Korona günlerinde gazetecilik...

Engin AKSÖZ 26 Mart 2020 Perşembe, 06:00

Şu salgın günlerinde işi en zor olanlardan birisi de gazeteciler.

Özellikle de her türlü etkinliğin süresiz ertelenmesiyle iyice izole olan spor gazetecilerinin haber kaynaklarına ulaşmada yaşadıkları zorluklar; meslekleri önündeki en büyük engel an itibarıyla.

                                                         xxx

Haber alma özgürlüğümüzün bir virüsün insafına terk edilmesi;  yaşanabilecek en kötü senaryoydu kuşkusuz.

İdmana gidemiyor, oyuncu ve teknik adamlarla görüşemiyorsunuz.

Akıllı telefonlar bile çözüm değil.

Hocalarla, oyuncular enfekte olmamak için evine tıkılmış durumdayken arasanız da ne söyleyecekler ki size?..

'Nasılsın, iyimisin' dışında kocaman bir hiç!

Elde malzeme olmayınca da sayfalar 'hava alanı gibi' doldurun da görelim!..

                                              xxx

Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla iyice tembelleşip masa başında 'kes, kopyala, yapıştır' yöntemiyle durumu idare edenler, söz konusu mecranın da aynı dertten muzdarip olmasıyla cendereye girmiş kadar oldu.

Takla attırarak haber yapma stratejisiyle en fazla birkaç gün idare edilebileceği şu günlerde bizim meslek de ciddi bir sınavdan geçiyor...

Asparagas da bir yere kadar!

O da bittiğinde sonrası tufan!..

Spor gazeteciliği ile yazarlığının bu kritik eşiği aşabilmesi için, önce kendini aşması gerekecek bana sorarsanız...

Birikimi, bilgisi olanlarla, portföyünde futboldan başka malzemesi bulunmadığı için iyot gibi açığa çıkıp çaresiz kalanların zor günleri daha yeni başlıyor!

Ne demeli; herkese kolay gelsin!..

xxx

Metazori eve tıkılıp kalınca mesleki projelerim de rafa kalkmış durumda.

İki önemli ve hoşunuza gidecek röportajımı erteledim ister istemez.

Birisi Bursaspor'un 80'li yıllarda kalesini koruyan Necati Orhan...

Kaleci olmadan önce jimnastikçiydi Orhan...

Futboldan kopunca yeni uğraşlara yelken açtı...

Bugün itibarıyla konservatuvar mezunu TSM ile uğraşan bir müzisyen ve gezekçi.

Gazeteye gelebilseydi okuyacağı şarkılar eşliğinde tatlı tatlı konuşacaktık; inşallah daha yiyecek ekmeğimizle,içecek suyumuz kalmışsa 'korona günleri' bittiğinde buluşuruz...

İkincisi; ağabeyinin teşvikiyle TOFAŞ'ın maçlarını izlemeye başlamışken, peşine anne ve babasını da katarak ailece TOFAŞ ve basketbol tutkunu olup çıkan Gözde Avcı ve yakınlarının ilginç öyküsünü satırlara dökemeden eve tıkıldık.

Gözde Avcı; ağabeyi, anne ve babasıyla Nilüfer Salonu'ndaki VİP koltukların en elit müşterilerinden...

İnşallah sağlık içinde ve hep beraber işlerimizin başına dönünce bu güzel aileyi sizlerle tanıştırmak istiyorum.

                                                      xxx

Karantinada 8. günümü geride bıraktım dün.

Sokağa çıkıp, dolaşmaya alışmış birisi için zor geçiyor zaman...

Kovid-19 belasını atlatana kadar da devletimizin ben yaştakilere öngördüğü yasağa uyacağız.

'Sadece benimle ailemin değil, güzel ülkemde yaşayan her bireyin sağlığı çok önemli.'

Bu sıkıntılı süreçte sokak hayvanlarını da sakın unutmayın ne olursunuz!

Eskisi gibi dışarı çıkılamadığı için aç ve susuz durumda çoğunluğu.

Evinizden yemek artıklarını götürün, bütçenizi sarsmayacak fiyatları olan kuru ve konserve mamalar verin. Kapları varsa ve kalmamışa su takviyesi yapın...

Kedisiyle, köpeğiyle hepsi birer can taşıyor...

Konuşamadıkları içinde miyavlayıp, havlayarak sizlerden yardım istiyorlar...

Belki de en muhtaç oldukları günler içindeler...

Evinizde beslediğiniz bir hayvanınız olmasa da empati yaparak yanlarında olalım can dostlarımızın...

