Bugün 30 Ağustos…

H. Gül KOLAYLI 30 Ağustos 2017 Çarşamba, 06:26

Unutuyoruz... 30 Ağustos Meydan Muharebesi kaybedilseydi, neler olacağını!

Hatırlamak lazım...

30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Mütarekesi'ni...

Sonrasında 10 Ağustos 1920'de imzalanan Sevr Antlaşması'nı...

Ve her ikisiyle de ülkenin nasıl parçalandığını, işgal edildiğini...

Mondros Mütarekesi ile Osmanlı İngiltere, İtalya ve Fransa'dan oluşan İtilaf Devletleri'ne teslim oldu...

 Mütareke hükümlerinden bazıları şunlar:

"Çanakkale ve İstanbul Boğazı işgal kuvvetlerine teslim edilecek, Osmanlı sularındaki tüm savunma bölgeleri, Karadeniz'deki tüm torpil tarlaları, tersaneler ve limanlar, demir yolları ve deniz yolları; telsiz telgraf idaresi; işgal kuvvetlerinin emrine girecek.

 Osmanlı Donanması teslim ve enterne edilip dağıtılırken, ordu ise silahlarını teslim edip terhis edilecek. Esirler teslim edilecek.

İşgal kuvvetleri istediği yere asker çıkartacak. Kömür, mazot ve yağlar işgal kuvvetlerinin istifadesinde olacak.

 Osmanlı yabancı devletlerle ilişkisini kesecek, işgal kuvvetlerinin istediği bilgiler hemen karşılanacak... Herhangi bir yerde kargaşa olursa o bölge işgal edilecek..."

 

SEVR ANTLAŞMASI'NA RET!

Sevr Antlaşması'na gelince... 

İtilâf Devletleri, l. Dünya Savaşı sonunda, Osmanlı Devleti'ne kabul ettirmeyi düşün­dükleri esasları İtalya'nın San-Remo ken­tinde belirlemişlerdi.

Bu esaslar Osmanlı Saltanat Şurası'nda incelendi. Rıza Paşa'dan başka hepsi de antlaşma şartla­rını kabul etti. Sonra da Paris'in Sevr Mahallesi'nde 10 Ağustos 1920'de Damat Ferit Paşa tarafından antlaşma metni imzalandı.

Türk milletine yaşama hakkı vermeyen, yurtsuz bırakan anlaşmanın maddelerine gelince...

"İstanbul, Osmanlı Devleti'nin başkenti ola­rak kalacak, fakat Osmanlı Devleti azınlık­ların haklarını gözetmezse İstanbul, Türklerin elinden alınacaktı.

Boğazlar, her zaman bütün devletlerin gemilerine açık bulundurulacak ve "Boğazlar Komisyonu"nun idaresinde bu­lunacak.

Doğu Anadolu'da Kürdistan ve Ermenistan devletleri kurulacak.

İzmir dâhil Ege bölgesinin büyük bir bö­lümü ile Midye-Büyükçekmece çizgisinin batısında kalan bütün Trakya, Yunanlılara verilecek.

Antalya ve Konya yöresi, İtalyanlara veri­lecek.

Adana, Malatya ve Sivas dolaylarını bir­leştiren bölgeler ile Suriye Fransızlara veri­lecek.

Arabistan ve Irak, İngilizlere verilecek.

Askerlikte, mecburi hizmet olmayacak. Elli bin kişilik bir ordu bulundurulacak. Bu ordu­nun, tank ağır makineli tüfek, top ve uçağı olmayacak.

Azınlıklara geniş haklar verilecek. Müslüman milletlerden de azınlık ihdas edilecek.

Kapitülasyonlardan bütün devletler yarar­lanacak"

Ancak Ankara'da 23 Nisan'da kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi Sevr'i reddetti. Kabulünü vatana ihanet olarak gördü...

 

MONDROS'TAN SONRA İŞGAL

Mondros Mütarekesi sonrasına dönersek... Neler olduğuna gelince:

İtilaf Devletleri 13 Kasım 1918 tarihinde İstanbul'u işgal ettiler. İngiliz kruvazörleri önce Çanakkale'den geçti, sonra İstanbul Boğazı'na geldi...

İngilizler; 1. Dünya Savaşı sonunda ele geçirdikleri Irak ve Suriye ile Musul, Antep, Urfa ve Maraş'ı işgal etti.

