Eylül'e hepimizin içi yandı

H. Gül KOLAYLI 03 Temmuz 2018 Salı, 06:25

Kaç gündür yazmaya çalışıyorum,  yazmaya başlar başlamaz itibaren kontrolümü yitiriyorum, tansiyonum fırlıyor, küfretmeye, bela okumaya başlıyorum...

 Aklıma torunum düşüyor, elim ayağım kesiliyor...
Ben yazamaz hale düşmüşken, o katledilen masumun anacığı, babacığı kim bilir ne haldedir!..
Eylül henüz 8 yaşındaydı...

Acı öyküsünü hepiniz biliyorsunuz...

Bursa'da yaşayan Yağlıkara ailesi bayram tatili için Polatlı'ya gitmişlerdi... 22 Haziran'da kaybolmuştu...

 1 Temmuz'da bir elektrik direğinin dibine gömülmüş halde bulundu...

Boğularak öldürülmüş! İlgili bakanlıktan yapılan açıklamada, tecavüz olup olmadığının bilinmediği, otopsi sonucunun beklendiği yer aldı.

Ancak yaygın medyada, Uğur Koçyiğit denilen sapık caninin telefonunda yapılan incelemede çocuk pornosu bulunduğu ve pedofil eğilimi gösterdiği yer almıştı.

Eylül'ün vahşet ötesi bir cinayete kurban gitmesi, Türkiye'yi acıda birleştirdi.

Tüm siyasi parti temsilcileri, hangi partiye oy verirse versin tüm vatandaşlar ortak tepki gösterdi... Sanatçısından siyasilere, köylüsünden kentlisine herkesin içi yandı.

Umarım oluşan toplumsal tepki, bu tür sapık emelleri olan kişilerin yüreklerine bir nebze de olsa korku salmıştır...

Son günlerde insanların en çok sorduğu soru şu:

'Biz ne ara böyle olduk?'

Aslında epeydir böyleyiz aslında... Eylül Türkiye'de tecavüze uğrayıp boğazlanan ilk çocuk değil... Temennim son olmasıdır.

Acı hatıraları beynimiz öteliyor...

Hatırlarsınız... Kayseri'de 21 Eylül 2009 tarihinde şeker toplamaya çıkan 3 çocuk kaybolmuştu...

Bir buçuk yıl sonra, İçişleri Bakanlığı tarafından kurulan bir özel ekip tarafından yürütülen soruşturmada kaybolan çocukların cinayete kurban gittiği ortaya çıkmıştı.
Sapık canavar Uğur Veli Gülışık, kapısına gelen 6 yaşındaki Dilruba ve 8 yaşındaki Ahmet Tuna kardeşleri elleriyle boğarak, 10 yaşındaki Türkan Ay'ı ise tecavüz ettikten sonra bıçakla öldürmüştü...

 Cani, çocukları bavullara koyarak Yozgat'ın Çayırlı ilçesinde bir gölet kenarına gömmüştü...

2016 yılı 14 Ekim'de Manisa Alaşehir ilçesinde 3,5 yaşındaki Irmak kaybolmuştu.

Ailesi bulmak için Müge Anlı'nın programına çıkmıştı... Hatta Müge Anlı, şüphe doğrultusunda Himmet Aktürk'ün üstüne gidince, ailenin Alaşehir'deki komşuları "Himmet amcalarının çok iyi bir insan olduğunu, böyle bir şey yapmayacağını" söyleyerek programa tepki göstermişlerdi.

(Bu konu Anlı'nın içine işlemiş olmalı ki başka vakalarda da insanlara bildiklerini anlatmaları yönünde çağrı yaparken, bu konudan örnek verir...)
Ve canlı yayında program arasında Himmet Aktürk cinayeti Müge Anlı'ya itiraf etmişti... Küçük kıza tecavüz etmiş ve boğarak öldürmüş, bir tarlaya gömmüştü; 3 gün sonra minik Irmak'ın cesedi toprağa gömülü vaziyette bulunmuştu...

