Bir Cumhuriyet Hanımefendisi Güner Akkılıç’a ziyaret

H. Gül KOLAYLI 21 Kasım 2017 Salı, 06:08

İnsana dokunmak önemlidir... Dokunduğunuz insanlar kadar size dokunanlar da önemlidir...  

Rahmetli Yılmaz Akkılıç da bizler için öyleydi işte...

Uzun yıllar Bursa siyasetine damgasını vurmuş, iz bırakmış, insanlara dokunmuş biriydi...

Son yıllarda araştırmacı yazarlığı, Bursa'nın tarihi ve kültürel değerlerini sahiplenmesiyle öne çıkmıştı...

Gazeteciydi, köşe yazarıydı... Vatanını, milletini, Cumhuriyet'i, Atatürk'ü severdi. 

Bursa Defteri'nde yayın kurulunda beraberdik. Bursa Ansiklopedisi'ni hazırladı. Bursa Defteri'nin yayınlanmasına uzun yıllar göz kulak oldu. Pek çok kitap yazdı...

Araştırmalarında çok titizdi! Bir akademisyen gibi araştırır, tarihsel ya da konumsal hata yapmamaya gayret ederdi.

Bursa Defteri o yıllarda özgün, eşsiz bir yayındı... Şimdilerde benzeri çok yayın var. Ama aralarında öne çıkan kuşkusuz Şehrengiz dergisidir...

Türkçeye özen konusunda çok hassastı... 

Örneğin, benden bir yazı istediğinde dil alışkanlığı "Tamam Yılmaz amca, mail ile hemen gönderiyorum" dediğimde, elini kulağına koyar "Anlamadım" derdi...

Ta ki, "İleti ya da elektronik posta" dedirtene dek!..

Benim en değerli eleştirmenimdi... Yazılarımdan sonra arar, ya takdirlerini bildirir ya da eleştirilerini sıralardı...

Gittiğinde geride binlerce köşe yazısı, makale, onlarca kitap ve şehre armağan ettiği arşivi ve kitaplarıyla kurulan Akkılıç Kütüphanesi'ni bıraktı...

Adını da... Nilüfer'de Yılmaz Akkılıç ismi, kütüphanelerde, adına düzenlenen yarışmalarda, parklarda yaşamayı sürdürüyor...

Bir de sevenlerinin yüreğinde, aklında...

En çok da kuşkusuz eşi, hayat arkadaşı, can yoldaşı, sevgilisi Güner Akkılıç'ın kalbinde...

Yılmaz Akkılıç ile Güner Akkılıç'ın arasında çok özel, özgün, güzel bir ilişki vardı...

O sert, kükreyerek konuşan adam, eşi Güner Akkılıç'a inanılmaz bir naiflikle, özenle yaklaşırdı...

Şimdi herkes "aşkım aşkım" diyor ya...  İşte Yılmaz amca, kimsenin aşkım demediği yıllarda eşine "Sevgilim, Sultanım" derdi herkesin içinde... Güner Akkılıç da onu hiç yalnız bırakmazdı, pek çok yere birlikte giderlerdi...

Zarafet timsali Güner Hanım da eşine hep saygıyla, sevgiyle sahip çıkardı.

Yılmaz Akkılıç'ın da Güner Akkılıç'ın da babası subay, aynı yerlerde görev yapmışlar ve çocuklukları beraber geçmiş... Yani onlarınki çocukluk aşkıydı... 

Güner Hanım'ın gözlerine baktığınızda hâlâ sürdüğünü görüyorsunuz...
Yılmaz Akkılıç'ın yakın dostu Güler Buğday, geçenlerde Güner Akkılıç'ın kendisini telefonla aradığını sosyal medya hesabında paylaştı...

Güner Hanım, evde kalan son arşiv belgelerini de Hacı Tonak'a vermek üzere ayıklarken, Yılmaz amcanın ölümünden sonra yazdığı yazıyı buluyor ve çok duygulanıp Güler Buğday'ı arayarak şunları söylüyor:

 "Gülerciğim sen ne duyarlı, sen ne kıymet bilen, ne insan kızmışsın. Yılmaz seni çok sevip takdir etmekte haklıymış..."

Güler Buğday o yazısını arşivinden bulmuş ve paylaşımının altına eklemişti...

Yazı şöyle başlıyordu:

"28 Nisan 2010 tarihi benim için yine eksildiğim, yalnızlaştığım, güçsüzleştiğim ve umutsuzluğu iliklerime kadar hissettiğim kederli ve acı bir gün oldu.

