TÜRK'ÜN MUHTEŞEM TARİHİ

Cafer GENÇ 28 Ağustos 2019 Çarşamba, 06:06

Türk milletinin, tarihin ağustos aylarında, Anadolu topraklarını "vatan" yapmalarının destanı anlatılır.

1071 Malazgirt Zaferi ile Anadolu kapılarının Türkler'e açılmasıyla başlayan Türk hakimiyetinin kutlu seferi gerçekleşmiş ve 26 Ağustos 1922 tarihinde, Atatürk'ün Büyük Taarruzu ile dünyada "Türkün varlığı" tescillenmiş olmaktadır.

Ağustos ayının ruhuna uygun olacağı düşüncesiyle "kutlu seferin" onuru ve "var olmanın" gururu adına, Türk tarihinde kısa bir gezintiye çıkmak anlamlı olacaktır.

Bilinen 1600 yıllık muhteşem bir tarihin sahibi olan Türkler; Hunlar ve Göktürkler ile Orta Asya'yı yurt edinmişler, Batı Hunlar ile Avrupa'ya, Oğuzlar'ın 24 boyu ile dünyaya yayılmışlardır.

Özellikle Büyük Asya topraklarında, Türk boylarının yaşadıkları coğrafyalarda diğer milletlerin varlığından ve hakimiyetinden pek söz edilmemektedir.

Türkler, Selçuklular'la Anadolu'ya, Osmanlılar'la üç kıtaya hakim olmuşlardır.

İskitler, ilk Türk devleti olarak bilinmektedir.

"Türk" adı, ilk defa Göktürkler'de kullanılmıştır.

Türkler'in en büyük hakanı olarak kabul edilen Mete Han (Oğuz Kağan), ömrünü Çinliler'le mücadele ile geçirmiştir.

Mete Han'ın zayıf düştüğü bir zamanı fırsat bilen Çinliler, elçiler göndererek ondan atını, altınlarını, hazinelerini, kılıcını, kaftanını istemişler, "kendime ait şahsi eşyalarım" diyerek gelen elçilere verdiğini söylemiştir. Çin sınırındaki kaya parçası olan bir toprağı istemelerine çok sert tepki göstererek, "daha önce verdiklerim benim özel eşyalarımdı. Bu istediğiniz milletimin toprağıdır, vatanımın bir parçasıdır, onu veremem" demesi üzerin savaş çıkmış, Çinliler'i mağlup etmiştir.

Çinliler, Türk akınlarını durdurmak için bugün dünyanın 7 harikasından biri olan "Çin Seddi"ni yapmışlardır.

Bu harika eserin, "yapmazsa yaptırır" anlayışıyla yapılmasına Türkler vesile olmuştur.

Orhun Abideleri, Orta Asya Türk tarihi hakkında önemli bilgiler vermektedir.

Bilge Kağan, "Ey Türk!.. Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe, senin ilini (yurdunu) ve töreni (kültürünü) kim bozabilir? Titre ve kendine dön" diyor.

Tonyokuk ise "Ey koca ve yüce Türk, devşirmeler seni devşirmeden, sen aklını başına devşir" demektedir.

Bu sözler bugünlerde ne kadar anlamlı diye düşünüyorum.

"Kürşat ihtilali"ni çoğunuz bilirsiniz. Kürşat, 40 çerisiyle  Çin sarayını basmış ancak yağmur sebebiyle başarıya ulaşamamıştır.

Tarihin akışı içerisinde destanlarla başlayan Türk'ün hayatında pek çok savaş zaferlerle sonuçlanmıştır.

Türk tarihi, dünya tarihinin altın sayfasını oluşturmuştur.

Türk büyükleri, özleriyle (yaptıkları, yaşadıkları) ve sözleriyle kendilerinden sonra gelecek nesillere örnek olmuşlardır.

