Hayata dair çeşitleme: Çarşılar esnafıyla yaşıyor

H. Gül KOLAYLI 07 Eylül 2018 Cuma, 06:04

Çarşılar aynı eski ahşap Bursa evleri gibi! Sahipleriyle yaşıyor; yüzlerce yıldan gelen geleneklerini ayakta tutuyor...  Sahipleri bırakıp gittiğinde onların da soluğu kesiliyor...

Değişiyor, dönüşüyor. Kimisi buna 'zamana ayak uydurmak' diyor, tarihi kimlikleri birkaç satırlığına kayıtlansa da örf unutuluyor.

Misal Kayhan Çarşısı; çocukluğumda şekerciler, çerezciler, kasaplar, bakkallar, boyacılar, manavlar, marangoz ve demirciler, süthaneler, tahin helvacılar, cantıkçılar ve camcıların yanı sıra ekmek ve pide fırıncıları ile naylon ya da alüminyum kova leğen; sönmüş kireç, odun kömürü satan esnaf vardı.

Zamanla eski esnaf birer birer çarşıyı terk etti... Ya kârlılık düştü ya da ikinci kuşaklar işi sürdürmedi ya da iki, üç ayda kazandıkları parayı kira ile çıkarmaya başladılar. Ne olduysa oldu. Çarşının dönüşümü 1990'lı yılların sonuna doğru başlamıştı zaten. Şimdilerde oldu "Tarihi Kayhan köfteci" çarşısı...  Her yer köfteli pide lokantası.

Her geçtiğimde güleyim mi, ağlayayım mı şaşırıyorum. Hele tabelasında "1929'dan beri" yazanları gördükçe!..  Çocukluğum Kayhan'da geçti. Sadece Köfteci İdris vardı. O da öyle 1965'lerde filan yoktu. Kayhan Çarşısı'nda sıfır kilometre köfteci tarihi yazıldı!
Hadi biz eski Bursalılar biliyoruz! Şehre dışarıdan gelen insanlar ya da göçle gelen Bursa'dan bihaber ahali nereden bilecek!..

ÇANCILAR ÇARŞISI

Bu çarşı muhabbetine nereden geldiğimi soracak olursanız...

Bir başka çarşıdan düştü aklıma...

Çancılar Çarşısı da Bursa'nın değişen dönüşen kadim çarşıları arasında yer alıyor. Misal Gümüşçeken; eskiden işlemelerde kullanılmak üzere gümüş ip çekilirmiş. Okçular, adı üstünde ok satılırmış Bakırcılar'da bakır ustaları zanaatlarını icra edermiş.

Çancılar Çarşısı da adını çancılardan almış. Şimdiki çocuklara sorsanız oyuncak sanır. Eskiden Bursa'da hayvancılık çok yaygınmış, köylüler hayvanlarına takacakları çanları buraya gelip alırmış.

 Çancılar'da hatırlıyorum, çocukluğumda hâlâ birkaç çancının yanı sıra bozacılar, peynirciler, oyma kaşık, sandalye, ahşap sofra satan ahşapçılar vardı. Kanarya satılırdı bir de onun yerine şimdi birkaç kuşçu dükkanı var. Çancı esnafının yerini hırdavatçılar aldı. Hâlâ duruyorlar.

HACIBABA KÖFTECİSİ

Çancılar'ın en eski esnafı kuşkusuz Hacıbaba Köftecisi'dir... Çok sonradan öğrendim, meslektaşımız Güzin Abraş'ın babası ve amcasına ait olduğunu... Çarşıya işim düştükçe uğrar, o geleneksel köftesinden yerdim. Mutlaka yanında piyaz da olurdu. Hâlâ da giderim. 96 yıldır ayakta duran bir müessese...

 İki kardeş çalıştırırdı, sevgili Güzin'in babası Mehmet ve Orhan Abraş... Hiç ayrılmazlardı, iki çalışkan, çok sevecen, kadim esnaf ahlâkına sahip muhteşem insan... İkinci kuşaktan Furkan Abraş işin başına geçmiş. Lezzetten, gelenekten taviz vermeden sürdürüyor. Köfteler ev köftesiydi. Hani şimdilerde dışarıda yediğimiz köfteler lastik gibi ya! Onlarınki öyle değildir. En çok da anne köftesine benzer. Kendi yaptığım köftede bile annemin köftesinin tadını bulamam, en çok da o yüzden Hacıbaba'ya ara sıra da olsa uğramaya bakarım. Mehmet ve Orhan Usta'nın ömrü çok olsun.