(Kupal ailesinin dramı burada kalmamış; 3 ay sonra 22 Şubat 2017'de baba Bilal Kupal karısını ve diğer kızını öldürmüştü!)
Televizyondaki çeşitli programlarda, küçük yaşlarda kaybolan çocuklarını yıllardır arayan aileler olduğunu görüyoruz...

Türkiye'de kaybolan, tecavüze uğrayıp katledilen çocuklar daha önce de vardı...

Toplumda tepkiler birikti, birikti...

Eylül'ün hunharca, canavar ruhlu biri tarafından katledilişi bardağı taşıran son damla oldu...

2015'teki Özgecan cinayetini hatırlayın...

11 Şubat 2015'te kaybolmuş ve 3 gün sonra yanmış cesedi bulunmuştu. Tecavüze uğramış, bıçaklanarak ve dövülerek öldürülmüştü.


O da bardağı taşıran son damlaydı ve toplumda infiale yol açmıştı... Pek çok yürüyüş düzenlenmiş, kadın ve erkekler "Bu son olsun!" diye sloganlar atmıştı.

Peki, son oldu mu? Olmadı!

 Özgecan'dan sonra da yüzlerce kadın öldürüldü... Yüzlerce kadın ve çocuk tecavüze uğradı...

Şimdi benzeri bir tepkiyi toplum olarak minik Eylül için gösteriyoruz... İnşallah gereken yasal düzenlemeler yapılır, tedbir alınır...

Özgecan'dan sonrası gibi yine çocuklar öldürülmez.

Bu toplumun hâlâ vicdanı var, hala empati yapabiliyor ve en çok da masumiyetin hunharca katline tepki veriyor...

Şimdi o masmavi gözlü 3,5 yaşındaki minik Leyla aranıyor. Ölüsü ya da dirisi hâlâ bulunamadı.

Devlet her türlü imkânıyla köyü altüst ediyor.

Yaygın medyadan izlediğimiz, okuduğumuz kadarıyla akla gelebilecek tüm yöntemler kullanılıyor. Kadavra arama köpeklerinden tutun avcıların karga sürülerini gözetlemesine dek, yörede bakılmadık metruk ev, kuyu, dere, kanalizasyon bırakılmadı...

Çocuk hâlâ yok! Ya biri kaçırdı, ya da Kayseri'deki çocuklar gibi öldürülüp uzak bir yere gömüldü...

Kayıp ölümden beter! Ölür, bir mezarı olur, bilirsiniz... Yıllarca minik evlatlarını arayan ailelerin hepsi dua edecekleri bir mezara razı.

Pedofil ya da halk arasında bilinen adıyla sübyancılık suçtur...

Bir pedofil ya da sübyancının eylemini cinayetle sonlandırma olasılığı, tanık bırakmamak adına her daim güçlüdür. 
Zaten genel olarak empati yeteneğinden yoksun, psikopat, asosyal dolayısıyla da şiddete eğilimli kişilerdir...

Seri katillerin, tecavüzcü katillerin çocukluk geçmişlerinde hayvana eziyet olması boşuna değildir...

Nasıl başa çıkılacak? En başta her türlü iyi hal indiriminden arınmış ağır cezalar şart!

Cezasızlık, toplum vicdanını kanatmaktan öte kanırtır hale geldi.

Potansiyel sapık ve katillerin emellerini eyleme dönüştürmelerine yol açacak her türlü söylemden de kesinlikle uzak durulması gerekiyor...

Hukukçular, sosyologlar, psikologlar, ilahiyatçılar bu duruma kafa yormalı... Ortak dil geliştirilmeli...

Televizyon ekranlarından birileri 6 yaşında çocuğa nikâh düşeceği, 3 yaşındaki bebenin dizinden tahrik olunacağı gibisinden "potansiyel sapık ve katillerin kendilerine haklılık payı çıkarttıracak görüşleri" bildirmemeli!..
Çocuklara yönelik cinsel suçlar ağırlaştırılmalı...

Bu saatten sonra, en ağır cinsel suç olan pedofil eylemini destekleyen, öven, öne süren, gerekçelendirenlere bir cezai yaptırımı olmalı!

Şairin dediği gibi; "Çocuklar ölmesin, şeker de yiyebilsinler"...