Hayata dair çeşitleme; Herodotos'tan tarih dersleri

H. Gül KOLAYLI 09 Haziran 2019 Pazar, 06:09

Aslında başka bir şey yazacaktım... T. İş Bankası Kültür Yayınları'ndan çıkan Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi arasında yer alan 'Herodotos Tarih' adlı kitabı 13 yıl önce okumuştum.

Tarihten eminim, zira klasikleri seyyar kitapçımız Rıfkı'dan piyasaya çıkar çıkmaz set halinde alıyordum... Kitabın ikinci baskısının tarihi 2006 yılı... Ve aldığım sette seçip ilk okuduğum kitap da Herodotos Tarih olmuştu...

Konuya dönecek olursam kitapta bir anlatı vardı... 

Özetle şöyleydi; yanılmıyorsam bir Pers Kralı, Ege kıyılarındaki savaşçı bir milletle başa çıkamaz. Defalarca sefer düzenler, her seferinde hükmü altına aldığı savaşçı millet isyan edip özgürlüğünü ele alır.

Pers Kralı son bir sefer daha düzenler. Bu defa cezası ölüm olan kurallar koyar. Kurallar şöyledir;  tüm erkekler, erkek çocukları saçlarını uzatacak, silah taşımayacak, şiir okuyacak, kadınlar gibi giyinecektir... Bir kuşak geçtikten sonra o ulusun savaşçılığından eser kalmaz. 

TARİHİN TEKERRÜRÜ

Bugüne uyarlanacak tek yanı ulusu bir arada tutan değerleri yok ettiğinizde, geleneklerinden, geçmişinden kopardığınızda yani kültürel DNA'larıyla oynadığınızda o ulusun kadim özelliklerini hiç olmamış gibi silerken, aynı zamanda ulusu da yok edersiniz...  

Ve asıl önemli olan da budur... Ana hatlarıyla belleğime kazıdığım bu tarihi öykünün hangi ulus, hangi kral döneminde olduğunu hatırlayamadım...
Elime yeniden kitabı aldım... Bin sayfalık eser, hangi sayfasında olduğunu tümünü okumadan bulmak mümkün değildi. Kitaba göz atmaya kalktığımda, kendimi yeniden okuma yaparken buldum...

Belki ilerleyen sayfalarda yukarıda anlattığım konuyu bulur ve aslına uygun bir şekilde yer ve kişi adlarını da tam olarak vererek yazayım diye... Ama dedim ya, yüzlerce sayfalık tuğla gibi bir kitap, henüz o bölümlere erişemedim...

Herodot Anadolulu... Halikarnaslı...  Bugün Bodrum olarak bilinen Türkiye'nin en ünlü tatil yöresinden... (Yöre, Türkiye'de ilk olarak Halikarnas Balıkçısı olarak ünlenen Cevat Şakir Kabaağaçlı ile tanındı.)

Anonim kaynaklarda MÖ 484 yılında Halikarnas'ta doğduğu yer alsa da, Müntekim Ökten kitaba yazdığı uzun girişte farklı bir tarihleme ve bilgilendirme yapıyor:

"Herodotos'un hayatı üzerine bilinenler azdır. Suidas'ın kısa tanıtma yazısı ve Byzans'lı Stephanos'un sakladığı mezar taşı yazısı, Eusebios'un bir yazısı ve dağınık birkaç belge. Eski çağlardan kalanlar bunlardan ibarettir. Bunların üzerinde çalışan bilginlerin çıkardıkları sonuçlar, bize kendinden başak her şeyi anlatmaya çalışmış olan tarihin babası için tasarlanan hayat hikâyesine kaynak olmuşlardır. Kitabına kendisini bu kadar çok ve bu kadar az koyan bir yazar daha yoktur..."

Ökten'e göre tanınmaya başladığı MÖ 468-467 yıllarından hareketle Karia kenti Halikasnassos'ta MÖ 490 tarihinde doğmuş. Ökten'in anlatısından özetlersek;  seçkin bir aileye mensup, mensup, amcası Panyasis Herakles üzerine destan da yazan büyük bir şair. Pek çok Anadolu şehrini gezdikten sonra döndüğü kentinde amcası Panyasis Tiran Lygdamis'e karşı ayaklanmada ölünce Herodot da yurdundan çıkartılıyor ve Samos'a gidiyor.

