt ve sübvanse et,

Görüşlerini İslami eğitim müfredatına derç et,

İslam gençliğine sekülerizm ve modernizmi bir karşıkültür seçeneği olarak sun (Popstar, Alaturka, Buzda Dans, BBG evi...),

ABD tarafından bu grup (ya da kişilerin) resmi ziyaretlere katılımlarını sağlayarak, kendi kamuoylarında ve siyaset çevrelerinde daha iyi tanınmalarını sağlama,

İlgili ülkelerin medya ve müfredatı vasıtasıyla onlara ait İslam öncesi ve İslam-dışı tarih ve kültür unsurları hakkında bilgilenmelerini sağla,

Fundamentalistlere karşı gelenekselcileri destekle,

Gelenekselcilerle fundamentalistler arası anlaşmazlıkları körükle,

Bu iki grup arasında ittifaka izin verme.

Projeyi hazırlayanlar, proje figüranlarını da belirledikleri için günümüz İslam coğrafyası, projeye uygun olarak şekillenmektedir(!)

Projenin hâlâ uygulanabilir olmasının arkasında sırtlarını sıvazlatan o İslam ülkelerinin siyasileri ile ABD oyununa figüran olan o ülke vatandaşları bulunurken, çalışma merkezi RAND CORP. gibi ABD'de olan, Museviler'in bütün dünya tarafından kabul gören, kongre ile Beyaz Saray üzerindeki etkisi ile de bilinen, kuruluş gerekçesi olarak da Yahudilere karşı yapılan hakaret ve karalama kampanyalarına karşı çıkmak olan İftira ve Karalama ile Mücadele Birliği (Anti DefamationLeague ADL)bölgedeki radikal İslami hareketler ile yakından ilgilenmektedir.

 

Her iki örgüt bir projede de ortak hareket etmektedirler.

Dinler Arası Diyalog

Bu projede RAND CORP., ve ADL ortak hareket etmektedirler. Nedeni de Dinler Arası Diyalog projesinin Vatikan çıkışlı değil Yahudi çıkışlı olmasıdır. Proje babası ABD'deki Musevi toplumudur.

ADL, mevcut yapılanmasının dışında, dünya siyasetindeki etkinliğini "Council on Foreign Relations "(CFR) ile devam ettirirken, ABD Merkezi Haber Alma Örgütü yazılı basın olarak Christian Science Monitör (CSM) gazetesini kullanmaktadır.

Ve Türkiye Cumhuriyeti.

Türkiye Cumhuriyeti'nin çok partili döneme geçtiği yıldan bugüne kadar ülke siyasetinde söz ve karar sahibi olanlar RAND CORP.  Ve ADL'nin sevgi ve içtenliklerini kazanmışlar, yani icazet almışlardır.

ADL yetkilileri, ilk kez görüştükleri Türkiye Cumhuriyeti'nin yönetim kadrosundakilere "Türkiye bizim için çok önemli, yarının yönetiminde söz sahibi olacak kişiler ile dostluk çerçevesinde ilgileniyoruz" cümlesini tekrarlamaktan çekinmezler.

Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurucusu, Dünya Lideri Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ün Türk dış politikasını belirleyen Yurtta Sulh, Dünyada Sulh deyişini, iç politikada ise Ne Mutlu Türküm Diyene seslenişini niye Türkiye Cumhuriyeti'nde yönetim ve karar almada söz sahibi olanlar ilke edinmezler acaba?..