Hayata dair bir çeşitleme:  Uyuşturucu /cesur çocuklar

H. Gül KOLAYLI 24 Ocak 2017 Salı, 06:05

Kimi zaman yaşadığımda "Gerçek miydi" dedirten bir sürecin içerisinde bulurum kendimi...

Bugün de (size göre dün) sıra dışı günlerimden biriydi... 

Kapının zili çaldı, giriş katında oturduğum için daire kapısını açıp baktım, bir sürü çocuk...

"Teyze kapıyı aç!" dediler. Açtım. Bir arkadaşlarına geldiler sandım, kapımın önünde durdular!

Birinin elinde çiçek! Bana uzattı! Aptal aptal baktım...

"Sana aldık. Sen gazeteci teyzesin. Seni tanıyoruz" dedi içlerinden birisi ve elindeki bilgisayar çıktılarını uzattı...

Basın Yayın Enformasyon Müdürlüğü'nün Yeşilay ile birlikte İstanbul'da düzenlediği medyanın uyuşturucu haber diliyle ilgili eğitimine katılmış ve iki yazı yazmıştım...

Onlarla birlikte, gazete olarak ziyaret ettiğimiz İl Emniyet Müdürü Selami Yıldız'ın uyuşturucuyla mücadele ve operasyonlarla ilgili açıklamalarının olduğu yazının da çıktısı vardı ellerinde... Bir de karneleri...

Aralarından biri ciddi bir ses tonuyla;

"Siz eve çocuk misafir kabul etmiyorsunuz, biliyoruz, biz hep birlikte sizi ziyaret etmek istedik..." 

Hatırladım; bizim apartman caddeye altı, yedi metre mesafededir. Girişi ise yedi sekiz basamaktır, korunaklıdır.
Yaz, kış apartman girişinde çocuklar otururlar. Bazen tuvaleti kullanmak isterler; onları uyarırım;

"Bakın, elli metre ötede caminin tuvaleti var. Sadece benim evime değil, tanımadığınız hiç kimsenin evine tek başınıza girmeyin. Doğru değil" diye...  

Çocukları saydım, altı kişilerdi. Buyur ettim...

Merakla gözlemlediler; odamı "Ne çok kitabın varmış" dediler. Odadaki antikalarım dikkatlerini çekti. İçlerinden biri duvardaki yağlıboya tabloları merak etti, resme ilgisi varmış. Televizyon dizilerindeki evlere benzettiler, çok güldüm! 

Doğrudan söze girdim... "Çocuklar neden bana geldiniz? Hikâyeniz nedir?"

Aralarında yaşça büyük gibi duran yanıtladı:

"Sen bizi tanımıyorsun. Ama biz seni tanıyoruz. Kapının önünde otururken konuştun bizimle. Millet kovalarken, sen hiç öyle yapmadın. Su istedik, camdan su verdin..."

Çocuklarla bir şekilde yolumuz kesişip durmuş! Hatırlamadığım şeyler! Birine annesiyle otobüste denk gelmişim. Bir konuda yardımcı olmuşum.

Sadece bu olamazdı, onları kapıma getiren.

Onlara merdivenlerde otururken, uyuşturucudan uzak durmalarını, kullanmalarının değil  "Hayır" diyebilmenin cesaret sayılacağını söylediğimi anlattılar.  

Ve bir olayı hatırlattılar:

Geçen yıl, gecenin ortasında, kapımın önünde bir çocuk kriz geçirmişti, fırlamış, su götürmüş, elini yüzünü yıkamış, yardımcı olmaya çalışmıştım. Üstümü değiştirip çıkıncaya kadar da kaçıp gitmişlerdi.

Gecenin ortasında onları sokakta aramıştım... Gördüğüm her çocuğa sormuştum... "Ölüm tribi" denen korkunçluktan da o zaman haberim olmuştu...

Gelenlerden bir kısmı o çocuklardı.

Çocuklar uyuşturucuya nasıl bulaştıklarını anlattılar:

"Arkadaş ortamında içtik. Bir halt sanıyorduk. Bir kereden bir şey olmaz dedik, ama öyle olmadı! Arkadaşlık değil düşmanlıkmış yaptıkları..."

Okuldan kaçma, başarısızlık, aile ilişkilerinin ve sağlıklarının bozulması; "Kötüydük, çok kötü" dediler.  Bir kısmı çok az kullanmış ama yine de zarar gördüklerini söylediler.