Ökten'in "Belki" diyerek varsayımda bulduğu hususlardan biri de Herodot'un bu nedenle bağımsızlık uğruna, zorbalığa başkaldıran yurtseverlerden biri olduğu...

"Politik özgürlük konusunda Atinalılara güzel bir övgü yaptırır (Kitap V, Bölüm 78) ve Kral Kserkes'i öven bir Pers'e karşı iki Ispartalıya şu cevabı verdirir; 'Sen köleliğin ne olduğunu biliyorsun  ama özürlük, onun tatlı mı, acı mı olduğunu bilmiyorsun; eğer onun tadını almış olsaydın bize mızraklarla değil, baltalarla savunmayı öğütlerdin.'"

Ökten; Herodot'un büyük keşif yolculuklarına önce Anadolu'dan Karadeniz'den başladığını, Lydia, Media, İran ve Mısır'a Fenike'ye dek gittiğini, gittiği her yerden halk anlatılarını topladığını ileri gelen kişilerle ve bilgilerle görüştüğünü, resmi yazıları incelediğini yazıyor...

Daha önce Ökten'in yazısını şimdiki kadar dikkatli okumamışım... Zira Atina'da da yaşadığını ve Sophosles ile dostluk yaptığını da yazmış.  Ökten, Herodot'un uzun yıllar sonra Halikasnassos'a döndüğünü, ancak iç karışıklıklar nedeniyle Thurium'a gittiğini  ve mezarının da burada olduğu, MÖ 425'e doğru öldüğünü aktarıyor...

ANTİK ÇAĞDA DA ÇEKEMEMEZLİK VARMIŞ!

Ve şunu da öğreniyoruz;  edebiyat ve akademi çevrelerindeki geleneksel çekişme antik çağda da varmış...
Ökten şunları yazıyor:

"Eserin bir belge olarak değeri nedir? Eskilerden birçoğu bu arada Ktesias ve Plutarkhos Herodotos'u çok hırpalamışlardı, hatta yalancılık ve kalleşlikle suçlamaya kadar gitmişlerdi. Haklı olarak Plutarkhos'a mal edilen Herodotos'un Kötülüğü Üzerine başlıklı kitabın adı önemlidir. Bu eleştirilere yeniler de katılmıştır."

Birinci Kitap Kilio "Bu, Halikarnassoslu Herodotos'un kamuya sunduğu araştırmadır. İnsanoğlunun yaptıkları zamanla unutulmasın" diye başlıyor...

Ve kadın kaçırmanın savaş nedeni olduğunu öğreniyoruz... Bugün de doğu toplumlarında sonu gelmez kan davalarının nedenidir...  Tarihsel dedikodular da diyebileceğim ayrıntılar da yer alıyor kitapta... İlk okuduğumda da çok ilgimi çekmişti... Kaçırılması nedeniyle Yunanlılar ile Fenikeliler arasında savaşa neden olan Ispartalı kadın aslında kendi isteği ile gitmiş olabilirmiş.

Hatta bir söylenceye göre gemi kaptanına aşık olmuş, hamile kalmış, ailesinden çekindiği için gemiye binip Mısır'a gitmiş... Zaten Persliler de kadınların kendisi istemeden böyle bir şeyin olamayacağını düşünüyor ve olayı basit bir çapkınlık olarak görüyormuş...

Bir an Esra Erol programının zaman yolculuğuna çıkmış gibi oldum...

Valla bu topraklarda tarih tekerrür ede ede gidiyor. Kadın erkek ilişkilerinden toplumsal ve uluslararası ilişkilere dek!

Tarihten ders almanın bir yolu da öğrenmek...

Bunun için ille de duvara toslamak mı gerekiyor. Öğrenmenin bir yolu da okumak... 

Eskiden yurdum insanı 300, 500 kelime ile konuşuyor diye kınardık. Şimdi o günleri de arıyoruz. Eskiden de az kitap okurduk. Bırakın okumayı yazmaya bile üşenir olduk, duyguları emojilerle ifade ediyoruz, sesli harfleri uçurduk, alfabemizi 21 harfe düşürdük...

Yine de hepten umutsuz değilim. Kitap okuma alışkanlığını yeme içme gibi yaşamsal ihtiyaçlar arasına katmış bir kesim var, özellikle de gençlerin varlığı umut veriyor...

.