2017’nin ilk günü yine ‘Acı’

H. Gül KOLAYLI 02 Ocak 2017 Pazartesi, 08:41

Hoş bir yeni yıl yazısı hazırlamıştım. Ama ülke gündemi yine izin vermedi...

Yılın ilk gününde yine acı bir katliamla yüzleştik.

Eskiden...  Yeni yıla "falanca yılın ilk bebeği" haberini okuyarak girerdik.

Yeni yıla girilirken, muhabirler hastanelere giderlerdi. Bir basın geleneğiydi, yeni yılda ilk doğan bebeğin haberinin yapılması... 

Ve televizyonda yeni yılın ilk haberi olarak bebekler yer alırdı...

Çocukluğumda... Hiç ama hiç yılbaşı kutlanmamasına yönelik bir tartışma hatırlamıyorum...

En ufak bir şey olsaydı, anılarımda iz bırakırdı... Üstelik de ahalisi muhafazakar denebilecek bir mahallede büyümüştüm...

Kimse kimsenin yediğine, içtiğine, giydiğine karışmaz, erkekler komşunun kadınına kızına yan gözle bakmazdı!

Ha, yoksulluk ya da hastalık nedeniyle yiyip içemediğini anladıklarında müdahil olurlardı. Aşını paylaşırdı insanlar. 

Bir adam eşini dövdüğünde polis çağrılırdı. Üstelik kadın hakkı gibi konular bugünkü gibi tartışılmadığı zamanlardı.

Herkes ev sahibiydi zaten. 4, 5 evde kiracılar otururdu. Ev sahipleri sokağın ileri gelenlerine danışmadan, araştırıp soruşturmadan evlerini kiraya vermezlerdi.

Yeni yılda tüm akrabalar bizde toplanırdı, çerez, meyve alınırdı, börek çörek yapılırdı. Mısır patlatılır, kestaneler maşinga sobada pişirilirdi. Kola, gazoz girmezdi evimize... Limonata, ayran, çay, kahve filan...  Tombala, fırdöndü oynardık... 

Televizyon yoktu, radyodan müzik açılırdı. Akrabadan farksız olan yakın komşular da gelirdi.

Çok eğlenirdik. Güzel günlermiş... Mişli geçmişlerde anıyoruz şimdi...

Bu kadar öfke, nefret, ötekileştirme yoktu...

Aralık ayında art arda gerçekleştirilen terörist saldırı ve büyükelçi suikastından sonra gece yatmadan önce, sabah uyanır uyanmaz ilk işim televizyondan haberlere bakmak olmuştu...

PKK'nın Beşiktaş'ta ve Kayseri'deki kanlı bombalı saldırılarından sonra, 20 Aralık'ta Rus Büyükelçisi suikasta uğramış ve 21 Aralık'ta da Fırat Kalkanı'nda 16 askerimiz IŞİD örgütü tarafından şehit edilmişti...

10 gündür saldırısız geçen her güne şükrediyorduk...

Ve dün yılın ilk gününe yine bir saldırı haberiyle uyandık...

Yeni yılın ilk saatlerinde 01.15...

Diğerlerinden farklı bir saldırı...

Bir kişi geliyor, İstanbul'un göbeğinde Ortaköy'de ünlü eğlence mekanını tarıyor...

7 dakika süren saldırının acı faturasına gelince...

800 kişinin olduğu Reina'da insanların bir kısmı denize atlayarak canlarını kurtarıyor...

Bu yazıyı yazdığım saat itibarıyla 39 kişi yaşamını yitirmişti, dördü ağır 60 yaralı olduğu söyleniyordu...

20'si yabancı uyruklu olduğu açıklandı. Arabistan, Katar, Tunus ve Suriye ağırlıklı olduğu yer alıyor televizyon haberlerinde...

Türkiye bölücü PKK, kanlı IŞİD, kanlı FETÖ gibi terör örgütleriyle mücadele ediyor...

Terör örgütlerinin saldırılarının Rusya ile ilişkilerin düzelmesinden sonra yoğunlaşması ise sokaktaki insanın bile gözünden kaçmayacak kadar barizleşti...

Reina'ya yapılan saldırının diğer bombalı saldırılardan hiçbir farkı yok...

Yer, hedef değişse de kötülük aynı...

Her terörist saldırı yaşamı hedef alıyor... 

Son saldırılar ise Türk vatandaşlarının yanı sıra farklı ülkelerin vatandaşlarını da hedef alıyor...

Aslında Türkiye Cumhuriyeti'ne saldırıyorlar.  Zira istikrarsız, güvensiz, ekonomik olarak riskli ülke algısı da oluşturulmaya çalışılıyor.

15 Temmuz'dan sonra siyasi çizgi ve görüşleri farklı olan pek çok ilgili / yetkili / uzman hep aynı konuda kaygılarını dile getirmişti:

"Suikastlar, toplumsal fay hatlarına saldırılar"...

12 gün önce Rus büyükelçi suikastı oldu...

Dünkü saldırı da aslında toplumsal fay hattına yönelikti...

Kitle psikolojisi diye bir şey var. Bireyler kitle içerisinde başkalaşabiliyor!

Sosyal medyada "Ne işi vardı orada?" diyenler o kadar çok ki! 

Adı üstünde sanal yani gerçek olmayan bir mecra...

Ancak orada da iletişimi çok hızlı olan bir kitle var... Sanal dünyanın kitle psikolojisi, sosyal psikologların ciddi araştırması gereken bir alan...

Öte yandan...

Terörün tek panzehiri var; birlik, beraberlik...

Şimdi...

Her terör saldırısından sonra olduğu gibi "Kararlılıkla etkin mücadele" mesajı verilecek, siyasi liderler kınayacak, lanetleyecek... Siyasiler bir yandan birlik ve beraberlik mesajları verirken aynı zamanda birbirini de suçlayacak...

Toplumsal fay hatlarını gerim gerim germek yerine toplumsal uzlaşmayı sağlamak...

Giderek uzağına düştüğümüz kurucu felsefenin yol göstericiliğinde, demokrasi, hukuk ve liyakat çerçevesinde her türlü terörist saldırıyla bu ülke, bu devlet başa çıkabilir...

En çok görev de siyasilere düşüyor...

Siyasetin Anayasa değişikliği tartışmalarıyla yaşadığı gerilim, halktaki kutuplaşmayı tetikliyor.

Yine de...

2016 zor bir yıldı... Acıta acıta gitti...

2017'ye bir terör saldırısıyla girmiş olsak da dileğim şu:

"2017, 2016'yı aratmasın..."