Nişasta bazlı şeker ve özelleştirme

H. Gül KOLAYLI 14 Mart 2018 Çarşamba, 06:10

Baro Evi'nde düzenlenen "Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi ve Cargill" başlıklı panele eski Milletvekili Ali Arabacı ile İlhan Demiröz, Ziraat Mühendisleri Odası Bursa Şubesi Başkanı Doç. Dr. Erkan Yaslıoğlu ile Uludağ Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı'ndan Prof. Dr. Kayıhan Pala katıldı... Paneli "Muktedirlerle Dans, Cargill" kitabının yazarı İhsan Bölük yönetti...

Son günlerde kamuoyunun gündeminde, şeker fabrikalarının satışı ve mısır şurubu da denen nişasta bazlı şeker var...
Aslında farklı mesleki disiplinlerden bilim insanları şeker, özellikle de nişasta bazlı şeker konusunda halkı uzun süredir uyarıp duruyorlardı.

Son olarak da Sağlık Bakanlığı tarafından her türlü şeker tüketimine yönelik uyarı mahiyetinde açıklama yapıldı, insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekildi...
Ne yazık ki bilim bilimle çarpıştırılıyor... Bir yardımcı doçent çıkıyor, televizyon ekranlarında mısır şurubu ile pancar şekeri arasında hiçbir fark olmadığını "Çaya şekeri koyduğunuzda eriyor mu? Uğraşıyorsunuz, kaşıkla karıştırıyorsunuz. Mısır şurubu hemen karışıyor!" örneğinden hareketle insan bedenine zararsız olduğunu anlatıp duruyor...  

Bursa Barosu Çevre Komisyonu üyesi olarak yıllardır Cargill'e karşı yürütülen hukuk mücadelesinin neferi olan Ali Arabacı ilk davayı açtıklarından bu yana 20 yıl geçtiğini söyleyerek süreci özetledi:

"İznik Gölü 1/100 bin ölçekli planda korunacak 1. sınıf tarım arazisi ve 1. deprem alanıydı. Yağmur sularından beslenen İznik Gölü kirlenecekti. Cargill'in suya ihtiyacı vardı, günde 6 bin ton su çekiyor. 'Kirletmeyecek' dendi. Ama kokuyu hepiniz biliyorsunuz! O tarihlerde akademik odalar ve TMMOB ciddi mücadele ettik. 19 oda ve kişiler olarak dava açtık."

Arabacı başta BTSO ve Ticaret Borsası da dâhil olmak üzere geniş bir kesimin karşı olduğunu, Cargill'in yürüttüğü çalışmayla pek çok kesimi ikna ettiğini anlattı...

NEYE İMZA ATTIKLARINI BİLE HATIRLAMIYORLAR!

Özellikle şu anlattıkları küresel çarkın nasıl döndüğüne dair ipuçları açısından oldukça önemliydi:

"Yüksek Planlama Kurulu kararıyla Cargill'in yapılmasına olanak sağlandı. Bazıları bizim partiden arkadaşlardı. (DSP) Geçenlerde aradım sordum, 'ABD baskısı var mıydı?' diye. 'Benim imzam var mıydı?' diye sordu. 'Var' dedim. Hatırlamıyordu bile, 'Yeni bakan olmuştum' dedi. Aynı şekilde Bakanlar Kurulu tarafından hizmete özel çalıştırılması izni verilmişti. İmzalayan bakanlardan birini aradım, o da hatırlamıyordu. İlk açtığımız davalar tüm basında manşetti. Sonrasında durum değişti. Rahmetli Saruhan Ayber ,Cargill için müthiş bir halkla ilişkiler yürüttü, öylesine ki Halkla İlişkiler'e ders olarak  girdi..."

Bursa Tabip Odası sekreteri iken Cargill mücadelesinde yer aldıklarını anımsatan Profesör Dr. Kayıhan Pala ise 'Şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin halk sağlığına etkileri'ni anlattı:

"Özelleştirme sağlığa zararlıdır. En iyi özelleştirmede bile emek sömürüsü artar, özel sektöre kaynak aktarılmış olur... Özelleştirilen ürün halka daha pahalı satılır. Çiftçinin gelirinin azalması, yaşamını sağlıklı sürdürememesi demektir. Bu yönüyle bizi ilgilendirir. Bu özelleştirmede ise nişasta bazlı şeker söz konusudur ve sağlığımızla ilgili sorunlara yol açar..."

