Taşın altına el konulmalıdır

Bay Diplomat 04 Haziran 2018 Pazartesi, 03:16

            Gelişmiş ülkeler arasında en başarılı kemer sıkma örneğini 1940-1950 yılları arasında Birleşik Krallık vermiştir.

            Birleşik Krallık'ta devlet gelirleri, 1928 yılında milli gelirin yüzde 22'sine erişirken 1948'de yüzde 40'a çıkmıştır.

            Bunun anlamı; Birleşik Krallık'ta vergi yükü büyük ölçüde artmış, vatandaş kemerleri sıkmıştır.

            Bu, köklü bir sosyal adalet politikası güdülmesinin sonucudur.

            20. yüzyılın Birleşik Krallığı, uyguladığı ekonomi politikası ile ekonomi dünyasında devrim yapmıştır.

            Bunu şu şekilde açıklamak olasıdır.

            2. Dünya Savaşı öncesi, çok zengin Birleşik Krallık vatandaşının kazancı, maden işçisinin gelirinin 200 katını aşarken, bu veri 1950 yılında 15'e düşmüştür.

            Vergi düşüldükten sonra 6 bin pound'un üstünde gelir sahibi olan kişi sayısı 1938'de 7 bin kişi iken, 1950 yılında 60'a düşmüştür.

            Buna karşılık, 150-1000 pound arası net kazanç sahiplerinin sayısı 6,7 milyondan 19 milyona yükselmiştir.

            Ekonomist Frank W. Paish'in incelemelerine göre, 1949 yılında vergi düşüldükten sonra gerçek gelirler, 1938'e göre ortalama yüzde 5 artış göstermiştir. [1]

            Halbuki 1275 pound'un üstündeki gelirler yüzde 38 oranında azalmış, 290 pound'un altındaki gelirler ise yüzde 27 oranında artmıştır.

            Böylece 24 milyon İngiliz vatandaşından, 2,5 milyonunun geliri azalırken 21,5 milyonunun geliri ise çoğalmıştır.

            Gelir dağılımındaki bu değişiklik esas olarak vergi yoluyla sağlanmıştır.

            İşçi ücretleri ve maaşlar çok hafif şekilde vergilendirilirken, sermaye kazançları ağır şekilde vergilendirilmiştir.

            İngiliz işçileri ve memurları, savaş dönemi ve sonrası alınan bu önlemlere yani daha fazla çalışmaya ve daha fazla vergi ödemeye gönüllü olduklarını açıklamışlardır.

            Birleşik Krallık vatandaşları, döviz gelirlerini artırmak için viski içmekten, çikolata yemekten, daha iyi giyinmekten vazgeçmiş, buna karşılık eskisinden daha iyi beslenmiş ve konut sıkıntısı çekmemiştir.

            Bu hareketin temel dayanağı, enflasyona gitmeden yatırım hacmini ve devlet yatırımlarını artırmak idi.

            Her ne kadar, Birleşik Krallık'ta uygulanan ekonomi politikası, ağır vergiler nedeni ile özel girişimcinin yatırım gayretini azaltmış olsa bile toplam yatırımlardaki artış geniş ölçüde yürütülen devletçilik politikası ile gerçekleşmiştir.

            Hızlı kalkınma temposunu sağlayacak ölçüde o ülkede kemer sıkma politikası uygulanacak ise öncelikli olarak gelir dağılımındaki adaletsizliklerin giderilmesi, fedakârlık ve nimetlerde eşitliğin gerçekleştirilmesiyle mümkün olacaktır.

            Kısacası ülke kalkınmasının, vatandaşın rahat yaşam sürebilmesinin olmazsa olmazı, Ülke genelinde 'Ben de bu işte varım. Yeter ki her şey adil ölçülerde olsun!" anlayışıdır.[2]

*******************

            ÇİN UYANDIĞI ZAMAN DÜNYA TİTREYECEK! [3]

            Birleşik Devletler'in 45. Başkanı Donald J. Trump'ın Beyaz Saray'a yerleştikten sonra dünya kamuoyuna verdiği önemli mesajlardan biri; "Amerika'yı yeniden büyük yapacağım." mesajı idi.

            Ona göre her şey yeniden düzenlenecek ve Büyük Amerika(!) yeniden kurulacak idi.

            Bu nedenledir ki kendisi için yaratılan her ortamda buna benzer söylemleri sarf etmekten kaçınmadı.

            Öyle ki söylemlerini davranış ve konuk ağırlama yöntemleri ile de pekiştirmeye çalıştı.

            Onun niyeti, kamu kesiminde hiç görev yapmamış olmasına karşın bilgisiyle ve devlet deneyimiyle değil, iddialı söylemleri ile kendini ve çevresini övmekle onu bunu tehdit etmek ve sahibi bulunduğu görkemli mekânlarda misafir kabul etmekle büyük lider olduğunu kanıtlamak.

            "Büyük lider" olduğunu kanıtlamak için yapmayacağı şey yok aslında.

