Hayata dair çeşitleme: Japon eğitiminde ilk adım

H. Gül KOLAYLI 25 Şubat 2018 Pazar, 06:05

Japonya ile Türkiye'nin benzer yanı çoktur. Mesela her iki ülkede imparatorluk bakiyesidir. Geleneklerine bağlıdır. Ancak onlar sanayi devrimini tamamladı ve şimdi de 4. Endüstri devrimini tamamlıyor.

Türkiye'de uzun yıllar bilim insanları bu konuyu araştırdı. Japonya başardı, Türkiye neden sanayide bir Japonya seviyesine gelemedi, diye...

Muhtelif nedenleri var elbette. Ancak biri de eğitim ve çocuk yetiştirme sistemi...

Japonya'da velilere gönderilen 18 maddelik davranış listesini okuduğumda aklıma geçen ay izlediğim bir konferans geldi...
(Zaten köşemde de yazmıştım...)

Psikolog Dr. Zafer Akıncı, Cesur Yürekli Kadınlar Derneği üyelerine, ailelere verdiği konferansta "Ailelerin en büyük mutsuzluk kaynağının çocukları" olduğunu söylemişti...

Ve annelerin bakışlarıyla çocuklarını yönlendirdiği eski zamanlara atıfta bulunmuştu.

"Çocuklarda dürtü bozukluğu var" demişti. 

Bizim kuşağın yaşamından örnek vermişti...

"Biz büyüklerin yanında ayaklarımızı uzatıp oturamazdık, yatamazdık. Misafirlikte bir yeri karıştırmazdık. Çay içmezdik...

Lafa girmezdik. Yüksek sesle konuşmazdık. Sokakta bir şey isteyemezdik. "

Aynen öyleydi. Komşu teyze ya da amcalar bizi uyardığında, annemiz onlarla kavga etmezdi.

Diyelim ki bir çocuk apartman kapısına tak tak vuruyor, 'Yapma evladım' diyorsun, yapıyor. Sıkıysa azarla!  Bu defa da kavga kapına dayanır...

Öğretmenlerimize çok saygılıydık. 'Bana bir harf öğretenin kölesi olurum' aklıyla büyütülmüştük çünkü. Şimdi öğretmen öğrenciye sesini yükseltse,  yedi sülalesi kapıya dayanıyor.
Bir anaokulu öğretmeni yana yakıla anlatıyordu; "Mesleğimi çok seviyorum. Ama artık çocuklar çok zor. Çok saygısızlar.

 Her gün onlarca kez anlatıyoruz. Mesela bakıcı kadınlar var, yemekte yardım ediyorlar. Onlara bağırıyorlar "Su getir, onu yap, bunu yap" diye.

Bize de öyle. Sürekli anlatıyoruz bir şeyi nasıl istemeleri gerektiğini. Sadece bunun için zaman kaybediyoruz.

Arkadaşlarıyla kavga ediyorlar ve birbirlerinin canını yakmaktan da çekinmiyorlar. Yirmi yıldır anaokulu öğretmeniyim.

Son yıllar çok yorucu geliyor. Zira sürekli gözlerimiz üstünde. Her an bir ağlama, bir kapışma... Ne oldu bu çocuklara böyle!

Bir çocuk vardı, sürekli oyuncakları kazağının içine saklıyor, eve götürüyordu. Aileyi çağırdım. Uyardım. Kesinlikle kabul etmediler, beni şikâyet ettiler. Baktım anlatamıyorum, en nihayetinde ben bir yıl okutacağım.

 Bir yıl sabrederim. Aldığı zaten ıvır, zıvır şeyler. Ama yarın öbür gün daha büyük şeyler alır. Şimdiden önlem alınması gerekirdi. "

Evde ailesine "Getir, götür, yap, koy" gibi emir veren çocuk elbette bunu dış çevresine de yansıtacak...

Elbette bizim zamanımızda da ayrık otları olurdu, kural tanımayan, şiddete eğilimli çocuklar! Ya da kötü yetişkinler...

Mesela bir Sümüklü İsmail vardı, benden iki yaş küçüktü, karıncaları örümcek ağına atar, kedi yavrularına eziyet ederdi. Her gördüğümde üstüne atlardım, elimden zor alırlardı.

