Cosplay: Azeri şamanı

H. Gül KOLAYLI 16 Şubat 2017 Perşembe, 06:30

 Cosplay: Azeri şamanı

Hafta sonu Ördekli Kültür Merkezi'nde düzenlenen 'Türk Çizgi Romanının' anlatıldığı bir söyleşi izledim... Orada cosplay denen şeyi ilk kez gördüm...

(Söyleşiyi bir başka yazıda paylaşacağım sizlerle...)

Ve şansıma cosplay'in en iyilerinden biriyle İzmir'de düzenlenen Şaman kostümü yarışmasında 2016 yılı birincisi olan Nilüfer Karaata ile tanıştım... İstanbul'dan eşi ile gelmiş...

"Nasıl başladınız?" diye sordum...

Kostümü inanılmazdı. Azeri şaman kostümü hazırlamış!

Yapmadan önce bir sürü kaynak araştırmış, saç örme şekillerinden kuş tüylerine dek her şeyi orijinal şekliyle yapmaya bakmış.

Şaman davulundaki simgeler, bildiğiniz Türk damgaları...

Biraz daha zenginleştirici ögeler katmış. Yüz makyajı, kırmızı ve yılan gözü lensleri gibi!

"Lensler İngiltere'den geliyor, oldukça pahalı malzemeler" dedi...

Yüzlerce yıl öncesinden fırlamış gelmiş gibi bir hali vardı.

Başka gençler de vardı, kostüm giymiş...

Pek çoğu yerli ve yabancı çizgi film karakterlerine bürünmüştü.

Mesela Türk çizgi roman çizeri Devrim Kunter'in, Münevver ile elinde Tesla silahıyla Seyfettin Efendi karakteri, kitap sayfalarından fırlamışçasına oradaydı.
Seyfettin Efendi karakterini canlandıran İlkay Akkaya idi.
Keza bir kız Tarkan, Karaoğlan, Türk Batman ve Küçük Red Kit...

Karakterler sadece kostüm giyinmekle kalmamışlar.

Mesela Nilgün Karaata gün boyu bir şaman gibi davrandı. Tarkan, keskin bakışlarla sert hareketlerle dolaştı...

Kostümle büründükleri kimliği tiyatral bir şekilde canlandırdılar.

Nilgün Karaata, İstanbul'dan eşi ile gelmiş...

30'lu yaşlarda...

Sordum, anlattı;

"Bu bir alt kültür hobisi. Hobi olarak başladım. Atanamayan öğretmenlerdenim. Bir firmada sekreterlik yapıyorum. Hobi olarak ad Cosplayer'im..."

İnsanların kimi zaman kendilerini anlamadıklarına da değindi...

Gereksiz uğraşı olarak görüyorlar.

Aralarında liseli gençler çok fazla, bazıları anne ve babalarıyla oradaydılar.

Mesele şu... Bu gençler cosplay üst başlığı altında bir araya gelip uyuşturucu gibi zararlı alışkanlıklara yönelmek yerine sanat, çizim, kitap okuma, bir şeyler tasarlayıp üretme, tiyatral performans gibi altyapı gerektiren bir hobiye yönelmişler... Aynı zamanda dayanışıyorlar, zaman zaman toplanıp ortak gösteri yapıyorlar... Hatta, ÖSEV gibi kurulularda kanserli çocuklara moral olmaya bakıyorlar.

Onların öncülüğünü de genç bir çizgi roman yazarı ve çizeri olan Bursalı Onur Çetincengiz üstleniyor...

Cosplayer oyununun ne olduğuna gelince... Costume ve play kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuş kostümlü bir oyun...

Çıkış kaynağı Japonya ve Asya...

Çeşitli aksesuarlar ve kostümler kullanılarak çizgi film, çizgi roman, kitap, sinema filmi, kahramanlarının, Asya'nın fantastik ögeleri, büyü gibi ögelerin hatta bir cosplay sanatçısının özgün eserinin taklit edildiği kostüm ve performans sanatı...

Çizgilerden kurgulanarak hayata geçiriliyor, bu yönüyle her performans özgün bir çalışma!

Yani, emek ve çaba gerektiren bir şey cosplay...

Evdeki folyo, atık kumaş, karton, kutu gibi malzemelerle bile başlanabilecek bir hobi... Ancak zaman geçtikçe, cosplayer kendini geliştirdikçe, Nilüfer Karaata'nın 'Azeri Şamanı'nda olduğu gibi zorlu, masraflı ama bir o kadar da muhteşem kostümlere geçiş yapılabiliyor...

Özetle... Bilmeyenler için şunu diyeyim...

Bu gençlere öyle yan yan bakmayın...

Zira cosplay kültürel birikim, el becerisi ve tiyatro yeteneğinin geliştirildiği aynı zamanda sosyal ve eğlenceli olan bir hobi ya da sanat dalı...