            Başkanlık öncesi kullandığı kartvizitinde emlak uzmanı yazan Trump'ın "Amerika'nın fikri mülkiyeti Çin tarafından çalınıyor. Bunun için Çin'den alınan çelik ve alüminyuma, 1300 Çin menşeli ürününe ek gümrük vergisi getiriyorum" sözleri, yıllardan beri süregelen Birleşik Devletler ve Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki ticaret savaşının kısa sürede küresel bir krize dönüşmesine neden oldu.

            Anlaşılan Trump'ın, "Büyük lokma ye büyük söz söyleme." özlü sözümüzün varlığından haberi yok.

            Birleşik Devletler Başkanı'nın söylemine yanıt anında Pekin yönetiminden geldi.

            "Ben de senden aldığım uçak, soya fasulyesi, otomobil, domuz eti gibi ürünlerin ithalatı için ek vergi uygulayacağım!"

            Ek vergi uygulama kararının ardından Pekin yönetiminin, Birleşik Devletler yönetimine verdiği beklenmeyen yanıt, her söylemi tutarsızlıklarla dolu olan Birleşik Devletler Başkanı'nı telaşlandırdı.

            Pekin'den gelen yanıtın şokunu atlatır atlatmaz ani karar ile Hazine Bakanı'nı görüşmelerde bulunması için Pekin'e gönderdi.

            Bu ziyarete Pekin yönetimi de kayıtsız kalmayarak ekonomiden sorumlu bakanını Washington'a gönderdi.[4]

            Bugün için Birleşik Devletler ile Çin Halk Cumhuriyeti arasında var olan ticaret savaşı askıya alındı. Sonuçta etraf güllük gülistanlık oldu.

            Nerede ise dünyanın süper güç devleti konumundaki Birleşik Devletler'in 45. Başkanı, Beyaz Saray'ın önünde hazırlanan platforma çıkarak vatandaşlarına seslenecekti.

            "They tricked me"[5]

**********************

MERMİ DEĞİL HALKIN MUTLU YAŞAMI

            Dünyada, söylemleri etrafa toz dumana çeviren ender liderlerden birisidir Donald J. Trump.

            Önce esiyor gürlüyor(!) ardından, sus pus olup, 'Asarım, keserim, bombalarım!' sözlerinin muhatapları ile aynı masada oturuyor.

            "Pasifik Okyanusu'ndaki savaş gemilerimi Japon Denizi'ne gönderiyorum. Gücün var ise engelle!" diye seslendiği Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti Başkanı Kim Jong-un ile 12 Haziran'da 'Singapur Zirvesi'ni gerçekleştirecek.

            Dış politikada ülke yöneticileri, bağırıp çağırmak ile bir yere varılamayacağını bilmelidirler!

            Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti ile Kore Cumhuriyeti yönetimlerinin Kore yarımadasında tek ülke olma yönünde attıkları adımların, her iki ülkedeki parçalanmış ailelerin kavuşmalarına yönelik tarihsel belgelerin imzalanacağının işareti olduğunu söylemek kehanet olmamalıdır.

            Yıllardan beri Kore yarımadasında ayrı iki devlet olarak coğrafi haritalarda yer alan ülkelerin tek bayrak altında birleşme arzusunun gündeme gelmesi ve sürecin hızlı işlemesinin nedenlerinden birisi ekonomidir.

            Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti'nde çalışabilecek genç nüfus, Kore Cumhuriyeti'nde çalışabilecek genç nüfustan azdır. [6]

            Kore Cumhuriyeti ekonomisinde lokomotif iş gücü görevini üstlenen göçmen (Bangladeş, Endonezya, Malezya, Vietnam, Moğolistan) işçilerin varlığı Kore ekonomisi yönetimini düşündürmektedir.

            Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti ekonomisi ise genç nüfusun çalışabileceği ortamdan uzaktır.

            Yapılan liderler görüşmelerinden sonra her iki ülke heyetinin yapacakları müzakerelerde öncelik, karşılıklı iş gücü görüşmelerinin sonuçlandırılması olacaktır.

            Ülke politikaları, sadece ülke savunmalarına değil ülkelerinin kalkınmalarına da yönelik olmalıdır.

            Çünkü ülkelerin kalkınmaları ve müreffeh bir toplum yaratmaları, mermi ile değil iş gücü ile sağlanır!..

------------------------------------------------------

[1] Frank WalterPaish, Long-Term and Short Term Interest Rates In The United Kingdom, Manchester Universty Press, 1966

[2]Thomas Piketty, Capital in the Twenty-First Century, Harvard University Press,2014

[3Alain Peyrefitte, Quand la Chine s'éveillera... le monde tremblera, Paris, Fayard, 1973

[4] Birleşik Devletler Hazine Bakanı Steven Mnuchin'in Pekin'i, ardından Pekin yönetiminin ekonomi yetkilisi Liu He'nin Washington'u ziyaretleri

[5]Beni Kandırdılar

[6] Kore Cumhuriyeti'nde 29.989.170 kişi 15-54 yaş grubunu oluştururken, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti'nde 15.117.785 kişi 15-54 yaş grubunu oluşturmaktadır.