Hayata dair çeşitleme: 'Yazının gittiği yer...'

H. Gül KOLAYLI 24 Haziran 2018 Pazar, 06:47

Bugün 24 Haziran... Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri var... Dolayısıyla da seçim yasakları söz konusu...

Bize de yazmak adına kala kala börtü böcek, çayır çimen, kuş, civciv filan kalıyor...
Misal eskiden bir kuş dili vardı...  Kaç kişi hatırlıyor acaba? Bizim yaşımızdakilerden başka bilen var mıdır?

Kuşaklara şöyle bir göz attım...

Bizim nesle Sandviç kuşağı deniyormuş...  Amerikan uydurması diye gülüp geçtim önce...

Sonra tanımlamalara  baktım...

EYVAH! AYNI BEN!..

Misal;

 "Aynı evde önce çocuklarına sonra da yaşlanan ana babalarına baktılar!"  Eyvah! Aynı ben!..

"Dünyanın insan hareketlerini, radyonun altın çağını yaşadığı yıllardı..."

Valla doğru!  Yılları... Çocukluğumuz Radyo Tiyatrosu, Arkası Yarınlar, Şevket Rado,' Gökten Üç Elma Düştü' diye başlayan masallar, Orhan Boran dinlerdik... Tek kanallı TRT yıllarıydı.

Ha bir de Sandviç kuşağı için diyorlar ki:

"Sadakat duyguları yüksekti, kanaatkârlardı; aynı yerde uzun süre çalıştılar."

He valla... Öyleydi... Hala da sadakat artı vefa duygularım yüksektir... Hep kanaatkardık. Aynı yerde uzun süre çalışırdık. Taa emekli olana ya da kovulana dek!

Bir de şu deniliyor bizim kuşak için! (Bu kadar uyuşunca, mecburen bizim kuşağa döndü tepkim!)

 "Teknoloji kimine yakın, kimine uzak oldu, çok benimseyemediler... "

İşte burada kısmen bizimlikten yırtıyorum... Zira ziyadesiyle teknolojiyi, bilgisayar, akıllı telefon standartlarında da olsa kullanıyorum...

Ve bir madde daha var;

"Aslında babaları gibi otoriteye saygılılardı..."

Eh... Hiçbir zaman saygısız bir insan olmadım (Bizim zamanımızda büyüklerimizin yanında ayağımızı bile uzatamazdık öykünmesi!) Ancak çocukluğumdan beri, hele de gençliğimde otoriteyle hep sorun yaşadım...

KİTAP OKUMASAYMIŞIM İYİ OLACAKMIŞ!

(Hani çok kitap okumasın toplum, deniyor ya! Kesinlikle doğru! 
Okumayı öğrenenin tahtada yazılanı gördüğünü sanıyordum. Gözlükleri taktım, her evin damında bizimki gibi kiremit olduğunu ve en önemlisi tahtayı gördüğümü yani okumayı öğrendiğimi fark ettim...  O günden itibaren de kitaplar vazgeçilmezim oldu...

Öyle ki, çok abarttığımdan bizimkiler yasak koyarlardı. Yatağın altına girip mum yakıp kitap okurken, yün yorganı yakmışlığım vakidir!  Kitaplara bulanınca aklım dünyada ne olup bittiğine de ermeye başladı... Sürüden olamadık, sürüye sayılamadık... Aslında bir miktar aptal olmayı çok da isterdim!)

Sonuç itibariyle... X kuşağı bile olamadığımızı yeni keşfettim. Oysa ben kendimi hep X kuşağı olarak konumlandırmıştım...  Zira X kuşağını 1965 ile 1979 yılları arası doğanlar olarak tanımlamış mevzunun alimleri!

X kuşağı için diyorlar ki:

"Teknolojiye uyumda sorun yaşayan, değişim kabullenmekte zorlanan, kurallara uyumlu, disiplinli, sabırlı, otoriteye saygılı!"

Haklıymışlar! Hiç biri bana uymuyor!

Hah... Y Kuşağı, 1980 ile 1999 yılları arasında doğanlar! Bizim neslin çocukları... (Oğlum ile büyümesine tanık olduğum Tuğçe tam da burada işte!)