 

 

KADIN MATİNELERİ

Onlarca yıl önce... Kültürpark'ta Taylan Gazinosu'nda "Kadınlar Matinesi" düzenlenirdi...

Kadınlar zeytinyağlı sarmasını, böreğini, çöreğini yapıp soluğu orada alırdı... Televizyonun olmadığı zamanlardı! Ses dergisinden, gazetelerin magazin eklerinden ya da sinema filmlerinde yüzlerini gördükleri, radyodan dinledikleri ses sanatçılarını dinler, sahiden de felekten bir gün çalarlardı...

Zaman değişti... O kadar çok değişti ki! Asyam çocukluğumu merak ediyor, durmadan soruyor; "Televizyon var mıydı?", Bilgisayar?"  Yoook!

Peki siz çocuklar ne yapardınız? "Sokakta oynardık!"

Sokağı anlatıyorum, beş taşı, yakan topu, sek seki, yağ satarım, bal satarımı...

Bilgisayarı açıp gösteriyorum...

Soruyor; "Hımmm, şarkıları nasıl dinlerdiniz mesela!"
Radyoda, sinemada, konserlerde ve hatırladım; "Gazinolarda!"

Çok küçükken şimdiki Orhangazi Parkı'nın bulunduğu yerde Romans Aile Gazinosu vardı. Sonradan çay bahçesi olmuştu. Orada akşamları orkestra sahne alır, şarkılar söylenir, dans edilirdi. Bursalılar eş ve çocuklarıyla giderdi! Sonra... Yok oldu gitti... O kültür de artık yok zaten... Kültürpark'ta Taylan vardı... Oraya giderdi insanlar...

Yıllar geçti, Taylan da kabuk değiştirdi; daha pavyonumsu er kişilere mahsus bir yere dönüştü, gidilmez oldu...

Şaşırtıcı... Ama Bursa'da "Kadınlar Matinesi" kültürü geri döndü...

Bazıları, kadınların birlikte eğlenmelerini hor görüyor... Toplumsal kültürün getirdiği bir şey Kadınların kendileri için evden çıkmalarında ne sakınca var ki!

Genel geçer kültürde erkeklerin önemli bir kısmı kahvehanelerde birbirleriyle vakit geçiriyor ya!

Bu şehirde onlarca yıldır yaşayıp da Atatürk Caddesi'ni hiç görmeyen kadınlar var!

Bazı dernekler yardım amaçlı çaylar düzenliyor, müzikli!

Mesela Saniye Rıza Kız Çocuklarını Koruma Derneği! Her etkinlikte ikramları bir kuruluş üstleniyor. Bir konuşmacı genelde kadınlarla ilgili konularda bilgilendirme yapıyor. Ardından müzik devreye giriyor... Kadınlar hem dayanışıyor, hem eğlenip stres atıyor.

Gitmedim ama bir süredir... FSM'de bir işletmenin de "Kadınlar Matinesi" düzenlediğini gelinimden biliyorum. Arkadaşlarıyla gidiyorlar.

Bir süredir Çekirge'deki bir otelde de "Kadınlar Matinesi" düzenleniyor...

İlk gittiğimde şaşırdım, o kadar çok kadının gelmesini beklemiyordum açıkçası...

Gerçekten de her kesimden kadının geldiği ve birbirlerini dışlamadan birlikte eğlenebildikleri bir "Kadınlar Matinesi"... Tıpkı eskilerde olduğu gibi!

Bizim gitme nedenimizin aslı ise iyi bir sesi dinlemekti...

Özgür Şahin... Genç bir ses sanatçısı... Büyükşehir Devlet Konservatuvarı Klasik Türk Müziği Bölümü mezunu... Yani mülkiyeli... Mezun olduktan sonra icra heyetinde solist ve korist olarak devam ediyor...

15 yıldır Bursa'da çeşitli otellerde, mekanlarda sahne alıyor...  Sesi muhteşem ve sahnesi çok iyi... Muhtelif yerlerde dinlediğim bir sanatçı...

 "Kız Kulesi" adlı ilk albümünü çıkardı... Sözü Sedat Erdoğdu'ya müziği ise Sinan Özşeker'e ait... Albüme adını veren şarkı, kıpır kıpır! İlk dinleyişte akılda kalıyor...

"Karşımda Kız Kulesi/ Uzakta Vapur Sesi / Rıhtımda Buluşalım / Sevgilim Cumartesi / Başımda Yağıyor Lapa Lapa karlar / Kaç saat bekledim ben seni yar."

İstanbul'da olsa çoktan yıldızlaşmıştı! O Bursa'da direnmeyi seçenlerden... Yolun açık olsun Özgür Şahin...