Doğru bildiğimiz yanlışların sonuncusu: Sirkeli su!

H. Gül KOLAYLI 09 Eylül 2018 Pazar, 06:28

Yıllarca tansiyon ya da kolesterolü yüksek hastalara, hatta hiçbir hastalığı olmayan yaşlılara, "Sakın ha! Yumurta yemeyin!" dendi...

Babam sallamadı, tereyağında sucuklu yaptırır, en az da üç yumurta kırdırırdı... Ama anacığım yıllarca yumurtaya hasret kaldı. Doktor yasağı vardı.

Hele sakatat! Asla! Damarları tıkar, öldürürdü! Katildi! Babam hiç umursamadı, evde kuzu kafası, dil, beyin eksik olmazdı.

Oysa kadim gelenekte vardı, kansızlık çekenlere dalak ızgara yapılır, verilirdi. Anacığımı doktorlar korkutmuştu; yemezdi... Tereyağı da külliyen yasaktı! En sağlıklı yağ olarak ise mısırözü kakalanmıştı! İşlemden geçmiş olmasına karşın! 

O güzelim zeytinyağının yerine geçmişti, yemekler onunla yapılır, kızartmalarda ise ayçiçeği yağıyla karıştırılırdı.
Tereyağı çok zararlıydı, ama hiçbirimiz trans yağın zararlarını hiç ama hiç bilmezdik. Her türlü margarin tüketilirdi.

YUMURTA, TEREYAĞI BERAAT ETTİ!

Sonra gün geldi, yumurta beraat etti. Ne kadar da çok faydası vardı!

Tereyağı da öyle! Sakatat da! Art arda beraat etti. Aklıma geldikçe vicdanım hâlâ sızlıyor. Anacığıma yıllarca en sevdiği yiyecekleri yedirmedik.

Hepimizin büyürken temel gıdaları arasında yer alan açık süt ve yoğurt da hepten zararlı ilan edildi. Bir ara sokak sütçüleriyle savaş ilan ettik... (Bizi de inandırdılar, dâhil olduk!)  Annem hep söylenirdi, hazır sütleri içemezdi; bunun tadı buruk, başka, süt gibi değil derdi...

En kötüsü de tuzdu... Yıllarca doktorunun "Tuzlu yersen ölürsün" tavsiyesi ile kadıncağızın tüm yemeklerinde tuz sıfırlandı.

Tadı hiçbir şeye benzemeyen tuzsuz ekmek yiye yiye bir hal oldu. Başta hep midesi bulanıyordu. Sonrasında tuzsuzluğa alıştı...
Bir ara ani ecel terleri dökmeye başladı. Dönemin Kızılay Tıp Merkezi'ne götürdük... Doktor bedeninde tuz, potasyum ve kalsiyum kalmadığını, hemen tuz ve potasyumdan güçlü besine geçmemizi istedi. Yoğun vitamin takviyesi yapıldı...

Anacığımın ahir ömrümün son demlerinde ağzının tadını hepten kaçırmıştık, tatsız tuzsuz yedire yedire... Yıllar sonra tuzlu yemeğe geçtiğinde bu defa da tuzlu yiyemez oldu...

2000'li yıllara yaklaştığımızda bir kardiyolog arkadaşımız, uluslararası bilimsel toplantılarda kalp hastalarının tuzsuz diyetin yanlışlığının gündeme geldiğini söylemişti...

Annem ahrete göçtükten sonra tuz hepten beraat etti. İşlenmemiş doğal tuz tabii! Bu konuda da tartışmalar halen sürüyor. Kimi bilim insanları çıkıp işlenmemiş tuzun çok daha büyük sorunlara yol açacağını iddia ediyor... Bir başkası da tam tersini söylüyor...
 

EKMEK YEMEYİN, EKMEK YİYİN!

Şimdi öyle hepten tuzsuz diyet diye bir şey yok. Çok spesifik hastalıklarda öneriliyor.

Şimdi bazı bilim insanları çıkıyor, 'Hiç ekmek yemeyin' diyor. Oysa bu coğrafyada binlerce yıldır insanların temel besinleri arasında buğday yer alıyor.

