“Godot’yu beklerken…”

H. Gül KOLAYLI 24 Haziran 2015 Çarşamba, 06:06
Bir bekleme ahvali alayımızda... Bireysel ve toplumsal olarak sanki her daim bekleme salonuna alınmış gibiyiz... Dün dişle ilgili sorunumdan dolayı sahada değildim... Bir arkadaşa dedim "Yazıyı yazacağım da... Bekliyorum... " O da "Madem bekliyorsun, beklemek üzerine yaz!" dedi... Önce çakıldım kaldım... Lise kompozisyon sınavındaymış gibi hissettim bir an... Sonra düşündüm... O kadar çok şey bekliyoruz ki... O kadar beklentiyle yüklüyüz ki! İşte toplumsal beklentilerimizden biri: Hükümet'in kurulması... Rivayet muhtelif... AKP'nin MHP, CHP, HDP ile ayrı ayrı koalisyonu... CHP; MHP koalisyonu, HDP'nin dışarıdan desteği... Bir de erken seçim olasılığı... Ülke hükümetsiz kalacak! Halk krizden korkacak ve mevcut partilerden birine yüklenerek tek başına iktidara getirecek mi? En fazla oy alan partinin dışındakiler için böyle bir olasılık 3, 4 aylık bir sürede zor ötesi... Vatandaşın derdi ise ekonomi, yoksulluk, kriz, işsizlik... Siyasilerin beklentileriyle, halkın beklentileri örtüşmüyor... Dün çiçeği burnunda milletvekillerimiz yemin ediyordu... Ve 18 Bursa milletvekili de yemin etti... Bakalım Bursa'nın, Bursalılar'ın, çoğunluğun beklentilerini karşılayacaklar mı? Mesela... DOSAB Termik Santrali gibi 100 sanayiciye kazandıracak bir proje için yüz binlerce insanın sağlığını, geleceğini kaçı yok sayacak? Kaçının umurunda bile olmayacak...   ***** TOFAŞ'TA BEKLENTİLER... Kim nerede duruyorsa dünyaya öyle bakar ve beklentilerini de ona göre biçimlendirir... Mesela... Bursa'daki işçi hareketleri... İşverenin ve temsilcisi MESS'in işçiden, devletten ve devletin tüm yaptırım aygıtlarından beklentisi işçiye olabilecek en düşük ücreti vermek ve koşulsuz biat... İşçinin beklentisi ise kendisine daha insani bir yaşam sunacak ücret, artı daha insani çalışma ortamı sunacak sendikal özgürlük ve işten atılmama garantisi... Mayıs ayındaki grev sırasında TOFAŞ patronu işten atmama, ücretlerde iyileştirme ve sendikal özgürlük maddelerini kabul etmişti... Son birkaç gündür yine TOFAŞ gergin... İşten çıkarmalar sürüyor... Türk Metal'in yerine geçmeye hazırlanan AK Parti iktidarına yakın olduğu öne sürülen. Çelik İş Sendikası ilk çıkarılan işçi temsilcilerini sendikada istihdam edeceğini bildirip işçiye "itidal" önerisinde bulunmuştu... İşverenin en sevdiği şeydir... İtidal, sükunet... İtiraz etmemek... Hele de "enseye vur lokmasını al" kabilinden işçi en makbul olanıdır... Çelik İş, itidal ve işten atılanları sendikada istihdam etme hamlesiyle TOFAŞ işverenin yanı sıra MESS'in çoktan takdirini kazandı... Ama... TOFAŞ işvereni durduramadılar.  Grevde öne çıkan işçi temsilcilerini bir bir kapının önüne koymayı sürdürüyor... TOFAŞ'ta işçiler çok tepkili, için için kaynıyor fabrika içi... Koç Grubu işçisine direniyor... Sözünü tutmaya direniyor... Şimdi Bursa Mayıs işçi eylemlerinin ikinci oturumu başladı; "#DirenKoç"; "#Diren Tofaaş Patronu"; "#Diren Mess"... VE GODOT'YU BEKLERKEN... Bekleme deyince aklıma Samuel Beckett düşer ve "Godot'yu beklerken!" gelir... Eylemsizliklerine yenilmiş olan Roman kahramanları Didi ve Gogo kim ya da ne olduğunu bilmedikleri bir şeyi Godot'yu beklerken, Türkçede incir çekirdeğini doldurmaz denilecek tarzda içeriksiz, saçma sohbetler ederler... Godot'yu Beklerken'i okuduğumda ve oyununu izlediğimde, "İnsanların uysalca itiraz etmeden beklentilerinin gerçekleşmesini beklemesinin amaca dönüştüğünü ve anlamsızlaştığını" düşünmüştüm... Öte yandan... Beklemek dedik ya... Bireyselde... Büyümeyi, okulun bitmesini, âşık olmayı, evlenmeyi, çocuk doğurmayı, çocukların büyümesini, evlenmesini, torunların olmasını, başarılı olmayı bekleriz... Ev, araba, yazlık, kışlık ve daha pek çok maddi şeylerin sahibi olmayı...  Mutlu, huzurlu, sağlıklı olmak da dâhil bireysel beklentilerimiz sonsuzdur... Kendimize özgü "Ben"e dair beklentilerimiz de var... Bireyselle toplumsalı harmanladığımız... Bazılarını ötelediğimiz, baskıladığımız... Mesela "Ben" üzerinden yürürsem... İlkokul 2. sınıftayken "Nasıl bir dünya?" konulu bir resim yapmıştım... Yaşlıların, atların, köpeklerin, kedilerin kuşların mutlu olduğuna, çocukların gülüp oynadığı çiçekli, kelebekli bir dünya çizmiş ve boyamıştım... Bu yaşa geldim... 7 yaşındayken neyi düşlemişsem, beş aşağı beş yukarı aynı şeyi istiyorum... Adı üstünde düş... Ya da beklentiler silsilesi... "Godot'yu beklemek" gibi bir şey mi acaba?