‘Biz çöp deposu muyuz?’

H. Gül KOLAYLI 26 Ocak 2018 Cuma, 06:10

Nuran Ünaydın Yüksek Ziraat Mühendisi, uzun yıllar şimdiki adıyla Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nda APK ve planlamada çalışmış. 1989 yılında eşi Rifat Ünaydın ile birlikte emekli olup Bursa'ya yerleşmişler.

"Yurt dışında da çalıştım. Tarım ekonomistiyim. Bakanlığın adı kimi zaman Tarım ve Köy İşleri oluyor, kimi zaman orman ya da hayvancılığı kapsamına alıyor. Siyasal iktidarlar görev dağıtırken bakanlığın da adı değişiyor" dedi...

Nuran Ünaydın'ın eşi Rifat Ünaydın; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nda Gıda İşleri Genel Müdür Yardımcılığı gibi görevlerde bulunmuş yani üst düzey bürokrat olarak çalışmış.

Nuran Ünaydın, sosyal medya hesabından eşiyle ilgili bir yazı paylaştı... Günümüze göndermeler de vardı:

Şöyle ki:

"Rifat Ünaydın'ı saygıyla anıyorum. Çok iyi yetişmiş bir ziraat yüksek mühendisiydi. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi'ni bitirmişti.

Hocaların hocasını yetiştirmiş olan eski bir okul... Almanlar tarafından kurulmuş bir enstitü... Zaman da yurt dışı olanaklarının fazla olduğu bir dönem...

Emekli olduğumuzda başarı belgelerini ayıklarken bir hayli uğraştık. Onca başarılı hizmetine karşın hiçbir şey yapmamış gibi mütevazı, alçakgönüllü, yetkisini her zaman adilane kullanmış ve hakkını alamayanların yanında durmuş bir yöneticiydi.
Bakanlık, Gıda İşleri Genel Müdürlüğü'nü kurduğunda, bir arkadaşı ile sorumluluk üstlenmişler.

Her şehirde bir 'İl Kontrol Laboratuvarı' kurmuşlar. Bir de bölgesel düzeyde 'Bölge Gıda Kontrol ve Araştırma Enstitüleri'ni...

Tabii büyük uğraşlarla yeni laboratuvarlar oluştururken, en önemlisi de bu kurumların gereksinim duyduğu elemanların büyük bir hızla yetiştirilmesi gündeme geliyor.  
Doktora eğitimlerini başlatmışlar ve yurt dışı eğitim olanakları yaratmışlar. Anlatamam o zenginliği, o kadar çok kalifiye uzman kadrolar yetişti ki!

Artık fırınlar, gıda üreten firmalar halk sağlığı açısından kontrol altındaydı. Eskiden güvenilir olarak sadece 'Hıfzıssıhha' varken; sağlıksız olduğu iddia edilen ürünler 'İl laboratuvarlarında inceleniyor, sonuçlandırılıyordu.  Katkılar inceleniyor, halkın beslenme kalitesi artırılmaya çalışılıyordu.

Sonra bir reorganizasyon gerçekleşti ve bu hizmetler küçültüldü, oluşturulan laboratuvarlar işlevsiz hale getirildi.  Bence bu laboratuvarlar güvenli gıdanın olmazsa olmazlarıdır. Bugün eksiklerimiz nedeniyle deli dana hastalığına tanı koyamadılar.

GDO analizleri yapılamadı. İçeride tüketilecek, ithal edilecek ya da ihraç edilecek ürünler kontrol edilemiyor.

Bosna'dan gelen etlerde yoğun koli basili saptanmış. Eğer gümrüklerde bu tür laboratuvarlarımız olsaydı, bunları tüketmek zorunda kalır mıydık?

Ya da ihraç ürünleri geri gönderildiğinde halkımıza sunulur muydu? Neleri tükettiğimizin farkında mıyız? Olsak da korunabiliyor muyuz? Bu kadar ucuz mudur insanımızın sağlığı?

Bizler bir çöp deposu muyuz? Gıda artık en stratejik silahlardan birisidir.

Artık bilmeliyiz ki uluslar sadece silahla öldürülmemektedir. Çözüm, kontrollü kaliteli, üretim kooperatifleri eliyle ve yine tüketici kooperatifleriyle bilinçli tüketimdir.

O nedenle ne yapıp edip bu laboratuvarlara sahip olup, güçlendirip denetimlerimizi yapabilmeliyiz..."