Muhtemelen yetişkinliğinde de kadına, çocuğa, insana, canlıya şiddet uygulayan, çevresine zarar veren bir insan olmuştur.

Şiddet bugüne göre çok ama çok azdı. Sadece hala hatırlarım, 9 yaşındaki bir kız çocuğu kaybolmuş ve bir daha bulunamamıştı. Tüm çocukluğumuzda bu tek bir hikâye vardı. Büyükler hep uyarırdı, uzağa gitmeyin, Ayla gibi kaçırırlar sizi diye...

Biz Kirişçikızı çıkmazında büyüdük. 4, 5 yaşlarında filandık.  Hiç kimse bu yaştaki çocuklarını Kayhan çarşısına fırına filan göndermezdi. Çıkmaz sokağın bittiği yer sınırdı. Ötesi yasaktı.

Bütün komşular çocukların bu sınırı aşmasından sorumluydu. Köşe başındaki terzi Saim, ebeveynlerce tam yetkili kılınmıştı. Aralıktan başımızı çıkarmaya kalktığımızda elindeki sopayla bizi kovalardı.
Tüm bunların nereden aklıma düşüren Japonya eğitim sistemine dönecek olursak...

Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar, yıllardır Bursa'da çocukları Çanakkale'ye taşır durur ve şunu anlatır:

"Türkiye'ye gelen Japon uzmanlar diyor ki; 'Biz çocuklarımızı anaokulunda önce alır Hiroşima'ya, Nagazaki'ye götürür, nasıl bir yıkım yaşadığımızı gösteririz. Sonra onları alırız, en büyük teknoloji fabrikalarına götürürüz. Çok çalışarak neleri başardığımızı gösteririz. Sizin Çanakkale gibi büyük bir başarı öykünüz var. Çocuklarınıza gösterin..."

Japonlar için geleneksel ve ilkesel davranış ve tutumlar çok önemli. Bunlar da çocuk yaşta okulda ve ailede öğretiliyor...

İşte Japonya'da her sene başında okul idaresi ve öğretmenler öğrenci velilerine gönderilen öğrenilmesi gereken davranış ve kural listesi:

"Birisi konuşurken dikkatli bir şekilde dinle.  İnsanlara selam ver, soruları açık bir şekilde ve duyulabilir bir sesle cevapla.

Sandalyede uygun bir şekilde otur. Başkalarına ait olan eşyaların, sana ait olmadığını anla.

Ayakkabılarını çıkardıktan sonra düzenli bir şekilde yerine koy. Giysilerinin temiz olduğundan ve kırışık olmadığından emin ol. Masanı ve çevreni düzenli tut.

Gece erken yatmayı, sabah ise erken kalkmayı öğren ve bu sorumluluğa alış.  Kahvaltıyı önemse. Dişlerini her zaman fırçala.  Asla yalan söyleme.

Kimseyi dışlama ve kimseye dışlanmış hissettirme.  Eğer birinin bir problemi varsa ona yardımcı ol.  Kimse hakkında kötü şeyler söyleme.

İnsanlarla iyi geçinmeyi, oynamayı ve bir şeyler öğrenmeyi alışkanlık haline getir. Sadece tek başına oynama. Başkalarıyla da oynayabilecek kadar sıcakkanlı ol.

 Hem doğada zaman geçirip rahatlamak, hem de daha fazla hareket etmek için dışarıda oyna.  Eğer hata yaptıysan büyük bir ciddiyetle özür dile."

Bizim ne yazık ki çok daha fazlasını öğretmemiz gerekiyor yetişkinlere ve çocuklara... Misal cinsel tacizden, tecavüzden nasıl korunacaklarını...

Son dönemde hepimizin içini çok acıtan, vicdanını kanatan çocuklara yönelik şiddet ve saldırılar yaşandı. Yurtlarda,  anaokulları da dahil her seviyeden okullarda,  düğün evlerinde, kendi evlerinde, sokakta...

Saldırılar kadar cezasızlık da insanları çileden çıkartıyor. Eskiden birine bir tokat attın mı, 6 ay içerde yatardın. Bir cezasızlıktır almış başını gidiyor.

Artık sosyal medya var, mızrak çuvala sığmıyor. Olaylar çok kısa sürede toplumun genelinde bilinir oluyor...