Beethoven yaşasaydı, Barcelona'ya senfoni bestelerdi!

Engin AKSÖZ 15 Mart 2019 Cuma, 06:12

Keşke Barcelona diye bir takım olmasaymış!..

Keşke Messi, Suarez, Busquets, Jordi Alba, Rakitic, Pique, Coutinho ile başlayıp, devam eden oyuncu silsilesi de...

Ne zaman Katalan efsanesi maçlarını oynayıp bitirse, benim iç dünyamla hesaplaşmam başlıyor...

Ne kötü bir şeydir aldatılıyor olmak, ne çekilmez bir ruh halidir Türkiye'deki basmakalıp futbolun sınırları arasına sıkışıp kalmak...

Biz 'futbol oynuyoruz' öyle mi?

Üstelik her bir yerimizden futbolcu fışkırıyor (!); gerçekten böyle mi düşünüyorsunuz?

xxx

Barcelona'nın bitirdiği her 90 dakikanın sonunda Türkiye'de oynanan şeyin ne olduğunun(!) muhasebesini yapmaya başlıyorum kafamın içinde...

Eski Maarif Nazırı Emrullah Efendi'nin tarihe not düşen o anlamlı vecizesinin iz düşümü yansıyor beynimin kıvrımlarına...

'Şu mektepler olmasaydı, ben bu maarifi ne güzel idare ederdim' diyen muhterem zat yani...

Türkiye'deki futbolun genel görünüşü, an itibarıyla Emrullah Efendi'nin trajikomik fikirleriyle tıpa tıp örtüşüyor...

Onunkisinde okulsuz mektepler, bizimkisinde 'futbolun' varyetesi eksik; o kadar da enayi değiliz ki ekrandan süzülen büyülü görüntüleri pas geçerek 'bizde var, bizde de' diye kuru sıkı atarak milleti kandıralım!..

xxx

Barcelonalı 11 kramponun yeşil sahaların üzerinde bir senfoni orkestrası kıvamında icra ettiği futbolun tarifini yapabilmek için, kelimelerin sihirbazı olmanız gerekiyor.

Bir enstrümanı da detone olsun değil mi, öyle akort etmişler ki her birisini, kornosu da ayn tınıda, kemanı, obuası da...

'Beethoven yaşıyor olsaydı eğer, ünlü 9. senfonisini bestelerken Barcelona'ya bakarak yeniden dizayn edebilirdi' tarzında uçuk bir fikir üretirsem; fazla abarttığım sanılmasın, keşke denemesini yapabilseydik.

İlham alarak bestelemek sanatçıların gizli karakteriymiş.

Örneğin orkestranın en ağır enstrümanı Messi'yi salt dünya gözüyle görmenin, ruhun gerisinde saklı gizemli yaratıcılığı dışa vurmayacağını kim inkar edebilir ki?..

xxx

Onu izlerken kendi kendime 'Bu adam dünyalı mı, yoksa uzaylı mı?' diye mırıldandığımı hatırlarım.

Çünkü başardıkları; normal bir insan zekâsının sınırlarını zorlayacak kadar olağanüstü şeyler.

Kelimelerle tanımlanamayacak becerilerini sıralarken, 'bu adamın neyi eksik?' diye fikir jimnastiği yaptığınız bile oluyor...

Golcü, çalımcı, zeki, çabuk ve süratli...

Topu ayağına alışıyla başlayan zarafet şovunun nihayetinde golle sonuçlanmasıysa; doğasının en karakteristik özelliği.

Tekmeye cesursa kafa uzatan, gerekirse tekme yese bile sesini çıkartmayan tam anlamıyla bir centilmen de aynı zamanda.

Kırmızı kartlarla arasına sınır çekip, sarı kartlara yüz vermeyen bir fenomenden söz ediyoruz.

Uzattıysam kusuruma bakmayın. Çarşamba akşamı Barcelona'nın Lyon'la oynadığı Şampiyonlar Ligi son 16 turu rövanşını izlerken, yine dalıp gittim derinlere...

'Futbol' örtülü kimliğiyle yıllardır aldatıla gelen ülkemin sade bir vatandaşı olarak; Barcelona'yla özünde Messi, Suarez ve diğerlerini içimde birikmiş hasetimle, öfkemi frenlemeye çalışarak izledim...

Futbolun gerçeklerini, aldatılanlar kadar iyi irdeleyebilen yoktur.

Barcelona Messi ve arkadaşları, ekranlardan doğruları söyledikçe, biz yalanlarımızla baş başa kalıp, boğulacağız!..