Bu memlekete önemli hizmetleri geçmiş olan Rifat Ünaydın'ı rahmetle ve saygıyla anarken, Nuran Ünaydın'a 'yüreğine sağlık' diyorum...

 

/////////////////////////////

 

BOZBEY: 'KADINLAR BAYMIYOR!'

 

21 Ocak'ta gerçekleşen CHP İl Kongresi'yle ilgili yazımda Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey'in konuşmasını ayırdığımı, başka bir gün yazacağımı belirtmiştim. Epeyce de soran oldu, 'Ne zaman yazacaksınız?' diye...
Başkan Bozbey'in kongre konuşmalarında şöyle bir geleneği var, eleştirir ve somut öneri getirir... O gün de aynısını yaptı, önerilerinden biri de şuydu:

 "Biz sosyal demokrat soldan yana olan insanlar asla kadınlara 'kadınlarımız' demesinler. Kadınlar bireydir, özgürdür. 'Bizim kadınlarımız' dersek başka bir anlam taşır, altından kalkamayız.

 Hâlâ CHP'de kadınların ya da erkeklerin zaman zaman 'bayan' dediklerini duyuyorum.  Hiçbir kadın baymaz. Kadınların önce kabul etmemesi lazım, 'Hayır ben baymıyorum sizi'  demesi gerekir. Ama birileri ısrarla 'onlar bayıyor' diyor kadınlar da kabul ediyor..."

Parti içi eğitime dikkat çekti:

"Elbette ki kadınların çalışmalarının, erkeklerle birlikte güçlü bir şekilde olduğu takdirde iktidara giden yol aralanır. Sadece kadınlar değil, CHP'de sorumluluk almış birçok kişinin CHP'nin programını, tüzüğünü bildiğine inanmıyorum.

Önce inandığımız ya da görev aldığımız üyesi, delegesi, yöneticisi olduğumuz partinin programını, tüzüğünü bilmemiz gerekiyor.

Nasıl anlatacağız insanlara. Öncelikle eğitimden sorumlu arkadaşlarımız, ne kadar üye varsa yazılı ve sözlü olmak üzere kurstan geçmesi gerekiyor..."

'SOSYAL MEDYA GÜRLEDİ!'

Sosyal medyaya atıfta bulunan Başkan Bozbey "İl kongresi, sandık açıldı,  sayıldı netleşti, ardından sosyal medya gürledi. Partililik bu mudur? Kadın değişirse dünya değişir. Ama 5 kadın arkadaşımız yarışacak, biri sandıktan çıkacak, ama il kongresinde olduğu gibi olmayacağına inanmak istiyorum" dese de sonuç değişmedi. Sosyal medyada fırtına koptu.

Ardından Nilüfer'deki değişimi gündeme getirdi:

"Nilüfer neden değişiyor? Sadece söylemlerle mi yaptık bunu? Hayır. Kadınlarla, çocuklarla ilgili yaptığımız projeleri bir bir hayata geçirdik. Sadece kırsalda bin 500 kadın dört ayda bir 1 kitap okuyor, yazarla buluştu. Kolay olmuyor.

 40 kişiyle başladık. Ama eğitim, ama paylaşma, ama onların sorunlarına yönelik bilgilendirme... Her konuda, kendileriyle ilgili sağlık, eğitim konusunda eğitilerek değişiyorlar. Gidelim, 'Biz sizin yanınızdayız, oldu, bitti' çıkarken elde var sıfır!

Arkadaşlar bu gerçeği anlamamız lazım. Biz ne kadar kendimizi eğitiyoruz, bilgilerimizi ne kadar kimlerle paylaşıyoruz. Hiç kimseyi ötekileştirmeksizin anlatabiliyor muyuz? Bunu yapmamız lazım. Yoksa gerçekten ilerisi daha vahim sonuçlar oluşturabilir."

Eğitimle ilgili bir saptaması da şöyleydi:

"Eğitim konusunda kendimizi eğiterek dışa açılarak ve insanlarımızı da bu sürece katarak başarırız. Taciz, tecavüz çok, önlenmesi eğitimle olur.

 Siz ilkokulda kız ve erkek sınıfı olarak ayırırsanız, büyüdüklerinde bunların olması doğal! Siz birlikte olabilme, arkadaşlık yapabilme kültürü kazandırarak o sınıfları paylaştırırsanız, ileride bu olayları daha az duyarsınız. Ne kadar ötekileştirirseniz, kutuplaştırırsanız, bu olayları o kadar çok görürsünüz..."