SON CAMCI AHİLERİNDEN ERKAN ÜSTÜNCAN

Çancılar'a en çok uğrama nedenlerinden biri de Nevzat Cam'dır. Eskiden camcı dükkanıydı. Nevzat Üstüncan çalıştırırdı. Oğlu Erkan da küçücük yaşlarından itibaren babasının yanında yetişmişti. Tanırdım.

Özellikle de resim malzemesi aldığım bir yerdi. Elime para geçtikçe, boya, fırça, terebentin, tuval alırdım. Daha sonra resimlerin çerçevelerini de ona yaptırdım.

Zamanla dost olduk, abla kardeş gibiydik. Eski Bursalıydık. Bana hep takılırdı; "Abla beni de yazsana gazeteye, ne zaman yazacaksın?" diye...

"Ama yazacaksan da en başa Atatürkçü diye yaz" derdi. 
Siyasetle uğraşmazdı, esnaftı, herkese hizmet verirdi. Ama Cumhuriyet' e, değerlerine, vatanına, milletine bağlıydı.

"Yazarım be ablam, camcılığın nasıl aynacılığa, sanatsal malzeme satıcılığına, çerçeveciliğe dönüştüğünün hikâyesini yazarım" derdim ben de...

Kendisi de eşi Güzin Üstüncan da çok iyi insanlardı. Bir oğulları vardı.

Kısmet olmadı. Daha zaman var sandım. Yokmuş. Geçen gün ani bir rahatsızlık sonucu yitirdik. Hayatı, yapılacak işleri ertelememek lazım.

Sosyal medya sayfamda paylaştığımda tanıyan herkesin ortak tanımlaması "Çok efendi, çok güler yüzlü, çok kibar, iyi biri" olmuştu...

O son camcı ahilerinden biriydi aslında. Çocuk yaşta başlamıştı camcı mesleğine. Babasından öğrenmişti, babası da ustasından... Bu bir zincirdi. Camdan tam kopamamıştı, atölye alt kattaydı, ayna ile devam etmişti.

Son görüştüğümüzde "Çok yoruldum abla, işler, hiçbir şey eskisi gibi değil" demişti. Eşi Güzin'i sormuştum, uzun süredir göremiyordum. "İhsaniye'deki dükkanı o çalıştırıyor abla, o da çok yoruluyor" demişti.

Çancıların kadim esnaf geleneğini sürdüren renklerinden biri daha gitti... Biraz daha soldu, biraz daha renksizleşti.

Eskiden evlerde cam yerine tahta kepenkler bulunuyordu. Pencerelere cam takılması çok sonraları ortaya çıktı. Mısırlılar camdan ziynet eşyası yapıyorlardı. Romalılar cam sanatını Mısır'dan Roma'ya götürdüler. Bombeli bir pencere camı yapıp kurşunla monte ettiler. Vitray böyle doğdu.

Selçuklu ve Osmanlıda camcılık gelişmişti. Cumhuriyet döneminde ise Paşabahçe'de Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları kurulmuştu. Bugünkü cam ilk kez 1688 yılında Fransa'da imal edilmeye başladı. Düz cam sonraki yıllarda gelişti.

Cumhuriyet'in ilk yıllarından 1980'li yılların sonuna kadar geleneksel camcılık ayakta kaldı.

Camımız kırılınca camcı gelir, camın ölçüsünü alır, dükkânda elmas ile keser, sonra gelir takardı. Cam kenarları macunlanırdı. Başta yumuşak olan macun daha sonra sertleşirdi.

Halk arasında marka adıyla anılarak pimapen denilen PVC camlarla, geleneksel camcılık hızla sanayileşmeye, dönüşmeye başladı. Sağlıklı ahşap çerçeveli camlar gitti, ısıyı yalıtan sentetik çerçeveli camlar geldi yerine...

 Camcı esnafı da Nevzat Cam da olduğu gibi dönüştü. Ya sanayileşti ya da çerçeve, ayna ve sanatsal ürünlere yöneldiler. 

Son camcı ahilerinden Erkan Üstüncan'ı sevgiyle, rahmetle anıyorum.