Canından korkarken malına…

H. Gül KOLAYLI 20 Eylül 2017 Çarşamba, 06:00

15 Haziran 2017 tarihli "Zihinsel Engel / Resmin Arkasındaki Gerçek" başlıklı köşe yazımda Bursa'da yaşanan "Zengin dilenci olayının arkasındaki dramı" gündeme getirmiştim... 

Konu şuydu.

Bursa'da zengin bir dilenci yakalanmıştı... Cebinden 28 bin lira çıkmıştı... Televizyon kanallarının haber bültenlerinde bankada 500 bin lirası olduğu söylenmişti. Zaten görüntülerde Ziraat Bankası hesap cüzdanı da duruyordu...

Oysa kişi dilenci filan değildi. Orta dereceli zihinsel engeli olan biriydi.
Bursa'nın eski mahallelerinden birinde yaşıyordu. (Köşe yazımda korumak için yanlış mahalle adı vermiştim.) Mahalleli onu çocukluğundan itibaren tanıyordu. Varlıklı bir ailenin evladıydı. Babası Uluyol'da esnaftı. Dükkânları vardı. Babasının ölümünden sonra uzun yıllar annesiyle yaşamıştı.

Annesi hayattayken ona bakmış, temiz pak gezinmişti. Ancak annesinin ölümünden sonra tek başına yaşamaya başlamıştı.

Süreç içerisinde karton kutu, naylon toplamaya başlamıştı. Evini çöp eve çeviriyordu, zihinsel sorunları artmış, çöp biriktirmeye başlamıştı. Çöp koku yapınca komşular zabıtayı arıyor, belediye de gelip temizlik yapıyordu...

Yani... Kimliği, dilenci olmadığı, varlıklı bir ailenin evladı olduğu, annesinin ölümünden sonra böyle perişanlaştığı komşuları tarafından biliniyordu.

Mahalleli tarafından tanınan, bilinen ve zararsız gözüyle bakılan biriydi... Bankadaki parasına gelince 2009'da babasından miras kalan malların satışından ona düşen hisse bankaya yatırılmıştı... Yani aile yakınları, bu zihinsel engelli deyip de hakkını elinden almamışlar, neyse hakkı vermişler.

 

AİLE YAKINLARI HAREKETE GEÇTİ

Aile yakınları, televizyon ekranlarında zengin dilenci diye haberleştirilmesinin ardından ağır sağlık sorunlarıyla da uğraştıkları M.C.Ö.'nün en çok da can güvenliğinden kaygılandılar.

"Ya birisi parası var diye saldırırsa, döverse, öldürürse" diye.

Yaşadığı ev kendisine ait değildi. Aile tarafından M.C.Ö.'ye  tahsis edilmişti. Doğup büyüdüğü ortamdan uzaklaşmak istemediği için... Ayrıca daha önce de bir bakım evine yatırılmasını tartışmışlardı, ama durmayacağını, kaçacağını biliyorlardı.

Ağır sağlık sorunları olan akrabaları toplanarak ortak karar aldılar ve bir yakınlarının vasi tayin edilmesine karar verdiler.

Ardından vasilik davası açıldı. Mahkemece tayin edilecek olan vasi, M.C.Ö.'nün  geçimi için gerekli olan masrafları  belgelemek kaydıyla ve ancak Sulh Hukuk Hakimliği onayı ile gerçekleştirecek. Tüm parasına tedbir konacak.

Bu arada belediye M.C.Ö.'nün oturduğu evi temizledi. Tüm biriktirdiği eşyaların yanı sıra evde kirli ne varsa, yatak, yorgan, tabak, çanak, tencere hepsini attılar.

Ardından vasi adayı olan yakını ve diğer akrabaları komşularının da yardımıyla kadınlar tutup hep birlikte evi tepeden tırnağa temizleyip dezenfekte ettiler.

Koltuk takımı, tabak, çanak, yatak, yorgan, nevresim ve televizyon gibi eşyalar temin edildi.  Güvenliği için evin camlarına demir parmaklık yaptırıldı.