Çanakkale, İzmit, Samsun ve Merzifon'a asker çıkardılar. Bir süre sonra Antep, Urfa ve Maraş çevresini Fransızlara bıraktılar.
Fransızlar Adana ve çevresini işgal etti.

 İtalyanlar, Konya yakınlarından Aydın'a kadar olan Güneybatı Anadolu çevresini işgal etti. İngilizlerin desteği ile Batı Anadolu'yu işgal etmeye başladılar. Gürcüler Artvin ve Batum çevresini, Ermeniler ise Kars ve Sarıkamış'ı işgal etti.

Yunanlar önce 15 Mayıs 1919'da İzmir'e girdiler... İngilizlerin desteği ile Batı Anadolu'yu işgal etmeye başladılar...

 

BURSA'NIN İŞGALİ, PUŞİDE-İ SİYAH

İngiliz gemileri 6 Temmuz 1920'de Mudanya'ya ve Gemlik'e asker çıkardı.

Önce Karacabey ve Mustafakemalpaşa'yı alan Yunan ordusu 8 Temmuz 1920'de Bursa'yı işgal etti...

Ankara'daki Meclis kürsüsüne siyah örtü örtüldü... Puşide-i Siyah! Ve Bursa işgalden kurtuluncaya kadar da kaldırılmadı.

Eski Bursa Mahallesi'nde, eski Bursalıların yaşadığı bir sokakta doğup büyüdüm...

Mahallemizin yaşlılarının masal gibi anlattığı Kurtuluş Savaşı ve işgal yılları hikâyeleriyle büyüdük...

Yunan subaylarının çamaşırlarını yıkayıp Kuvayımilliye'ye casusluk yapan madalyalı ninelerin öykülerini kendilerinden dinledik.

Özellikle kasaba ve köylerde bağ ve bahçelerin, evlerin talan edildiğini, köylülerin öldürüldüğünü anlattılar.

 Yunan işgalcilere destek veren Rum ve Ermeni çetelerinin köy ve kasaba sakinlerine nasıl zulmettiğini de...

Çerkez Fatma Hanım teyze, Karacabey'de ailesi katledildikten sonra mavzer kuşanıp atına atlayıp dağlara kaçtığını Yunan'a karşı savaşan milli güçlere nasıl katıldığını...

Kuvvacı Baki Bey amca da nasıl tutuklandığını, Yunan askerlerinin elinden nasıl kaçtığını, nasıl mücadele ettiklerini anlatırdı...

Biz bunları dinleye dinleye büyüdük... 

Onlar bir kısım Bursalının Yunanlılarla iş birliği yaptığını da anlatırlardı.

 

ÇETELERİN MEZALİMİ

Yunanlılar işgalde Bursalıların elindeki tüm silahları, hatta orakları, baltaları bile topluyor...
Milli mücadele yanlısı kim varsa tutukluyor, İzmir'e, oradan da Atina'ya gönderiyorlar.

Bursa'ya giriş çıkışlar işgalcilerin iznine tabi kılınıyor.

Yunanlar işgalin ilk yılı halkla iyi geçinmeye bakıyorlar. Yerli işbirlikçilerinin de desteğiyle...

 Ancak hem Sevr Antlaşması hem de kaybettikleri Sakarya Savaşı sonrası sonra durum değişiyor. Eziyet artıyor. Yüzlerce insan tutuklanıyor, evler basılıyor.

Yunanların desteklediği Ermeni ve Rum çeteler 1920'nin son aylarından itibaren iyice azıtıyor.  Bursa merkez köyleri, İnegöl, Orhangazi, Gemlik, Mudanya, Karacabey, Mustafakemalpaşa'da ve köylerinde kadın, çocuk, yaşlı demeden yağma ve katliama girişiyor.

10 Eylül'de Yunan birlikleri Mudanya istikametine doğru şehrin pek çok yerini yakarak çekilmeye başlıyor. Ricat yolu üzerinde karşılarına çıkan ne varsa yakıp yıkıp öldürerek kaçıyorlar.

Bursa ancak 30 Ağustos zaferinden sonra 11 Eylül 1922'de Yunan işgalinden kurtuldu...

30 Ağustos Zaferi'nin ne kadar büyük bir dönüm noktası olduğu gün gibi aşikârdır...