Hayata dair bir çeşitleme: Konser ve ‘Alzheimer’

H. Gül KOLAYLI 18 Kasım 2016 Cuma, 08:07

Koza Lions Kulübü, Nilüfer Belediyesi ve Popüler Müzik Sanatı Vakfı (POPSAV) iş birliği ile düzenlenen konser muhteşemdi...

Etkinliğin geliri Alzheimer Hasta Konukevi yararına aktarılacak...

'Hey Gidi Günler' adıyla Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi Orhangazi Salonu'nda gerçekleşen konsere ilgi büyüktü...

70'li yıllara gittik... Birlikte büyüdüğümüz, devleşen sanatçıların "bizleşen" şarkılarını dinlerken...

Koza Lions Kulübü Başkanı Müge Okşan ilk olarak ONKODAY Hasta Konukevi'ne destek olduklarını, son birkaç yıldır ise tümü 118 K Çevre Yönetimi Kulüpleri olarak yapılan tüm etkinliklerde güçlerini Alzheimer Hasta ve Konukevi için birleştirdiklerini anlattı...

Nilüfer Belediyesi'ne teşekkür etti. Sinevizyon sunumda, Özlüce'de yapılan Konukevi'nin  bitme aşamasına geldiğini de söyledi...

Aslında yerin tam adı şöyle: Nilüfer Belediyesi, Lions ve Ercan Dikencik Alzheimer Konukevi.

Bursa'nın en eski ailelerinden biri olan Dikencik'lerin de önemli katkısı olmuş...

Konukevinin inşaatı büyük ölçüde tamamlanmış durumda...

Konsere gelince...

Kimi zaman gözlerimin dolduğunu hissettim.

Eski günlere gittik...

Bugünlere göre her şey ne kadar güzelmiş... Türkiye nereden nerelere gelmiş!

Bazen hatırlamak acı veriyor insana...

Tüm şarkıcılar ikişer şarkı söylediler... Hepsi de birbirinden güzeldi...

Hakan Eren'in sunumu ve POPSAV Orkestrası eşliğinde Bilgen Bengü, Coşkun Demir, Ercan Turgut, Ersan Erdura, Güzin ile Baha, Kartal Kaan, Nur Yoldaş, Rana Alagöz, Sevda Karaca, Tülay Özer ve Semiha Yankı ile en son Kalipso Kralı Metin Ersoy sahne aldı...

80'li yaşlardaki Metin Ersoy hem dans etti hem şarkı söyledi, hem de meslekteki 60. yılını kutladı...

Bin kişilik seyirci korosuyla söylendi tüm şarkılar...

 "Delisin", "Gençlik Başımda Duman", "Sultan-ı Yegâh", "İkimiz Bir Fidanız" , "Ah O Gemide Ben de Olsaydım", "Seninle Bir Dakika" ve diğerleri...

 

 

YAŞAYAN BİLMEZ!

Birçok hastalık için 'en çok yaşayan bilir' deriz... Alzheimer öyle bir hastalık ki... Yaşayan bilmiyor... Eni iyi bilenler, hasta yakınları...

Aslında hasta başta kendisine bir şeyler olduğunu fark ediyor... Mesela çok unutkan olduğunu... Yeni olan her şeyi unutmaya başladığını...

"Dolmaya pirinç yerine şehriye koyduğu için üzülüyor..."

Çok titiz temiz biri olmasına karşın, ıspanağı yıkamayı unutuyor, pişirmeden önce...

Anahtarını, gözlüğünü, çantasını, parasını sürekli kaybediyor...

Televizyon kumandasını buzdolabına koyuyor...

Ve acı çekiyor: "Neden ben böyle oldum! Kimse yaşlanmasın" diye...

Hastalıkta tam iyileşme henüz bulunamadı. Bazı ilaçlar sağ kalım süresini uzatıyor, hastalığın seyrini yavaşlatıyor...

Başta da söylemiştim...  Alzheimer hastalığı yaşayanın değil hasta yakınının en iyi bildiği bir hastalık...

Zira anneniz ya da babanız bir süre sonra ergenlikteki çocuğunuz oluyor... Yani isyankar, her şeye itiraz eden, hiçbir şeyi beğenmeyen birine dönüşüyor...

Sonra çocuğunuz, küçük çocuğunuz, bebeğiniz, yeni doğanınız ve sona doğru da erken doğanınız... Sonrası yok zaten...

