Eski ramazanlar…

H. Gül KOLAYLI 07 Haziran 2016 Salı, 07:00

Ben de bu aralar eskicilere döndüm...

Eskiden sokaklarda gezerlerdi "Eskiler alırım..." diye... Eskileri verirdiniz, naylon bir şeyler alırdınız... Ya da birkaç lira!

O eskilerin (çoğunlukla pantolon ve ayakkabı gibi şeyler!) bir kıymeti vardı... Yıkanır, tamir edilir, ayakkabıysa boyanır, bit pazarında satılırdı...

Şimdilerde bit ya da bat pazarının bir hükmü kalmadı... Artık 2'nci el mağazaları var... Millet, onlarca yıl öncesinin giysisini moda diyerek, bir sürü para ödeyip satın alıyor...

Bizim de anılarımızın bir hükmü kaldı mı, hiç bilemiyorum...

Neyse... Dedim ya eskicilere döndüm diye... Şehrin geçmişini, kültürünü hatırlatıp duruyorum işte...

Malum bugün ramazanın ikinci günü...

Eski ramazanlar bir başka güzeldi...

Ramazan gelmeden günler öncesinden hazırlıklar başlardı... Evlerde her şey temizlenir, yıkanır, paklanırdı... Tıpkı bayram öncesinde olduğu gibi...

(Şimdilerde bayramlar tatil olarak algılanıyor.

Herkes bir yerlere gitme derdine düşüyor. Büyüklere, akrabalara gitmek, ya da misafir ağırlamak zul olarak kabul ediliyor.

Geçen sene bir kadının kurduğu şu cümleleri hiç unutmuyorum: "Ya şekerim, bayramda tatile gidiyoruz. Evde kalsak, el öpmeye gelenlere para veriyorsun. Yemek yapıyorsun. Sen bir sürü yere gidiyorsun, elin boş da gidilmiyor. Bir sürü masraf valla! Tatile gitmek daha ucuza geliyor valla!"

 Yüzüne karşı "Yuh" demiştim... Biz geleneklerimizi, kültürümüzü reddederken, aslında geçmişimizi, kendimizi de yok sayıyoruz...)

Ramazan öncesinde komşular birbirinde toplanırdı, imece usulü her gün birisinde olmak üzere, hep birlikte kesme makarnalar açılır, yufkalar hazırlanırdı...

Bu gelenek kırsalda aynen sürüyor... Kentte de mahalle kültürünün yaşadığı yerlerde ve bazı ailelerde de var...

Kilerler dolar, hazırlıklar tamamlanırdı.
Keza, zamana yenik düşmeyen geleneklerden biri de ramazan pidesi... Hele de yumurtalı olunca!

Çocuktuk, pide görevi bizimdi; elimizde yumurtalarla ve sıcak pideden yanmaması için havluyla beklerdik fırın önünde epeyce...

Şimdiki gibi çeşitli kurumlar erzak dağıtmazdı, toplu olarak öyle yüzlerce kişiye iftar da verilmezdi...

Ama akraba akrabayı, komşu komşuyu gözetirdi...

Komşusu açken, tok yatmamaya bakardı insanlar!

Alabilen ihtiyacı olana erzakını, hiç kimse görmeden, kimseye duyurmadan götürürdü!

Veren el, alan eli bulur, ama teşhir etmezdi...

Yardımı göstere göstere yapmak çok ama çok ayıplanırdı, zaten kimse de öyle yapmazdı.

Ve büyüklerimiz ramazanın sadece aç kalmak olmadığını anlatırlardı...

Ne yetişkinler ne de çocuklar kötü söz ederdi ramazan boyunca!

İftarda sofraya asla sadece aile olarak oturulmazdı. Mutlaka sokağın yaşlılarından bir ya da birkaç kişi olurdu.

İftara davetsiz gelen makbul sayılırdı ve herkes de bunu bilir, misafir hakkı deyip, fazladan yemek yapılırdı.

Misafirden kaçılmazdı...

Davulcular hâlâ dolaşıyorlar sokakları...

Ama... Eskiden sesleri güzel olurdu, maniler okurlardı.

Birlikte açılan iftarlar başka güzeldi..

Tıpkı birlikte yapılan sahurlar gibi! Konu komşu birbirine iftarda gittiği gibi, sahurda da giderdi...

Biz yaşlı komşumuz, yalnız yaşayan Hatice Hanım Teyzemiz olmadan ne iftar ne de sahur yemeğine otururduk. Ya da Remziyanım ve Hüsniyanım teyzeler gelirdi...

Kadınlar gelemeyen komşuları  için pişirdiklerinden kokmuştur, canı çekmiştir diyerek dar gelirli komşularına birer tepsi içinde yemek götürürlerdi.

Ve... Tophane'den topun patlayışını çocuklar sokakta heyecanla beklerdi... Zaten her yerden duyulurdu sesi...

Ve hep birlikte açılırdı iftarlar. 

(Çorba, pilav, börek olmazsa olmazıydı sofranın. Ağır tatlılar yerine sütlaç, güllaç gibi hafif sütlü tatlılar yenir, susatacağından turşu gibi yiyeceklerden ve tuzdan uzak durulurdu. Ha, bir de annem ramazan pidesinin içini maydanozlu peynirle doldurur, yumurtaya bular, kızartırdı.  Uzun yıllardır ne yedim, ne de yapıldığını gördüm... Bir de kaçamağı meşhurdu annemin... Yapar ve bütün aralığa da gönderirdi...)

Ve teravihe gidilirdi çoğu zaman hep birlikte...

Yaz akşamıysa... İftardan ve teravihten sonra, mahalle ahalisiyle birlikte Kültürpark'a ya da başka çay bahçelerine gidilirdi...

Erkeklerin özgürlük ayıydı ramazan... Sahura kadar kahvede otururlardı...

Ve tiyatroya giderdik... Yanlış duymadınız! Ramazanda tiyatro daha bir kıymetli olurdu...

Bazen meddah ve Karagöz oyunları da izlerdik.

Velhasılı, paylaşarak yaşanan her şey güzeldi, insanı çoğaltıyordu...  

 

Son olarak...

Hayırlı ramazanlar... 

(Yokun ve yoksulun halinden sahiden de anlayanlar için geçerli bir temennidir...)

 

 

 

BSMMMO'DA SEÇİMLER

BSMMMO Olağan Genel Kurulu ve seçimli oturumu gerçekleşti... 

4 bin 548 kayıtlı üyeden 2 bin 512 üyenin oy kullandığı seçimlerde üç liste yarıştı...

Çağdaş Muhasebeciler Grubu bin 299 oy alırken... Meslekte Dayanışma ve Birlik Grubu bin 66, Uludağ Meslekte Birlik Grubu ise 113 oy aldı...  

Geçmiş  dönemde Çağdaş Muhasebeciler kendi aralarında bölününce Oda yönetimi Meslekte Dayanışma Grubu'na geçmişti... Bu süreçten ders çıkartan Çağdaş Muhasebeciler, her yıl seçimlerden birkaç ay önce grup içerisinde ön seçime gidiyor ve ön seçim sonucunda oluşan liste ile seçime gidiyorlar. Bu yıl da Ahmet Hikmet Sönmez'in başkan adayı olduğu liste önde çıkmıştı.

Çağdaş Muhasebeciler, tüm kurullarda çoğunluğu sağlayarak Yönetim Kurulu'nda 4'e 3; Denetim'de  2'ye 1, Disiplin Kurulu'nda 3'e 2 olarak kazandı...