                                          xxx

Normal yaşamımda çok kitap okurdum. Eve kapanınca iyice kitap kurdu oldum...

İkisi bitti bile, üçüncüye yarın başlayacağım...

Sinan Orhan'ın 'Atatürk'ü ben öldürdüm'ü; Ulu Önderimizi ironi yaparak derin bir öz eleştiriyle anlatıyor.

Çok değişik geldi bana...

İkincisi Murat Ağırel'in 'Sarmal'ı...

Türkiye'nin tarikat gerçeğiyle yüzleşmek istiyorsanız mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Türkiye'nin son 18 yılının çarpıcı bir özetini yapmış Ağırel 'Sarmal' kitabıyla...

Kısmetse bugün sayfalarını çevirmeye başlayacağım ise Sabahattin Ali'nin 'Kuyucaklı Yusuf'u... Biraz geç kalsam da okunmaya değer bir kitap olduğunu biliyorum.

Hepinize iyi okumalar...

xxx

Spor yazarı olup da spordan tek kelime söz etmemek olmazdı.

Bugünkü yazım; koronavirüs tanısıyla gözlem altında tutulan Fatih Terim'le ilgili farklı bir anı.

Bu anekdotları yıllar önce Bursaspor forması giymiş iki oyuncudan dinlemiştim.

Verdiğim söze sadık kalarak burada isimlerini geçirmeyeceğim.

Bu vesileyle de Sevgili Terim'e de 'geçmiş olsun' dileklerimi göndermek istiyorum.

Rabbim kendisini ailesiyle, çok sevdiği Galatasaray'ına bağışlasın...

                                                 xxx            

70'li yılların sonu...

Bursaspor bir cumartesi günü o günlerdeki ismi ile Dolmabahçe Stadı'nda Galatasaray'la oynadığı lig maçını 3-1 kaybeder.

Dönemin Teknik Direktörü rahmetli Muhtar Tucaltan kadrodaki tüm oyuncularına pazartesi günü yapılacak idmanda görüşmek üzere izin verir.

O günlerin Bursa'sı bugünler gibi değildir. Futbolcuların neredeyse tamamı sosyal yaşamı kısıtlı kendi şehrine dönme yerine İstanbul'da kalıp felekten bir gün/ gece/ yaşamak üzere kente dağılırlar.

İsmi bende saklı iki kanka da bir taksiye binip Beyoğlu'na çıkar.

Kısa bir İstiklal Caddesi turundan sonra, bölgenin en popüler mekânına takılarak bira ve çerez söylerler.

Kesmeyince birer tane daha!..

Ortam içilen sigaralarla leş gibi kokmakta, yanı sıra yoğun duman nedeniyle göz gözü görmemektedir.

Çerezler eşliğinde biraları götürseler de sigara içmeyen iki kanka bir süre sonra rahatsız olarak garsonu çağırarak hesap isterler.

Kasaya gidip, geri dönen garson bizimkilere 'Hesaplarınız ödendi efendim' der.

Aynı zamanda takım kaptanı da olan Bursasporlu şaşkınlıkla 'Biz ayağa bile kalkmadık ki, nasıl ödensin?' diye sormaya kalmadan masanın başında beliren birisi 'Arkadaşlar bu mekan benden sorulur!.. Misafirim olduğunuz için teşekkür ederim. Afiyet olsun' şeklinde cevap verir...

Başlarını kaldırıp seslenen kişiye bakınca bir de ne görsünler?...

Hesaplarını ödeyen daha iki üç saat önce oynanan maçta rakip oldukları Galatasaray kaptanı Fatih Terim'dir.

Terim'e teşekkür ederken; üzerindeki kıyafeti dikkatlerini çeker.

Düğmeleri neredeyse göbeğine kadar açık salaş bir gömlekle, elde 99'luk kehribar tespih...

Ensesinden omuzlara kadar dökülen o günün trendi saçlarıyla, ağzında da uzun Maltepe sigarası!..

Terim bizimkileri bırakmaz, oturup birlikte biraz daha parlatırlar.

Misafiri oldukları Galatasaraylı sigaranın birini yakıp, diğerini söndürdüğü için duman altı olmaktan öksürüklere boğulan kafadarlar kendisine bir kez daha teşekkür ederek mekânı terk eder.

xxx

Rivayet odur ki; Aktif sporcu iken günde iki paket sigara tellendirip 'Burası benden sorulur' dediği mekânda şişelerin dibine vuran Terim, eşi Fulya Terim'le tanışıp evlendikten sonra bütün kötü alışkanlıklarına tövbe eder...

Sevgili Terim'e bir kez daha geçmiş olsun dileklerimi gönderiyorum...