Her gün beyninde bir çekmecenin kapandığını izliyorsunuz...

Sizi unutuyor, yemek yemeyi unutuyor, dışkılamayı unutuyor... En sonunda da nefes almayı unutuyor... Nefes almıyor ve gidiyor...

Gündüzleri idare ettiğiniz, ama gecelerin zor geçtiği bir hastalık... Alzheimer hastaları geceden korkuyor, ışıklar soluklaştığında halüsinasyonlar devreye giriyor, uyumuyor, uyuyamıyor, uyutmuyor...

Ve gittiğinde sadece anne ya da babanız değil, ergeniniz, çocuğunuz, bebeğiniz, yeni doğanınız... Beyin akış sistemini değiştirip yerine koyduğunuz ne varsa hepsi birden, yaşamınızı 24 saat dolduran bir şey de gidiyor...

Boşluğu daha yakıcı oluyor...

Bir de bu süreçte hasta yakını olarak yaşadığınız çaresiz sürecin getirdiği duygu durumu bozukluğu...

Ve sorumluluğunuzdan dolayı tüm hücrelerinizle direndiğiniz "Hasta olma lüksüm yok" anlatımıyla özetlediğiniz durum da ortadan kalkınca...

Bu defa yatağa düşen siz oluyorsunuz...  Bundan 10-15 yıl önce hasta yakınları olarak bilgi ya da destek alabileceğiniz herhangi bir yer yoktu...

Danışmaya gittiğinizde size verilen bir antidepresan ilaçtı...

Oysa hasta ve yaşlı bakımı özel bir alan... Bu özel alanın içerisinde Alzheimer hastası bakımı ise çok daha özgün yaklaşım gerektiriyor...

Dünyada Alzheimer ile ilgili çalışmalar son 20-30 yıldır ivme kazanmış durumda...

Çoğu yaşlının Alzheimer olduğu bile bilinmezdi eskiden... "Bunadı" denir geçilirdi...

Durumu, gündelik yaşamdaki karşılığı bir hakaret, aşağılama olan "Bunak" sözcüğü ile tanımlanırdı...

Dünya tıbbı, ABD eski Devlet Başkanı Reagan'ın ve İngiltere eski Başbakanı Margaret Teatcher'ın Alzheimer olmasından sonra bu konuya daha fazla eğilir oldu...

Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü tarafından yürütülen Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması (2013) sonuçlarına göre, ülkemizde 65 yaş ve üzeri nüfusun oranı yüzde 8'e... 2023 yılında bu oranın yüzde 10'un üstüne çıkması bekleniyor...

Türkiye'de ortalama kadın ömrü 80, erkek ömrü ise 75 yıl...

İnsan ömrü uzadıkça Alzheimer hastalığı riski de artıyor...

65 yaşındaki bir insanın Alzheimer hastalığına yakalanma riski yüzde 8 iken, 85 yaşına gelindiğinde ise yüzde 40'ların üstüne çıkıyor...

Türkiye'de kaç kişinin Alzheimer hastası olduğu bilinmiyor. Bu biraz da yaşlıların sağlık erişiminin yetersizliği, sağlık kuruluşlarında geriatri biliminin yeterince yer almaması, yaşlı hastalara yaş itibarıyla ölüme daha yakın olduğu varsayıldığından yeterli özenin gösterilmemesiyle de alakalı bir durum...

 2008 yılında İstanbul'da yürütülen bir araştırmaya göre, 1000 civarında 70 yaş üstü kişi tarandığında, yüzde 11 oranında Alzheimer'a rastlanıyor...  Çok yüksek bir oran... Daha da artmıştır...

Öte yandan Alzheimer hasta yakınlarının desteğe ihtiyaçları büyük. Özellikle de hasta yakınları iş yaşamında ise...

Ancak mevcut hasta yaşlı bakımevlerinde Alzheimer alanında bir ihtisaslaşma yok.

Bu apayrı bir uzmanlık dalıdır. Rehabilitasyon evlere göre uzman denetiminde yaptırılması gereken egzersizlerden tutun da tedavi protokolüne dek özel bir uzmanlık alanıdır...

Yani hastalık özgündür, eğer bir bakımevi olacaksa da özgün bir yer olması gerekir...

Nilüfer Belediyesi ile Lionslar tam da böyle bir şeyi hayata geçiriyorlar...