Haa, buğdaylar eski buğday değil! Sorun tam da burada... GDO'lu ne idüğü belirsiz, insanı hasta eden bir şeye evrildi. Ama Anadolu'da mesela Kastamonu'da hâlâ kadim buğday ekiliyor; siyez buğdayı. Bizim BESAŞ da ekmek yapıyor. Oldukça pahal, ama bir dilimi, diğer ekmeklerin üç dilimine bedel, tok tutuyor. Yine kadim buğday türlerinin ekimi için birtakım çalışmalar var... Bir de ekmeğin içine katkı maddeleri var...

Aaa... Yine yakınlarda karbonhidratların insan ömrünü uzattığına dair bir araştırma tüm gazetelerde yer aldı...
Hah, şimdi de "Ekmek beraat edecek" dedim. Zaten bazı bilim insanları ekmek tüketiminin insan sağlığı için gerekli olduğunu söylemeye başladı.

"Ekmek yiyip yememe" tartışması, tuzu kurular üzerinde yürüyor. Yoksul ahalinin umuru bile değil. Zira katık bile zor bulan kalabalık ailelerde ekmek olmadan sofradan tok kalkmak mümkün değil!

ŞEKER, ASPARTAM, MISIR ŞURUBU!

Artık gıdada daha fazla bilgilendik...

Misal şekerin ne kadar öldürücü olduğunu öğrendik. Esas tehlike tuzda, ette, yumurtada, tereyağında, zeytinyağında değil, şekerdeymiş. Hele de Cargill ile her türlü gıdamıza musallat olan, şeker pancarı tarımını ve pancar şekerini öteleyen mısır şurubu! Hepsinden beter!

Şekerin yerine kaktırılan ve çoğumuzun diyet yapıyoruz sanarak uzun yıllar kullandığımız aspartamın da insan sağlığına zararı ortaya çıktı.
 Ne yazık ki Çin'den gelen ucuz aspartam günümüzde tatlılarda ve çeşitli hazır gıda ürünlerinde kullanılıyor.

Şekeri nereden alacağız peki? Ona da ihtiyacımız var. Meyvelerden, bal ve pekmezden!

Tüm bunları öğrendik de ne oldu? Başta çocuklar olmak üzere tüketim sürüyor!

DOGRU BİLDİĞİMİZ BİR YANLIŞA DAHA TOSLADIK!

Hani hep 'sebze ve meyveleri sirke ile yıkayın, sirkeli suda bırakın' denir ya! Marul, soğan, maydanoz gibi sebzelerle kabuklarını soymadan tüketeceğin her türlü meyveyi sirkeli suda bırakıyordum... Pek çoğunuz gibi...

Şimdi de geçenlerde Endokrin Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Erbil, tarımda kullanılan kimyasallardan pestisitlerin toprak ve suda kirletici etkiye yol açtığını ve insan sağlığına zarar verdiğini açıkladı.

Bu en azından bir kısmımızın bildiği şey! Prof. Dr. Erbil'in açıklamasında yer alan ve bilmediğimiz hususa gelince; aynen şöyle:

"Pestisitlerin kimyasal özellikleri farklıdır. Örneğin elmada hangi tür pestisitin kullanıldığı bilinmediği için bol duru suyla yıkamak, kabuğunu soyup tüketmek en doğrusudur.

 Çilek gibi soyulamayan meyvelerin ise organiğini tüketmek gerekir.

Ülkemizde sebze, meyve ve özellikle yeşil yapraklı sebzelerin yıkanması sırasında sirkeli su kullanılmaktadır.

Ancak bazı pestisitler sirkeli suda daha etkin hale gelerek zararlı olmaktadır. Hangi sebze ve meyvede hangi pestisitin kullanıldığı bilinmediği için sirkeli suyla yıkanmamaları gerekir. Sebze ve meyveleri tamamen tarım ilacından arındırmak mümkün olmasa da duru suyla yıkayıp, özellikle yeşillikleri suda bekletmek en doğru temizleme şeklidir!"

Eyyy ahali, doğru bildiğimiz yanlışlardan birine daha tosladık sizin anlayacağınız!

Meyve sebzelerin sirkeli su ile yıkanmaması gerekiyormuş! Kimyasal atıklardan arındırdığını sandığımız sirkeli su bazı pestisitlerin daha etkin ve zararlı olmasına yol açıyormuş!..