Ardından da bir yemek şirketiyle anlaşıldı, akşam yemekleri yemek şirketi tarafından getiriliyor. Şirket çalışanını tanımadığı için kapıyı açmıyor, yardımsever komşusu tarafından alınıp kendisine veriliyor.

Ve haftada bir pazar günleri evine gidilip, M.C.Ö. ikna edilerek, kızdırmadan topladığı eşyalar fazla birikmeden atılıyor, ev yeniden temizleniyor.
Eskisi gibi sokaklarda dolaşmıyor. Evde oturup televizyon izliyor.

 

KORKULAN OLDU

 M.C.Ö.'nün yakınlarının en büyük kaygısı birilerinin canına kastedeceğiydi...  
Hiç akla gelmeyen oldu. Akla zarar olay şöyle:

M.C.Ö.'nün bankadaki parasına haciz geliyor! Hem de televizyon ekranlarından belirtilen miktar kadar; 500 bin lira! Üstüne üstelik de Ziraat Bankası'ndaki hesabına!

Banka, M.C.Ö.'nün zihinsel yetersizliğini bildiğinden aile yakınlarına ulaşıyor.

Halen süren bir vasilik davası olduğundan hızlı bir şekilde mahkemeden bankadaki paraya tedbir kararı aldırıyorlar. İcra'nın İstanbul'dan koydurulduğunu öğreniyorlar.

Ardından durumu araştırmak için İstanbul'a, İcra Dairesi'ne giden avukat şöyle bir tabloyla karşılaşıyor:

Dosyaya göre, M.C.Ö. 500 bin liralık bir senet imzalamış. Ev adresi ise Bursa değil, İstanbul İnönü Mahallesi'nde bir yer!

Oysa M.C.Ö. adrese dayalı nüfus sisteminde Bursa'da üstelik de onlarca yıldır aynı adreste.   

M.C.Ö. kent içinde bile otobüse binmeyen yürüyebildiği yere kadar giden biri. Evinden sadece karton, kutu, şişe toplamak için çıktığı tüm mahallelinin malumu.

M.C.Ö. İstanbul'a gitmiş. İstanbul'da bir adreste oturmuş, birisinden 500 bin lira borç almış ve senet imzalamış!

Bu adamcağız değil borç almak, kendi emekli maaşını bile harcamaz. Tüm bozuk paraları biriktirir. Biriktirme hastalığı vardır... Çöpleri bile biriktirir...

M.C.Ö.'nün yakınları ve avukatı böyle bir borcun olmadığını, M.C.Ö.'nün böyle bir senedi imzalamadığını iddia ediyor.

Dosyaya göre, 8 Ağustos 2017'de M.C.Ö. icra tebligatını gönüllü bir şekilde, zarfın üzerine "Muhatabın isteği üzerine" şerhi düşürtüp, Esenyurt Postanesi'nden bizzat kendisi alıyor!

Bir borçlunun kendisine icra getirtmek için bu kadar gönüllü olduğunu ilk kez duydum.

İcra tebligatları teamüle göre adrese yapılır, postanede yapılmış. Bu da dosyadaki bir başka tuhaflık...

 

HEMEN TEDBİR KOYDURULUYOR

13 Eylül 2017'de ise bankadaki paraya haciz geliyor.

Yakınları, vasi adayı ve avukatlar hemen harekete geçip Mahkeme'ye başvuruyor, tüm parasına tedbir koyduruyor ve savcılığa da suç duyurusunda bulunuyor...

15 Haziran'da yazdığım yazıda demiştim ki:

"Şimdi ne olacak? Zihinsel engeli nedeniyle kendini koruyabilecek durumda da değil. Hırsızı, uğursuzu para diye tepeleyip duracak..."

M.C.Ö.'nün  arkasını arayan birileri olmasa ne olacaktı?

 Bundan sonrası yargının işi... Yargı bu düğümü çözecektir...

Ayrıca itiraf edeyim bu olay beni çok kaygılandırdı. Özellikle kimsesiz ve yaşlı insanların başına bu tür şeylerin geldiğini yazılı ve görsel medyada okuyup duruyoruz.

Diyeceğim şu, Allah kimseyi kötülerle karşılaştırmasın!..