Şanghay değil Avrasya Ekonomik Birliği?

Bay Diplomat 28 Kasım 2016 Pazartesi, 08:54

 

  • Şanghay Beşlisi Enerji Kulübü 2017 yılı Dönem Başkanlığı Türkiye'de,
  • Rus uçağının düşürülmesinden 1 yıl sonra Suriye savaş uçağından açılan ateş sonucu 3 vatan evladımızın şehit olması,
  • Avrupa Parlamentosu'nun, Türkiye ile ilişkilerin geçici olarak dondurulması kararını alması,
  • Amerikan Doları'nın Türk ekonomistlerince 2016 yıl sonu için öngörülen 3,50 TL      değerine Kasım 2016'da yaklaşması (3.44 TL ),

23 - 24 Kasım 2016 tarihlerinde yani son 48 saat içinde ülkemizle ilgili gelişen olaylar.

'Neler oluyor' dememiz gerekiyor ama sorumuzun muhatabını bulma olasılığı ne yazık ki yok.

Türkiye Cumhuriyeti şu an için uygulaması, sahip olması gereken dış politika ilkelerinden yoksun durumdadır. Yani Türkiye Cumhuriyeti, belirlenmiş dış politikadan yoksundur.

Ülkenin dış politikası karşılıklı diyaloglar sonucunda anlık diyaloglarla yürütülmeye çalışılmaktadır.

Avrupa Birliği ile süregelen üyelik müzakerelerinin çıkmaza girmesi aşamasında Türkiye Cumhuriyeti yönetiminin en üst makamından gelen "AB'nin canı cehenneme. Biz de Şanghay Beşlisi'nin üyesi oluruz." türündeki sözler, dış politika platformunda ne denli anlık hareket ettiğimizin göstergesidir.

Şanghay Beşlisi denilen örgüt esasında ekonomik iş birliği örgütü değil aksine gelişim sürecini henüz tamamlamamış ve iktisadi iş birliğinden ziyade üye ülkeler arası terörizmle mücadele, kaçakçılık, köktencilik gibi konularda siyasi ittifakın var olduğu uluslararası bir örgüttür. Bu nedenle 2007 Bişkek'te yapılan Şanghay Beşlisi (Şanghay İş Birliği Örgütü-Shanghai Cooperation Organization) Zirvesi'nde, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in "Tek kutuplu dünya kabul edilemez." açıklaması, örgütün misyonunu özetlemektedir. Putin açıklamasında; örgütün amaçlarını, "Üye ülkelerin sınır bölgelerinde askeri güveni sağlamak gibi görünse de birincil amaç ABD suretinde Batı'ya karşı alternatif ve etkili blok oluşturmak, ikincil amaç ise dünya nüfusunun ¼'ünün yaşadığı coğrafyada, en büyük güvenlik tehditleri olarak deklare ettikleri terör, ayrılıkçılık ve aşırıcılıkla mücadele adı altında bu coğrafyada yaşayan halk ve uygarlıkları dizginlemektir." şeklinde özetlemiştir.

 

 

ABD'nin dış politika kararlarına yön veren ünlü strateji uzmanı Zbigniew Brzezinski'nin teorisine göre 'Küresel hakimiyet Avrasya coğrafyasının kontrolünden, Avrasya coğrafyasına hakimiyetse Orta Asya'nın kontrolünden geçer.' Brzezinski'nin teorisini yakından takip eden Rusya ve Çin, ABD ile NATO'nun bölgedeki nüfuzuna denge getirmek için Şanghay İş Birliği Örgütü'nün jeopolitik-stratejik faaliyetlerini hızlandırarak Şanghay İş Birliği Örgütü'nün ilk cümlelerini yazmaya başlamıştır.

Dış politika, her an her şeyin söylenebildiği, yapılan söylemlerle kendilerince güçlüyüm deme imkanının olmaması gerektiği bir platformdur.

Dilimizde yer alan "Büyük lokma ye büyük söz söyleme" sözü ülke siyasetçileri kadar ülkelerini dış politika arenasında temsil eden misyon personeli için de geçerlidir.

"Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için" yaklaşımından hareket eden NATO'ya, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin yaptığı 2 kabul başvurusunun bu örgüt tarafından reddedilmesinden sonra ve 1949'da SSCB'nin atom bombası yapması, bu ülkenin yakın bölgelerine askerî üsler kurularak, hem "gözetlenmesi" hem de muhtemel bir saldırıya vakit kaybetmeden karşılık verilebilmesi isteğinin özellikle ABD için ön plana çıkması sonucunda, Türkiye Cumhuriyeti'nin NATO'ya kabul edildiğini unutmamak gerekiyor.

NATO'ya katılmamız ile birlikte bu örgütün tüm yükümlülüklerini de üstlendiğimizi acaba günümüzdeki siyasetçilerimiz unutuyorlar mı?

Türkiye Cumhuriyeti'nin ya da bir başka ülkenin NATO'ya üyeliği resmi olarak devam ettiği süre içinde Şanghay İş Birliği Örgütü'ne resmi üyeliği söz konusu olamayacağı gibi, iktisadi birliktelik olmaması nedeni ile de Türkiye'ye ek bir ticari fırsat oluşturmayacaktır.

'Top benim alır giderim' demek özellikle ülkelerin dış politika uygulamalarında geçerli değildir.

Olur ya, şayet Türkiye Şanghay İş Birliği Örgütü üyesi olursa, iş birliği içindeki tek NATO üyesi ve aynı zamanda bu örgütün içerisindeki tek Şanghay İş Birliği Örgütü üyesi ülke konumuna gelecektir.

Bu da uygulamada olması imkânsız bir görünümün ortaya çıkmasına neden olacaktır.

Avrupa Birliği aday üyelerinin adaylık müzakere süreçleri incelendiğinde, hiçbir aday ülkenin Türkiye Cumhuriyeti'nin karşılaştığı olay ve söylemlerle yüz yüze gelmediği görülecektir. Hiçbir aday ülkenin önüne Türkiye Cumhuriyeti'nin önüne konulduğu kadar ev ödevi yığılmamıştır.

Dış politikamızın çizgilerinin belirsiz olması, konu bir de Avrupa Birliği olunca, şamar yediğimiz yanağımızın kızarmasını umursamadan öbür yanağımızı çevirmemize neden olmuştur.

Dış politikada; masaya oturmak kadar masadan kalkmak da erdemliktir.

17 Aralık 2004 tarihli Brüksel Zirvesi'nde, AB - Türkiye ilişkilerinde bir dönüm noktası daha yaşanmış ve Zirve'de Türkiye'nin siyasi kriterleri yeteri ölçüde karşıladığı belirtilerek 3 Ekim 2005'te müzakerelere başlanması kararı alınmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti'nde nerede ise o gün Ulusal Gün ilan edilecek idi.

2004 yılında yaşanan olay, eğer dış politikasında vizyon sahibi yönetim ve konusunda yetkin dış politika uzmanları olsaydı Türkiye Cumhuriyeti için mutlu bir olay değil, aksine midesinin boşaltılmasına neden olacak bozuk yemeğin sunulması olarak görülecek idi.

Nedense, siyasi yöneticilerimiz ve Türk dış politikası sahnesinde bulunanlar "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur" sözü ile "Yeni bir dünya kurulur, biz de yerimizi alırız." sözünü niye anımsamak istemezler ki.

Türkiye Cumhuriyeti'nin dış politikası konusunda kalıcı ve etkin bir politika izlenmesi, anlık uygulamalardan vazgeçilmesi gerektiğinin günü gelmiş hatta geçmek üzeredir.

Komşusu ile her an kavga eden, günlük yaşamında huysuz kişi olarak kendini gösterecek agresif tavırlar sergileyen kişiye, en zor anında kimse yardım elini uzatmaz.

O halde Türkiye Cumhuriyeti, agresif tavırlar sergilemek yerine yeni ve kendisinin varlığını önemseyen çalışmaların içine niye girmez ki?

Niye

Avrasya Ekonomik Birliği'ne doğru adım atmıyoruz.