HOCA AHMED YESEVİ - (1)

Fahrettin Beşli 13 Mayıs 2019 Pazartesi, 04:00

Türklerin Müslüman olmasını ve İslam'ın Orta Asya Türkleri arasında yayılmasını kolaylaştıran Hoca Ahmed Yesevi; hakkında az şey bildiğimiz bir büyük şahsiyettir. Zannımca Türk devletlerine hâkim olan İslam inancının, ilerleyen zamanlarda mezhepsel ayrışımları, birinin diğerine galip gelmesi ile hâkim sistemin tesirinde bu yüce şahsiyet ihmal edilmiştir.

Tam adı "Ahmed bin Muhammed bin İbrahim bin İlyas"tır. İlk Müslüman Türk Devleti Karahanlılar hâkimiyetindeki Batı Türkistan'ın Sayram şehrinde; kerametleri ile tanınan ve Hz. Ali soyundan geldiği kabul edilen Şeyh İbrahim ile Ayşe Hatun'un, Gevher Şehnaz adlı kızından sonra ikinci çocuğu olarak 1096 yılında dünyaya gelir.

Sayram'da Hz. Ali neslinden gelenlere ve onlara bağlı olanlara "hâce" denildiği için Hâce Ahmed; Yesi şehrinde yaşadığı için de Yesevi olarak namlanır. Biz onu kelimenin zaman içindeki değişimi ile Hoca Ahmed Yesevi olarak tanıdık.

Anne ve babasını küçük yaşta kaybeden Ahmed Yesevi, bir süre Otırar'daki Arslan Bab(Baba) isimli hocanın yanında dinî-tasavvufi eğitim görür. Tasavvufi marifetlerini Buhara'da edinir. Çağının en meşhur sofisi Şeyh Yusuf-ı Hemedani öldükten sonra onun postuna geçer ve bir süre sonra Yesi'ye döner.

Türk'e özgü İslam

35 yaşında irşad (hak ve hakikate, iyiye doğruya tercüman olmak, Allah yolunu göstermek) faaliyeti ile Oğuzların, Kıpçakların ve Karlukların piri ve Türk tasavvufu kurucusu olur. Bir yandan İslâm şeriat hükümlerini, tasavvuf esaslarını, tarikat adap ve erkânını öğretmeye çalışırken, bir yandan da İslâmiyet'i Türkler'e sevdirmeye, Ehl-i Beyt âkidesini yaymaya ve yerleştirmeye gayret eder. Bozkırlarda yaşayan köylü ve göçebe Türklere İslamiyet'in emir ve yasaklarını anlatarak ömrünü geçirir.

Halis göçebe Türkmen muhitinde Merv, Herat, Semerkand, Buhara gibi İslâm merkezlerinde dolaşarak İslam inancını Türk gelenek, inanç ve yaşam tarzına uygun sentezleyerek kolaylaştırır, Türklerin eski inanışlarından, adetlerinden bir bölümünü İslam'a uygun yaşamlarına dâhil ederek; Türk topluluklarının yeni dinlerini benimsemesini hızlandırır. Yesevi, Arapça ve Farsça'yı çok iyi bilmesine rağmen eserlerini Türkçe yazar.

Ahmed Yesevi'nin etrafında toplananlar İslâmiyet'e yeni girmiş fakat ona çok kuvvetli bağlarla bağlanmış göçebe veya köylü Türklerdi. Bu yüzden Yesevilik ister istemez bu çevrenin şartlarına uymak zorunda kaldı. Bu Türkler samimi Müslüman olmakla beraber bunların İslâm anlayışları çok yüzeysel ve şekli idi. Bu yüzden Yesevilik bu göçebe Türk çevresinde eski Türk kabile gelenekleriyle karışmak zorunda kaldı.

Pir-i Türkistan

Hoca Ahmed Yesevi bu dünyaya ve dünya nimetlerine değer vermez, ikbal peşinde koşmaz, padişah ve devlet erkânının huzuruna varmaktan kaçınır. Azla kanaat eder, sade bir hayat yaşar, eline geçenleri muhtaçlara dağıtır. Dergâhı fakir, yetim ve çaresizler için sığınak yeri olur. Kendisinin ve talebelerinin ihtiyaçlarını karşılamak için sanatla uğraşır ve geçimini tahta kaşık oyarak sağlar.

Soy ahlâkının yiğitlik, vefa, doğruluk hasletlerini de ruhuna kılavuz edinir. Ömrü boyunca günah işlememeye, yalan söylememeye, hata etmemeye gayret gösterir. Sohbetlerinde ve şiirlerinde Allah ve peygamber sevgisi, fakir ve yetimleri koruma, dini kurallara riayet, güzel ahlâk, zikir, nefs ile mücadele, kendini eleştirme, ölümü düşünme, manevi mertebeleri gibi hususları işlerdi.

Tasavvufun; nefsi körletmek, tevazu, dünya malını hor görmek, soy ve din gözetmeksizin bütün insanları eşit saymak gibi yüksek görüşlerini benimser ve fiiliyata döker. Dervişliğin, kanaatin, fazilet ve değerini, dini ahlâki öğütleri, peygamber ve evlâdına olan muhabbetini, dünya zevklerine düşkünlüğün zararlarını talebelerine aktarır.