Yine ben, gerçek bir dostu, zor günlerimin içtenlikli paylaşanı olan bir ağabeyi, bir arkadaşı, bir yoldaşı, onurlu ve namuslu duruşuyla tüm satılmış ruhlara adamlık öğreten bir aydınlık insanı daha kaybettim.

Nasıl anlatsam Akkılıç'ı yakından tanıma fırsatı bulamamış insanlara?

Sıralasam meziyetlerini, eserlerini, miras bıraktıklarını, abarttığımı sanacaksınız.

Bu nedenle ardından sevenlerinin ve meslektaşlarının yazdığı birkaç satırla anlatayım Yılmaz Akkılıç'ı..."

Buğday o tarihte yazdığım yazıya atıfta bulunmuş:

"Bir çınar daha gitti...

Bir insanın, bir yakının, bir dostun, bir saygıdeğer büyüğün çok daha ötesinde bir kayıp...

Bursa, Türkiye bir değerini daha yitirdi.

Yerine konulamayacak, ardılı olmayan...

Hani biri gider de ardından yerine yenileri gelir.

Hani adettendir, denir ya, 'bir gider bin doğarız' falan!

Yok öyle bir şey. Yerini dolduracak birisi daha yok!"

Buğday oldukça uzun olan yazısında diğer köşe yazarlarının Yılmaz Akkılıç değerlendirmelerine de yer vermişti...

Ardından da Yılmaz Akkılıç ile ilgili anı ve düşüncelerini gündeme getirmişti...

Yılmaz amca, Güler Buğday'ın sağlığına dikkat etmesini isterdi, bana bile söylemişti, "Güler sağlığına dikkat etmiyor, o bu memlekete lazım" diye...

En çok da sigara içmesinden dolayı kızıyordu Buğday'a! (Artık bıraktı, içmiyor, hatta yanında içirtmiyor!)

 Önceki gün Güler Buğday'ın öncülüğünde, Sabiha Tosun ile birlikte Güner Akkılıç'ı evinde ziyaret ettik...

Yılmaz Akkılıç'ın ölüm yıl dönümünde çektiğim bir fotoğraf vardı, Güner Akkılıç hasretle, özlemle, gözyaşlarıyla Yılmaz amcanın duvardaki afişine bakarken...

O resmi çerçeveletmişler... Bir de Güler Buğday'ın sosyal medya paylaşımını merak etmiş, sosyal medya kullanmadığından da okuyamamış, onların da çıktılarını almışlar...

Güner Akkılıç hep aynı zarafetle bizi karşıladı... Ziyaretimize çok memnun olmuştu...

 Yılmaz Akkılıç'ın ablası da vardı, her ikisi de Cumhuriyet kadınıydı...

Güner Akkılıç'a sordum, "Hiç tartışır mıydınız?" diye...

 "Hiç tartışmazdık. Bana yüksek sesle konuştuğunu bile bilmem... Biz çocukluk arkadaşıydık, birlikte büyüdük. Birbirimizi iyi tanırdık, her halini bilirdik... Çok özlüyorum..."

Böyle evlilikler için "Başta evlatlarımız olmak üzere tüm gençler için darısı başlarına" diyorum...

 (Zira artık eşlerin birbirlerini boğazladığı, kadınların öldürüldüğü, giderek sevgisizleşen bir dünyada yaşıyoruz... O alabildiğine ucuzlatılan "aşkım aşkımlar" sadece lafta kalıyor...)

Bol bol eskilerden konuştuk... Elbette Yılmaz Akkılıç'tan... Yerinin dolmadığının, doldurulamayacağının farkındaydık hepimiz...

Konuklar arasında en eski tanıyan Güler Buğday'dı. Yılmaz Akkılıç'ın il başkanlığı dönemindekiler de dâhil anılarını anlattı... En çok da yurtseverliğine, onurlu duruşuna, eğilip bükülmemesine değindi...

Özlemle, hasretle, saygıyla, rahmetle andık...

Öte yandan... Yaşamın hay huyu arasında değer verdiğimiz insanlara zaman ayıramıyoruz...

Oysa zamansızlık mazeretiyle vefasızlık arasında ince bir çizgi var...

O ince çizginin ardına düşmeden sevdiklerimize, değer verdiklerimize zaman ayırmamız lazım...

Ardımızdan üzüntü bırakmamak ya da üzülmemek adına...

Zira hiçbirimizin yarına garantisi yok!..