Ve en güzeli uyuşturucudan nasıl kurtulduklarını paylaştılar.

Bir yakınını uyuşturucu nedeniyle kaybeden bir "Abi"  önce bunları yakaladığı yerde dövmüş!  Sonra önce tek tek, sonra hepsini toplayıp konuşmuş, günlerce hep anlatmış... 

Uzmanlar uyuşturucuyu bırakmanın çok zor olduğunu söylüyor. Çocukların yolun başında olmaları, onlara birbirinin ulaşabilmesi ve birbirlerine moral ve destek vermeleri etkili olmuş sanırım.
Abi dedikleri de liseli bir genç, bir şekilde çocuklara ulaşmayı başarmış.

 "Birbirimizden güç bulduk. Abi, 'ailelerinizle konuşun' dedi. Ailelerimizle de konuştuk. Bize destek olmalarını istedik..."

Gerçi bu ailelerden destek fikri hepsinde işe yaramamış! İkisinin babası fena dayak atmış. Ama hepsinin de annesi destek olmuş. Sordum; "Nasıl destek oldular?"  "Başta çok sinirli olduk.  Her şeyi kırıp döküyorduk.  Sonra yavaş yavaş sinirimiz geçti..."

Sonuçta; çocuklar kendilerini çok güçlü görüyor "Uyuşturucuya hayır" diyebildikleri için. Kendileriyle başarılarıyla da gurur duyuyorlar.

Uyuşturucunun sakıncalarıyla ilgili epeyce okuma yapmışlar, zararlarını öğrenmişler. Okullarındaki seminerleri de izlemişler.

Toplumsal farkındalık böyle bir şey! Artık o"Abi"nin kendileri için yaptıklarını, başka çocuklar için yapıyorlar.

"Uyuşturucuya hayır demenin asıl erkeklik olduğunu söylüyoruz" diyorlar.

 "Aman ha çocuklar şiddete sakın başvurmayın! Sorunla karşılaşırsanız, rehberlik öğretmeninize danışın.  Sizi yönlendirecektir" dedim.  

Uyuşturucuyla çok yönlü bir mücadele gerekiyor. Emniyet, sağlık ve eğitim kurumları ile sivil toplum kuruluşları ve duyarlı kişilerin çabası bir araya gelince bir şeyler değişebiliyor...

Ha... Çocukların ders notları da önceki seneye göre çok düzelmiş! Karnelere baktım tek tek! Hedef bile belirlemişler! İkisi polis olup uyuşturucuyla mücadele etmek, diğerleri mühendis, doktor, öğretmen olmak istiyor.

Çocuklara sordum;  "Hikâyenizi yazabilir miyim?" 

  "Zaten onun için geldik gazeteci teyze! Ama bizi ele verme, adımızı yazma" dediler; "Eyvallah" dedim.

Adlarının artık uyuşturucuyla anılmasını istemiyorlar. Benden uyuşturucunun kötülüklerini yazmayı sürdürmemi istediler. Bir de yetişkinlerin çocuk ve gençleri anlamalarını, ailelerin çocuklarıyla daha çok ilgilenmelerini yazmamı...

 "Polis amcalara da teşekkür ediyoruz" dediler. Son dönemdeki Emniyet operasyonlarının uyuşturucu satışını önemli ölçüde engellediğinin farkındalar.

Kendilerini kahraman olarak görüyorlar ya! Sahiden de kahramanlar... Aslında çok konuştuk, dört saat filan... Bu kadarını yazabildim.

(Aile profillerine gelince, aralarında bölünmüş aile çocuğu olan hiç yok. Hepsinin babası çalışıyor, ikisinin ailesi kiracı, kalanı ev sahibi. Kardeş sayısı çoğunun 3!)

Karne aldıklarında yine geleceklerine, bir sorun olursa arayacaklarına söz verdiler.

Şunu fark ettim.

Hani boşluğa seslendiğinizi dolayısıyla da boşa kürek çektiğinizi sanırsınız ve ruhunuz yorulur ya...

İşte bu yorgunluğuma İncirli çocukları ilaç gibi geldi desem az kalır.

Çok daha fazlasını armağan ettiler bugün bana... Bu aralar yitirmeye başladığım umudu!