Alparslan'ın Malazgirt Savaşı sonrası, esir aldığı Diyojen'e, "savaşta düşmanımdın, şimdi elimdesin, benim misafirimsin" demesi ne kadar asil bir davranıştır.

Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail'e, "Bu dünya ikimize dar" derken zafer kararlılığını ne kadar güzel ifade etmiştir.

Fatih Sultan Mehmet'in, "Eğer mümkün olsaydı milletim için dünyayı sırtımda taşırdım" derken millete hizmet etmenin sonsuzluğunu ve sınırsızlığını ifade etmesi çok anlamlıdır.

Genç yaşında İstanbul'u fethi ile çağ kapatıp çağ açması dillere destan mucizesi müjdelenmiş bir olaydır.

İstanbul'u fethettikten sonra üç papazın, Osmanlı adaletini görmek istediklerini anlatan kıssadan hisse çok etkileyicidir.

Yeri gelmişken, Osmanlı için "sömürgeci" diyenlere şunu söylemek isterim. Nizam-ı Alem davasının bayraktarlığını yapan Osmanlı, üç kıtaya hükmettiği yıllarda, gittiği yerleri yakıp yıkmamıştır. Eserler, külliyeler yapmıştır. "Adil olma" düzeni kurmak istemiştir.

İddia ediyorum, denildiği gibi, Osmanlı sömürgeci olsaydı bugün dünyanın yarısı Müslüman'dı ve Türkçe konuşuyor olurdu.

Türk tarihinde, Osmanlı'nın duraklama dönemine kadar muhteşem bir tarihin varlığını görürüz.

"Hatalarımız olmamış mıdır?" diyecek olursanız, elbette ki vardır, olmuştur.

Nitekim, koskoca imparatorluk bilime ve sanata uzak kalarak duraklamış, gerilemiş ve 1900'lü yılların başında çökmüştür.

1914 yılında I. Dünya Savaşı başlamış, 1915 yılında Çanakkale Zaferi Türk'ün varlığını bütün dünyaya göstermiştir.

Çanakkale Destanı, Türkler'in, "biz bu imkansızlıklar içerisinde, bu savaşı nasıl kazandık?", istilacıların ise "biz bu savaşı, bu şartlarda nasıl kaybettik?" dediği, sırrı hâlâ çözülememiş muhteşem bir zaferdir.

Çanakkale Zaferi ile ilgili anlatılacak binlerce olay vardır.

Türk'ün var olma mücadelesi, Türk tarihinin en büyük destanının yazılmasına vesile olmuştur.

Kurtuluş Savaşı'mıza milli ve manevi ruh vermiştir.

Bu inançla, kurtuluşumuzun savaşı, zaferle sonuçlanmıştır.

Başta, Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, yediden yetmişe Türk milleti, bu mucize zaferlerin mimarları olmuşlardır.

Bu tarihi olay ve şahsiyetler mazlum milletlerin de kurtuluşlarına vesile olmuştur.

Evet... Böyle bir tarihin ve tarihi şahsiyetlerin sahibi olan Türkler, içerideki ve dışarıdaki güçler tarafından, yılların kini ile her zaman yok edilmek, zayıf düşürülmek istenmiştir.

İç ve dış güçlerin entrikaları, oyunları bizlere sorun ve sıkıntılar yaşatmaya devam etmektedir.

Biz, bu hallere düşecek millet değiliz.

Tarihimiz ve coğrafyamız değiştirilmek istenmektedir.

İstiklalimiz ve istikbalimiz tehdit altındadır.

Ortadoğu'da güçlü bir Türk'ü, Türkiye'yi, milli menfaatleri gereği hiç kimse istememektedir.

İç ve dış güçlerin hazırladığı senaryolar sahneye konulmaktadır.

Milli birlik ve beraberlik ruhu ile iri ve diri olmak zorundayız. Uyuyan destanımızı uyandırmalıyız.

Bilelim ki, "muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur." Unutmayalım ki, "kudretsiz dimağlar, zayıf gözler hakikati kolay göremezler."