Bu kuşağı şöyle tanımlıyorlar:

"Özellikleri bölgeye, sosyal ve ekonomik koşullara göre değişiyor. Otoriteye sadık olmayan, iş yaşamında hemen patron olmak isteyen,  tüketmek için çalışan bir kuşak... Teknolojiye bağımlı ama X kuşağıyla da bağlarını koparmamış! Sadakat duyguları az. Daha bireyci! Tüketim kuşağı. Sıkıntıya gelemiyorlar!"

Eh!.. Şimdi Y kuşağı ile çok yakın bağları olunca insanın, böyle tozları konduramıyor...  Hem tarafım, hem de bir şeyler desem ucu onlara dokunacak. Bir nevi tarafım yani! Böyle olunca son yıllarda geliştirmek zorunda kaldığımız yorumsuzluk yeteneğine sığınıyorum.
 

Z KUŞAĞINA HİÇ KIYAMAM BEN!

Ah 2000-2012 arası doğanlar Z kuşağıymış... Asyam 2011'li demek ki Z kuşağından.

4,5 yaşındayken tablette oyuncaklarla oynayan çocukları izliyordu... Çok merak edip sormuştum; 'Sen yazmayı bilmiyorsun, nasıl buluyorsun hangi programı izleyeceğini" diye...

Bilmiş bilmiş yanıtlamıştı: "Babaanne, bak buraya basıyorum, sesli söylüyorum, geliyor!" Arkadaşı Beyza öğretmişti...

Yalvarmıştı bana "Babaanne ne olur bana Youtube'de sayfa aç, ben oyuncaklarla oynarken videomu çek, koy..." diye...

"Baban ikimizi de keser" demiştim... Geçen yıl öğrendim ki, iki yıldır oyuncak videosu yayınlayan çocuklardan biri ayda 30 bin lira filan kazanıyormuş...

Yani benim Z kuşağımın ticari aklı bizden bin kat öndeymiş...  Kafam basmamış!

Şimdi Z kuşağını alimler şöyle anlatıyor...

"İnternet aracılığıyla sosyalleşmeyi tercih ederler!"

Kesinkes doğru...

"Oyuncaklar yerine akıllı telefon, IPad,  bilgisayar ile oynarlar!"

Aynısıyla vaki!

"Z kuşağı marka ve ürünlere sadık değillermiş..."
O da doğru; Y kuşağı yani babası marka nesliydi...

Mevzunun alimleri şöyle buyuruyor:

 "İnsanlık tarihinin el, göz kulak gibi motor becerilerinin uyumu en yüksek kuşak! Dikkatleri çabuk dağılabiliyor. İş yaşamına atıldıklarında Sandviç, X ve Y kuşaklarının fiziki olarak yaptıkları işlerin çoğu yapay zeka tarafından yapılacak. Buluşçu bir nesil olacaklar..."

Tabii tüm bunlar savaşın olmadığı coğrafyalarda yaşayan Y ve Z kuşakları için geçerli. Savaş coğrafyası kuşakları acıda eşitliyor.

Kuş dilinden nerelere geldik...  Hayat da böyle bir şey, bazen insanı daldan dala konduruyor ya oradan buraya sürüklüyor...

Misal... Bugün seçim yasaklar nedeniyle kuş, börtü böcek yazacaktım...  Kuş dili filan derken, kendimi bunları yazarken buluverdim...

Bizim kuşak, X kuşağı hatta Z kuşağının büyük kısmı anne ya baba oldu... Tüm kuşak farkları bir yana hepimizin ortak kaygısı ve önceliği evlatlarımız, torunlarımız...
Kuşak farkları tam da bu noktada sıfırlanıyor... Onlara iyi bir gelecek sağlamak adına çırpınıyoruz...

Öte yandan...
Bugün seçim var...  Seçimler dünyanın ne sonu ne de başıdır...  Hepimizin bir görüşü, tercihi var.  Gidip sandıkta tercihimizi yapacağız. Vatandaşlık görevini yerine getireceğiz. Seçim kampanyaları toplumu gerdi. Herkesin sağduyuyu, itidali elden bırakmaması gerekiyor. Hepimiz bir arada yaşamak zorundayız. Yüz yüze bakacağız.

Dedelerden torunlara S, X, Y,Z ve sonrasındaki tüm kuşakların yaşayabileceği tek bir Türkiye var... İşte tam bu noktada eşitleniyoruz. Seçimler bir demokrasi sınavıdır. Tüm dileğim bu sınavın başarıyla verilmesidir...