Ve şunları söyledi:

 "Karbonhidrat dediğimiz şeker enerji kaynağı olarak günlük hayatın bir parçası, şeker gündelik hayatın parçası karbonhidrat diyoruz. Şekerler basit ve iki molekül içerenler olmak üzere ikiye ayrılır. İki molekül içrenler sofra, süt, malt ve şeker pancarından elde edilen sofra şekeridir. NŞB'ye gelince su içerir, fruktoz ve glukoz var ama bundaki fruktoz şekeri çok daha yüksektir. Sofra şekerinde fruktoz ve glukoz bileşik, ağzımızdan alındıktan sonra mide ve bağırsaklarda ayrılır. Nişasta bazlı şekerde böyle bir şey yok. Kimyasal bağ ile bir araya gelmiyor. Sıvı bir tatlandırıcıdır. Yüksek fruktozlu mısır şurubu, mısırın nişasta kısmından üretilen şekere alternatif sıvı tatlandırıcıdır. Doğal değil işlenmiş bir ürün. Pancar şekeri ise doğal bir ürün. Nişasta bazlı şeker yani mısır şurubu diğerine göre hem ucuz hem de tatlandırıcı özelliği çok yüksek, bu nedenle de gıda endüstrisinde çok kullanılır. Mesela NBŞ ile yapılan baklava diğerine göre çok ucuz maliyetlidir..."

ŞEKER HASTALIĞINDA KATLANAN ARTIŞ!

Prof. Dr. Pala, dünyada ucuzluğu ve güçlü şirketler nedeniyle nişasta bazlı şeker üretimindeki artışa ve bunun diyabet başta olmak üzere hastalıklarla ilişkisine dikkat çekti:

"Dünyada ucuzluğu ve güçlü şirketlerin üretmesi nedeniyle NBŞ üretiminde artış var. Türkiye'de 2000 yılında şeker hastası yüzde 6 idi, 2016'da yüzde 14'e çıktı.

Dünyada bizimki kadar şeker hastalığı görülme sıklığının katlandığı bir başka ülke yok. Gençlerde de görülmeye başlandı. Fruktoza vücudumuzun ihtiyacı yok, almamıza da gerek yok.

Yüksek fruktoz tüketimi ile pankreas hastalıkları ve kanseri arasında ilişki kuran çalışmalar var. Yüksek NBŞ kullanan ülkelerde pankreas hastalıkları ve kanser yüksekliği var... Kilo artışının kesin nedenlerinden biri, insülin direnci, tip 2 diyabet, yüksek trigliserid, karaciğer yağlanmasına yol açtığı ve şişmanlık nedeniyle kanserde ara yol olduğuna dair güçlü kanıtlar var. Fruktozun iştah açtığı da biliniyor."

BİLİM BİLİMLE ÇARPIŞTIRILIYOR!..

Yıllardır tanık olduğum bir husus var; bilim bilimle çarpıştırılır. Misal DOSAB Termik Santrali için Bursa'da bir profesör zararlı derken, başka bir üniversitedeki profesör ise ne kadar zararsız ve yararlı olduğuna imza atar! Prof. Dr. Kayıhan Pala'nın anlattıkları da bunun örneğiydi işte:

 "1950'li yıllarda kalp hastalıklarıyla şeker tüketimi arasında ilişki kuran çalışmalarda bilim insanlarına 50 bin dolar verilerek aksi yönde raporlama istendi. Bu 2016 yılında kanıtlandı. O araştırmaların birçoğu şeker endüstrisi tarafından desteklenen bilim insanları tarafından yapıldı. 2015 yılında Dünya Sağlık Örgütü yaklaşımını güncelledi. Şeker gerçekten çok sorunlu bir alan. Etiketlerde anlaşılması zor, izoglukoz, fruktoz yazar. AB ülkelerinde yüzde 5; Fransa'da yüzde 2, bizde yüzde 10 gibi görünüyor..."

Prof. Dr. Kayıhan Pala'nın bir başka uyarısı da tatlandırıcılar üzerine oldu; "İlaç olarak kullanılması gerekirken, Çin'den çok ucuza ithal ediliyor ve gıdalarda kullanılıyor. Kalorisi düşük diye sakın kullanmayın. Satın aldığınız ürünleri kontrol edin. Çocukların çok farklı bir metabolizması var, korumamız gerekiyor."

(Erkan Yaslıoğlu ile İlhan Demiröz'ün konuşmasını ise yer darlığından başka bir güne bıraktım...)